'Türban'ın sınırı kamusal alandır

'Türban'ın sınırı kamusal alandır



Öyle görünüyor ki bir süre daha "türban" sorunu yaşayacağız. Bu sorunu çözmeden de huzurlu bir toplum olabileceğimizi düşünmek zor.
Cumhuriyet devriminin en önemli unsurlarından biri kadının özgürleşmesi ve toplumsal yaşam içinde erkeklerle eşit bireyler haline getirilmesi çabasıydı.
Kadının hapsedildiği ev ortamından dışarı çıkabilmesi, bir birey olarak kendi varlığını ifade edebilmesi için üzerindeki her türlü kısıtlamanın kaldırılmış olması gerekiyordu.

Bu kesim üçe ayrılır...
"Türban"ın bugün tartışılır hale gelmesinin nedeni budur.
Bir kesime göre "türban" geriye dönüştür. Cumhuriyet ile birlikte kadının kazandığı hakların elinden alınmasına yönelik bir "ilk adım"dır.. Bugün bu konuda verilecek tavizler gelecekte kadının tümüyle evine kapanmasına yol açacak gelişmelere zemin hazırlamaktır.
Bir diğer kesim ise "türban"ı, İslamın modernleşmesinin bir uzantısı olarak görüyor. "Türban" sayesinde, dini gerekçelerle evine kapatılmak istenen kadının önü açılıyor, okumasına, bir işe girip çalışmasına, toplumsal yaşamda bir birey olarak yer almasına olanak sağlanıyor..
Bugün "türban" savunucusu durumunda olan ama öteki eylem ve söylemleriyle esasen kadının toplumsal yaşam içinde yer almasının doğru olmadığına inandığını da ortaya koymaktan çekinmeyen aşırı İslamcı - şeriatçı bir çevrenin var olduğunu da biliyoruz.
Ve bugün sürdürüldüğü biçimiyle türban tartışması esasen bu üçüncü grubun işine yarıyor.

Tartışma onlara yarıyor
İlk iki grup birbirini dinlemeyi bilmediği için, sorunları medeni bir şekilde tartışıp herkesin endişesini giderecek bir çözüm bulmayı başaramadığı için üçüncü grubun istediği oluyor.
Bir kısım kadın, salt öyle inandığı için evine kapatılıyor. Okuma hakkı elinden alınıyor, resmi davetlere bile çağrılmıyor.
Bunu aşabilmek için önce "türban"ın bir kişisel tercih olduğu gerçeğini kabul etmemiz gerekiyor.
Beğensek de beğenmesek de, istesek de istemesek de bazı kadınlar başlarını örtüyorlar. Başlarını şu ya da bu isimli bir örtüyle örten kadınların tümü şeriatçı olmadığı gibi, bir kısım kadının da salt yaşadığı çevrede rahat edebilmek için başını örttüğünü biliyoruz.

Düzen bozucular!
Öte yandan kamu görevi yapan kişilerin özel giysi, rozet, aksesuvarlarla siyasi görüşlerini belli etmelerinin kamu düzenini nasıl bozduğunu çok yakın bir geçmişte yaşadık.
Türkiye'de insanların bıyıklarının ve sakallarının boylarıyla siyasi tercihlerini ortaya koyduklarını, bunun toplumu nasıl ikiye bölen bir uygulama haline dönüştürüldüğünü gördük.
Sadece bıyık boylarıyla değil, insanların okudukları gazeteye göre kategorize edildiklerini, kamu hizmetinden yararlanırken bu nedenle farklı muamelelere uğradıklarını da yaşadık..
Bu geçmişten ders almalıyız.

Nerede başlar, biter?
Türbanın bu tür bir ayrımcılığın aracı haline gelmesini önlemek, aynı zamanda kişisel tercihi nedeniyle türban kullanan tüm kadınların da haklarını korumak demektir. Sadece onların değil, başlarını türbanla örtmek istemeyen kadınların da haklarını korumak türbanın bu tür bir ayrımcılık için kullanılmaması ile mümkün olabilir.
Bunun da yolu açık ve net bir "kamusal alan" tarifi yapabilmekten geçiyor.
Daha önce yazdım, yine tekrarlayayım.
Benim bu konudaki ölçüm şudur: Kamusal alan, kamu hizmetinin görülmesi ile ilgilidir. Kamu hizmetini görmekle yükümlü olanlar (devlet ve belediye memurları, öğretmenler, subaylar, polisler, kamu sağlık personeli gibi) kişisel tercihlerini belli edecek simgeler kullanamazlar.
Buna karşılık kamu hizmetinden yararlanmak da bir vatandaşlık hakkıdır. Kamu hizmetinden yararlanacak vatandaşa, giysisinin niteliğine göre davranmak bu hakkın özünü zedeler, yok eder.
Türban konusunu tartışmaya başlayacağımız yer burası olmalıdır: Kamusal alan nerede başlıyor, nerede bitiyor?