Manisa davası bitti.. Ya işkence?

Manisa davası bitti.. Ya işkence?


Manisa’da lise öğrencilerine işkence yapıldığına ilişkin ilk haberi okurken gözlerime inanamamıştım. O tarihte Posta’yı yönetiyordum.
16 Şubat 1996 Çarşamba günü Posta’nın manşeti bu konuya ayrılmıştı.. Posta’dan başka hiçbir gazete bu korkunç işkence iddiasını manşet yapma gereğini duymamıştı..
Aradan yedi yıl geçti.. Bütün dava sürecini yakından izledim.
Posta’dan sonra Radikal’de, sonra da Milliyet’te yönetici olarak bulunduğum süre içinde davanın değişik aşamalarına bir gazeteci olarak tanık oldum. Konuyla ilgili olarak kaç tane yazı yazdığımı hatırlamıyorum bile..

Bütün bu dava süreci boyunca başka işkence olaylarıyla da karşılaştık.
Bir çok yakın arkadaşı işkenceden geçmiş bir gazeteci olarak bunun insanlarda nasıl bir tahribat yarattığını, yaşamında hiçbir şekilde silinmeyecek izler bıraktığını iyi biliyorum.
İşkenceye karşı çıkmanın, işkencecilerle mücadele etmenin sadece bir gazetecilik görevi değil, aynı zamanda insani bir sorumluluk olduğunu da düşünüyorum.
İşkence yapılan, insanların işkence altında öldüğü bir ülkede yaşamanın utanç verici bir şey olduğuna inanıyorum.
İnandığım bir başka şey daha var: Türkiye’de devlet yeteri kadar mücadele etmediği, hatta bu mücadelede gönülsüz davrandığı için işkence sistematik bir uygulamadır.

İşkencenin muhatabı sadece belli bir siyasi görüşün mensupları değildir. İşkence gördüğünü bildiğim arkadaşlarımın içinde "ülkücü" olanlar da var, solcular da..
Hatta "suç"un siyasi olması bile gerekmiyor. Son derece sıradan adi suçluların hatta hiçbir suçla ilişkisi bulunmayan ama yolu bir şekilde oraya düşmüş kişilerin bile karakollarda kötü muamele gördüğü saklanamayacak bir gerçek..
Elbette, devletin en yetkili organlarının böyle bir emir vermişliği yok. Hiçbir Başbakan, hiçbir İçişleri Bakanı, Vali ya da Emniyet Müdürü böyle bir emir vermiş olamaz. Hatta bu makamlarda oturanların işkence karşıtı demeçler verdiklerini, işkenceyi bir insanlık suçu olarak nitelediklerini de çok duydum.
Ama bütün bunlara rağmen işkencenin Türkiye’de sistematik bir uygulama olduğunu düşünüyorum.

Bunun tek nedeni kamu yöneticilerinin işkence iddialarını soruşturmaktaki gönülsüzlükleridir.
Yasalarımızdaki bazı hükümlerin bu tür soruşturmaları güçleştirdiği bir yana, soruşturma aşamasında da kamu yöneticilerinin görevlerini ihmal ettikleri bir gerçek..
İşkence yaptığı iddia edilen görevliler ile ilgili soruşturmaların uzatılması, zaman aşımına uğratılması, işkence nedeniyle haklarında dava açılan görevlilerin bulunup mahkemeye çıkarılamamaları gibi bir dizi sistematik uygulama..
Düşünün ki 16 Şubat 1996’da gazetelere yansıyan bir işkence olayı ile ilgili dava ancak dün bitirilebildi.

Eğer bu süreç içinde herkesin her fırsatta suçladığı medya olayı sahiplenmemiş olsaydı, suçlular bugün yakalarını adaletten kurtarmış, işkence gören de işkence gördüğü ile kalmış olacaktı.
Bu olay nedeniyle hüküm giyen kamu görevlilerinin cezalarını çekmek üzere ne kadar süre içinde yakalanabileceklerini de sadece Tanrı biliyor. Bu suçluların yakalanmaması da benim çin sürpriz olmayacak..
AB bir rapor yazıp Türkiye’de işkence yapıldığını belirttiği zaman bu hepimizin gururunu kırıyor.
Bunun tekrarının önlenmesi ancak işkence iddiaları ile ilgili soruşturmaların savsaklanmaması ile mümkün.
Bu yapılmadığı sürece hepimiz işkence yapılan ve buna ses çıkarmayan bir ülkenin vatandaşları olarak tanınacağız..
Bunu hak etmiyoruz.