Programında AB olan yeni bir hükümet kurulur mu?

Programında AB olan yeni bir hükümet kurulur mu?


Siyasetin günlük dalgalanmaları içinde hepimizin unutmuş gibi göründüğü bir gerçek var: Yıl sonuna kadar bazı yasalarımızda, Kopenhag Kriterleri’ne uygunluğu sağlayacak düzeltmeler yapılmadığı taktirde, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik hedefi geri döndürülmesi çok zor bir yara alacak...
MHP’nin bu konudaki tavrı çok açık. MHP ne bu konudaki yasal düzenlemeler için tavrını değiştirecek, ne de bütün bu değişiklikleri olanaksız kılan seçim tarihindeki ısrarından vazgeçecek...
DSP’deki istifaların, hükümetin Meclis’teki çoğunluğunu bitirecek sayıya ulaşması durumunda Başbakan Ecevit’in, görevinden çekilmesi bekleniyor.
Bu yeni bir hükümet krizi demek.
Bu durumda gelenekler Cumhurbaşkanı’nın yeni hükümeti kurmak için Devlet Bahçeli’yi görevlendirmesini gerektiriyor. Ve büyük bir ihtimalle Bahçeli, bir hükümet kurmayı deneyecek...

Türkiye’deki siyasal bölünme bir bakıma biçim değiştirdi. Eskinin klasik "sol", "sağ" tanımlamaları ile bu bölünmeyi açıklamak artık o kadar da kolay değil.
Türkiye’de siyaset, küreselleşme ve Avrupa Birliği taraftarları ile bunun karşıtları arasındaki çekişme ile ivme kazanacak.
Nitekim bu konudaki ilk büyük bölünme "İslamcı" kesimde gerçekleşti. FP’nin ardından ortaya çıkan iki yeni partinin (AKP ve SP) birbirinden ayrıldıkları zemin bu zemin.
Şimdi aynı bölünme DSP içinde yaşanıyor. Şükrü Sina Gürel’in DSP içindeki yükselişinin nedeni bu. Herkes biliyor ki Gürel, küreselleşmeye de AB üyeliğine de karşıt fikirlere sahip.
Bu konuda bölünmeyecek iki parti var. Birisi tümüyle Batıcı ANAP, öteki tümüyle Batı karşıtı MHP...
DYP’nin tabanında da benzer bir bölünmenin seçimlerde gerçekleşmesini beklemek gerekecek. Aynı şekilde bir başka bölünme de CHP içinde yaşanacak...

Şimdi tekrar başa dönüp Bahçeli’ye hükümet kurma görevi verildiği takdirde neler olabileceğini düşünelim.
Bahçeli’nin bu kutuplaşmada işbirliği yapabileceği tek güç artık Gürel’in DSP’si. Bu iki partinin Meclis mevcutları, bir hükümete güven oyu aldırmaya yeterli olmayacaktır. Genel kutuplaşmada AB karşıtı olarak gördüğüm SP, en azından demokratikleşmeyle ilgili adımların atılmasında ısrarlı olacaktır, çünkü Erbakan’ın ve hareketin siyasal geleceği de büyük ölçüde buna bağlı.. Demek ki SP’nin böyle bir hükümete dışardan da içerden de destek vermeyeceğini varsayabiliriz.

Geride kalan AB taraftarı blok, Meclis’ten bu konudaki bütün düzenlemeleri geçirebilecek güce sahip.
Yeni kurulacak parti, ANAP, DYP, AKP bir koalisyon oluşturabilirler. Ya da gündemi ve programı sadece AB ve seçim yasaları olan bir azınlık hükümetini destekleyebilirler.
Bu da erken seçimin en erken önümüzdeki yılın baharında yapılması anlamına gelecek bir gelişme yaratacaktır.
Ve doğrusu da budur: Türkiye, günlük siyasal çekişmeleri ile Avrupa Birliği perspektifini kaçırmamak zorundadır.