'Son Padişah'ı bugün yargılayabilir miydik?

Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet devrimleriyle pek barışık olduğunu söyleyemeyeceğimiz İslamcı kesim, bu konudaki kararını zaten çok daha önceden vermişti: Vahdettin hain değildi!Buna karşılık başta eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel olmak üzere "cumhuriyet" fikriyle barışık herkesin ortak kanaati de Vahdettin'in hain olduğu. Bülent Ecevit'in, "Vahdettin hain değildi" açıklaması üzerine kopan fırtınayı izliyorum. Tarihsel olayları, yaşandığı dönemin gerçeklerinden soyutlayıp bugünkü değerlerimizle yargılamanın doğru bir yöntem olmadığını düşünürüm.Belki dikkatinizden kaçmıştır, bence bu tartışmadaki en doğru saptamayı Vahdettin üzerine bir kitap da yazmış olan yılların gazetecisi Yılmaz Çetiner yaptı: Vahdettin aciz ve hastaydı!"Aciz ve hasta padişah" sorunu Vahdettin'in kişisel bir sorunu da değildi.Sorun, Osmanlı Sarayı'nın geleneklerinden ve entrika dolu dünyasından kaynaklanıyordu ve doğrusunu isterseniz belki de son üç dört yüz yıldır Osmanlı Sarayı'nda aklı başında bir veliaht ya da padişah bulabilmek neredeyse olanaksızdı. Aciz ve hastaydı Daha tahta çıkar çıkmaz öz kardeşlerini boğdurtarak iktidarlarını sağlama alma geleneği, yıllar içinde "medenileşti" belki ama bu "medenileşme", hanedanın bütün veliahtlarının sağlıksız ve yarı deli insanlar haline gelmelerine de yol açtı.Saltanatın bekası için "Gerekiyorsa kardeşlerini ve çocuklarını da öldür" kuralından zamanla vazgeçildi ama "ölüm", yerini artık "ölüm korkusuna" bırakmıştı ki bunun bir kere ölmekten daha ağır bir yük olduğunda sanırım hepimiz hemfikir olabiliriz. Korkusu daha beter! Osmanlı Sarayı'nda "veliaht" olmak demek şöyle bir şeydi: Kardeşiniz, amcanız ya da amcanızın oğlu tahta çıktıysa, siz onların iktidarı için olası bir tehlike olarak görülürdünüz.Bunun bir tek sonucu vardı: Tecrit edilmiş bir hayat!Karılarınız ve çocuklarınızla bir saraya ve o sarayın bahçesine tıkılıp yaşamınızın sonuna kadar orada öylece beklemek.Ve bu arada şunun olmaması için dua etmek: Acaba arkamdan entrikalar çevrilir ve tahta çıkmak istediğim yolunda padişahta bir kuşku uyanırsa, bir gece bostancılar kapımı kırıp içeri girerler mi?Hanedanın birçok üyesinin bu korkusunun haksız olmadığını ve hayatlarını bir yağlı urganla boğazları sıkılarak kaybettiklerini de biliyoruz. Hatta bir isyandan sonra tahta çıkarılmak üzere odasından alınan bir "padişah"ın, kendisini saraya götürüp tahta oturtmak isteyenlere bu işten vazgeçmeleri için ağlayarak yalvardığını da tarih kitapları yazıyor. Tecrit edilmiş bir hayat Vahdettin tahta çıktığında 57 yaşındaydı. Bütün çocukluğunu, gençliğini ve orta yaşlılığını sarayda kapalı bir ortamda geçirdi.Bu açıdan bakıldığında Çetiner'in tespiti doğru: O hasta ve aciz bir insandı!Vahdettin'in, Atatürk'ü "özel görevle Anadolu'ya yolladığı", aslında gizliden gizliye Anadolu'daki isyanı desteklediği iddiaları, padişahın içinde bulunduğu işte bu somut nedenlerden dolayı mümkün olamazdı diye düşünüyorum."Önce Allah'a, sonra İngiliz hükümetine" güvenen bir kişinin, İngiliz işgali altındaki bir kentte, onların izniyle oturduğu bir tahtta, son derece kararlılık ve cesaret isteyen bu tür bir işi başarabileceğinden kuşkuluyum."İhanet" bir olaya nereden baktığınızla çok yakından ilişkili bir kavram ve herhalde bir "hain"in yaptığı her neyse onu yapabilmesi de her şeyden önce biraz "irade" ve "kararlılık" isterdi ki bu davranış biçimi de büyük olasılıkla Vahdettin'den çok uzak olmalıydı."Vahdettin hain değildi"-"Vahdettin haindi" tartışması bu nedenle boş bir tartışma.O aciz ve hasta bir adamdı ve bugün insan psikolojisi üzerine bildiklerimiz o dönemlerde biliniyor olsaydı büyük olasılıkla "cezai ehliyetinin" bile olmadığını savunabilirdik... mehmet.yilmaz@milliyet.com.tr Boş bir tartışma