Uyuyan Güzel, zenci olarak uyanınca..

Masal aslında yeni değil, "Uyuyan Güzel"in yeni bir versiyonu.Kral ve kraliçenin uzun zamandır özlemini duydukları bebek en sonunda dünyaya gelir. Jawhara, ender bulunan bir inci kadar güzeldir. Kral ve kraliçe, minik prensese isim verileceği gün düzenlenen kutlamaya, uzun zaman önce öldüğünü zannettikleri kötü cadı Kandisha'yı davet etmezler. Kandisha buna çok öfkelenir ve bir büyü yapar. Yedi iyi yürekli perinin bunun karşısında yapabildikleri tek şey, kötü cadının küçük prensese yaptığı büyünün etkisini biraz olsun azaltmaktır. Ancak masal yine bildiğimiz gibi gelişir ve Jawhara, 16 yaşına bastığı gün eline batan bir iğne sonucunda ne zaman uyanacağı bilinmeyen bir uykuya dalar.Yüz yıl sonra oralardan geçmekte olan bir prens dayanamayıp Jawhara'yı öperek uyandırır. Ama Jawhara'nın 100 yıllık uykusu sırasında gençliğini korumuş olmasının bedeli artık bir zenci olmasıdır. Prensin annesi olan kraliçe, siyahi bir gelini olması fikrinden hiç hazetmez ve oğlunu talihsiz Jawhara'dan uzak tutmak için türlü yollar dener. Tahar Ben Jelloun'un "bir çocuk kitabı yazdığını" duyduğumda şaşırmıştım. Bu son romanında, Tahar Ben Jelloun, "çocuklarımıza ırkçılığı anlatmak için bir masal" yazmış. Tahar Ben Jelloun, Fas'ta doğmuş, büyümüş "frankofon" bir yazar. Fransa'nın en prestijli edebiyat ödülünün de sahibi. Kitap henüz Türkçe'ye çevrilmediği için, konuyla ilgilendiğimi bilen bir yayıncı arkadaşım bu özeti benim için yaptı.Tahar Ben Jelloun, geçen yıllarda kitap fuarı için Türkiye'ye geldikten sonra bir Fransız gazetesinde yazdığı makalede, Türkiye'nin, Fas, Cezayir ve Tunus gibi "Mağrip" ülkelerinden önce "modernleşmesini" laiklik ile açıklıyordu. Ve Türkiye'nin AB üyeliğinin, bu tür ülkeler için çok önemli bir model oluşturacağını, modernleşme ve demokrasi isteyenlerin "Mağrip'te" böylelikle güçleneceğini savunuyordu. Neden, laiklik... Ben Jelloun'un bu eski makalesini ve son "masalını" hatırlamama yol açan şey Günther Verheugen'in, Bild gazetesi okuyucuları için açılan bir telefon hattında karşılaştığı sorular oldu.Dün Milliyet'in internet sitesinde bununla ilgili haberi okurken, bazı Almanların Türkiye'yi "yüz yıllık uykusundan zenci olarak uyanan Jawhara" gibi gördüklerini düşündüm.Ve beni asıl şaşkınlığa düşüren şey de bu soruların içindeki gizli-açık ırkçılık değil, Verheugen'in verdiği yanıtlar oldu. Şaşırtan yanıtlar Verheugen'in yanıtları, bu sorulardaki ırkçı tona açıkça karşı çıkmıyor, hatta bu görüşleri "zımnen" onaylar mahiyette "yatıştırıcı" bir yön taşıyordu.Avrupalı sıradan insanların, yüz yıllardır "öteki" diye bellediği "Türk-İslam" kimliğine, bir de metrolarda, otobüslerde patlayan bombaların gürültüsü arasında bu tür ırkçı bir yaklaşım içinde olmalarında yadırganacak bir şey yok.Ancak, toplumlara yön veren insanlar da bilinçaltında aynı duyguların esiri olduklarını gösterirlerse durum giderek vahimleşiyor demektir. Vahim tablo Bu ürkütücü tablo karşısında Tahar Ben Jelloun'un neden böyle bir masal yazma ihtiyacı hissettiğini daha iyi anlıyorum."Avrupa edebiyat çevrelerinde iyi isimleri olan Türk yazarlar bu durumdan hiç etkilenmiyorlar mı?" diye de sormadan edemiyorum. Neden en iyi bildikleri yolla; yazı yazarak, konuşmalar yaparak bu durumu değiştirmeye gayret etmiyorlar? mehmet.yilmaz@milliyet.com.tr Peki Türk yazarlar?