Reklamın sokak çocuğu

Benim yaşımdakiler hatırlamakta zorlanmayacaklar:O dönemlerde tek kanal üzerinden siyah-beyaz yayın yapan TRT'den başka bir kanal yoktu.Sadece programlar değil, reklamlar da bitmeyen bir merakla seyredilir, o reklamlardaki tipler yaşamımıza, sloganları günlük dilimize girerdi.Sözünü ettiğim kampanya "Jill" markasını taşıyan bir kadın çorabı için hazırlanmıştı."Eskimiş çoraplarınızı atın, atamıyorsanız paspas yapın" (Kadınlar o yıllarda eski çoraplardan paspas örerlerdi, hâlâ ören var mıdır bilemiyorum.) sloganı ile yapılan müthiş kampanyanın özelliği o güne kadar gerçekleştirilmiş en kalabalık prodüksiyon olmasıydı..Sokaklarda yürüyen binlerce insan balkonlardaki kadınlara "eskimiş çoraplarınızı atın" diye bağırıyor, adeta gökten eskimiş kadın çorabı yağıyordu!.. Dünya üzerinde böyle bir ikinci örnek daha olduğunu hiç sanmıyorum: Bir sosyalist partinin üyelerinin, bir hızlı tüketim ürününün reklamında görev almaları! O güne kadar böyle kalabalık bir prodüksiyon Yeşilçam'da bile yapılmamıştı ve o kadar kalabalığı bir düzen içinde yürütmek için "tecrübe" gerekiyordu."Tecrübe" aynı zamanda o yıllarda Türkiye İşçi Partisi üyesi olan Ersin Salman'ca sağlandı. Ersin'in tanıdığı partililer, gösteri yürüyüşlerinden edindikleri tecrübeyle o muazzam kalabalığı başarıyla yürüttüler! Yürüyenlerin çoğunluğu da partiye yakınlık duyan üniversite öğrencileriydi.Bu, hiç kuşkusuz dünya "sosyalizm" tarihinde de bir ilkti. Bir sosyalist partinin üyeleri, bir tüketim ürününün reklamında fiilen görev almışlardı!..Genç partililerin ücretleri de çok azdı: Adam başı bir adet "soğuk kumanya" paketi!İnsanın çok yakın bir arkadaşı ile ilgili olarak yazılmış bir kitabı eline alması gerçekten çok değişik bir duygu.Bir yanda "kafasındaki saçların sayısını" bile bildiğinizi iddia edebileceğiniz bir insan, bir yanda da 448 sayfalık bir kitap..Sayfaları hızla çeviriyorsunuz, tanıdık yüzlerin fotoğrafları, anlattıkları.. Öykünün çoğunu biliyorsunuz ama okudukça fark ediyorsunuz ki, arada unuttuğunuz sahneler, kaçırdığınız detaylar da var.Daha önce defalarca seyrettiğiniz bir filmi en başından tekrar seyretmek gibi sanki..Daha önce seyrettiğinizde ayırdına varmadığınız bazı şeyleri görüyor ve yeni bir film seyrediyormuş duygusuna kapılıyorsunuz..Reklamcılık Vakfı'nın yayımladığı "Reklamın Sokak Çocuğu-Ersin Salman'ın Yaşam Öyküsü" isimli kitabı okurken aklımdan geçenler bunlardı.Kemal Sezer'in titiz araştırmacılığının ürünü olan bu kitabı okurken, bir bölümüne "masanın karşı tarafında oturan" bir "reklamveren" olarak tanıklık ettiğim "Türk reklamcılığının seyir defterini" izlemiş oldum. Ücret 'kumanya' Reklamcılık Vakfı'nın Başkanı (ve birçok yayının çıkarılış heyecanını birlikte paylaştığımız) Faruk Kaptan, kitaptaki önsözünde şöyle yazıyor: "Reklamcılık Vakfı olarak ana konumuzu sektörümüzün insan kaynağını, gençler, ustalar ve yetenekler olarak tanımlıyoruz. Sektör belleğinin oluşması, ustaların bilgi ve deneyimlerinin genç kuşaklara aktarılması, önem verdiğimiz başlıca konulardan.." (Bizim gazeteci cemiyetlerinin de bu fikirden bir şeyler öğrenmesi gerek.)Salman'ın yaşamöyküsü bu ana fikirden yola çıkılarak yazılmış. Toplamı milyarlarca doları bulan reklam kampanyalarının büyük yaratıcılarından birinin deneyimlerinin, genç reklamcılara aktarılabilmesi, bedeli ölçülemeyecek bir eğitim hizmeti de aslında.Ve benim gibi reklamcı olmayanlar içinse Türkiye'nin geçirdiği büyük dönüşümün "sivil tarihi" aynı zamanda.. Ustadan, gençlere Bir insanın yaşamöyküsü üzerinden giderek, yakın dönemin toplumsal ve iktisadi gelişmesini izleyebiliyor, "resmi ilan"dan, "reklam"a geçiş sürecinin gerisindeki toplumsal formasyonu çözümleyebiliyorsunuz.Ersin'in yaratım sürecinde önemli roller oynadığı reklam kampanyalarından birçoğu bugün hâlâ akıllarımızda.Usta boyacı Merbolin, Ahmet Bey'in televizyonu Schaub Lorenz, evinize Dinarsu döşeyin-kapınıza milyoner yazın gibi Türk reklamcılık tarihinin ilk büyük kampanyaları..Efes Pilsen için yapılan "bira bu kapağın altındadır" ve "biracı bacanak" kampanyaları.. (Benim yaşımdakiler kolayca hatırlayacaklar, bu reklam kampanyasının sürdürüldüğü dönemlerde Türkiye'nin dört bir yanı adı Bacanak olan birahanelerle dolmuştu..)Ersin Salman ile Hürriyet bünyesinde yayımladığım Spor gazetesinin reklam kampanyasında birlikte çalıştık.Yasemin'in bebekliğinden beri de Saraçoğlu'ndaki her Fenerbahçe maçını yan yana izledik, birlikte sevindik, birlikte üzüldük..Yaşam öyküsünü anlatan kitabı okurken onun gibi bir arkadaşım olduğu için bir kez daha mutlu oldum... mehmet.yilmaz@milliyet.com.tr Unutulmaz reklamlar