Sanat, hayatı taklit etmez

Filmi çeken ekipte başta yönetmeni olmak üzere birçok yakın arkadaşım vardı.Bütün yaz ayları boyunca tek çabaları filmin sonunu benden saklamak oldu ki bir sır CIAde bile eminim böyle saklanmıyordur.Onlara hep şunu söyledim: Bir filmin sonunu merak edenlerin zekâsından her zaman şüphe etmişimdir. Herkes bilir ki Love Story, Kazablanka gibi birkaç film dışarda bırakılacak olursa bütün filmler iyi sonla biter!"Modern sanat"a kadar rönesans dönemi de dahil olmak üzere inanılan şey şuydu: Sanat, hayatı taklit eder!Ama "yedinci sanat" söz konusu olduğunda bunun böyle olmadığını Baudrillarddan çok önce, daha çocukluk yıllarımda keşfetmiştim!Sinema bir sanatsa (ki öyle söylüyorlar ve bir numara bile vermişler!) hayır, sanat hayatı taklit etmez!Gerçek hayatta her zaman kötüler kazanırken, sinemada kazananlar hep iyiler olur.. Bu yüzden filmlerin çoğu iyi sonlarla biter.Sinemada iyiler, en zor durumlarda bile kötülerin nutuk atma sevdası yüzünden bir punduna getirip silahı adamın elinden alıverirler.. Oysa gerçek hayatta kötüler nutuk atmaz. Kötülüklerini hızla gerçekleştirmek için yeterli ruhsal ve fiziksel özelliklerle donatılmışlardır..Bunun için Asmalı Konakın da iyi bir sonla biteceğini elbette herkes gibi ben de biliyordum.Zaten iyi sinema seyircisi de bunu merak etmez. Filmin ilk beş dakikasında kimin iyi, kimin kötü olduğunu anlar ve filmin nasıl biteceğini bilir. Sinema seven insan için önemli olan hikâyenin nasıl anlatıldığıdır. Filmin "fotoğrafları", kurgusu, müziği, oyuncuların rol yetenekleri, yönetmenin öyküyü anlatma biçimidir önemli olan.Bu kadar insan sonu neredeyse yüz yıldır bilinen Titaniki bile seyrettiyse, bunun nedeni de budur. Asmalı Konakın filmini dün seyrettim. Bu, diziyi izlememiş olmam nedeniyle arkadaşlarım arasında uğradığım "prestij kaybımı" telafi etmeye yeter mi bilmiyorum ama filmi izledikten sonra şunu söyleyebilirim: Konuyu anladım, olay Amerikada geçiyor! Asmalı Konakı bir sinemasever olarak böyle seyrettim. Müzik çok başarılı, Menderes Samancılar, Özcan Deniz, Selda Alkor da öyle.. Yönetmen de arkadaşım diye söylemiyorum, elindeki öykü ve oyuncularla iyi bir iş çıkarmış.Galadaki kadınların çoğunun ağladıklarına tanık oldum. Filmi, sinema eleştirmenleri ile birlikte seyreden bir arkadaşım, kadın eleştirmenlerin de ağladığını ama sakallı erkek eleştirmenlerin ağlamadığını söyledi.Mahsun Kırmızıgül de filmden çıkarken bana şöyle dedi: "Beni ağlattı ya, film iyi film abi.." Bir de "Bu sosyetik kadınlar neden bu kadar çirkin abi?" diye sordu ama bunun filmle ilgisi yok. Kimlerden söz ettiğini de zaten anlamadım. Ağlatıyorsa iyidir abi! Üç gün arayla iki filmin galasında bulundum. Biri Atinada bir Yunanlı yönetmenin ilk filmiydi, öteki İstanbulda bir Türk yönetmenin ilk filmi..İki filmde de dikkatimi çeken şu oldu: Yönetmenler, uğraşıp didinip birer Amerikan filmi yapmaya çalışmışlar. Tam Amerikan filmi olmamış elbette ama Fransızca söyleyecek olursak "bon pour lOrient!"Yani sözüm şu ki bu film sadece Türkiyede değil, bütün Arap dünyasında, Hindistanda, Rusyada ve Orta Asyada iş yapar.Eleştirilebilecek yönleri elbette var. Sadece ölüler hata yapmaz çünkü.. Onlar da zaten hiçbir şey yapmazlar! (Bu sözüm hiçbir filmi beğenmemekle işlerini iyi yaptıklarını düşünen eleştirmenlere.)Ben mesela "sirtaki"nin Ürgüp yöresi oyun havalarından biri olduğunu bilmiyordum. Ama konak ahalisinin hepsi iyi çalışılmış sirtaki sahnesinde döktürdüklerine göre belki de gerçekten öyledir!Sonuç olarak şunu söylemeliyim: Asmalı Konak film gibi bir film. Türkiyede sinemanın yeniden canlanabileceğinin, seyirciye saygılı olunursa filmlerin para kazanabileceğinin yeni bir örneği. mehmet.yilmaz@milliyet.com.tr Film gibi bir film