Yaşamak değil, bizi bu telaş öldürecek..

Şöyle diyor: "Sıkıldım, sıkıldım, uçmak istiyorum / Yalınayak yere basmak istiyorum / Ne eksiğimiz var çiçekten, böcekten / Tabiat misali coşmak istiyorum."İstanbul'da yaşayıp da bu mevsimde insanın "tabiat misali coşmak istemesi" çok normal aslında.Her gün yeni bir çiçek açıyor. Erguvanlar, leylaklar, mor salkımlar çıldırmışlar.. Katırtırnakları, minik kır çiçekleri, adlarını bilmediğim bir sürü otsu bitki.. Hepsi birlikte bir yarış içindeler sanki.. "En güzel benim, en parlak renk bende" der gibiler.. Sezen Aksu'nun bir şarkısı dolandı dilime.. Yeni bir şarkı mı, yoksa ben mi yeni duydum bilmiyorum. Bunun ne önemi var, zaten doğru dürüst de söyleyemiyorum ama dilime takıldı işte.. Otoyoldaki mucize Geçen gün TEM otoyolunun Kemerburgaz çıkışı yakınlarında orta refüjde çiçek açmış bir ayva ağacı da gördüm. Kimsenin onu getirip oraya dikmiş olmasına imkân yok. Belki rüzgârın getirdiği, belki bir kuşun ağzından düşen bir tohum belli ki orada yeşermiş ve giderek bir ağaca dönüşmüş. Gerçi bir otomobilden atılmış yarısı yenmiş bir ayva da olabilir bütün bu güzelliğin nedeni, ama bunda bir romantizm yok, elbette bu olasılığı reddediyorum, psikolojik olarak... Sabahları Boğaz'da yürüyorum. O saatlerde trafik de pek olmadığı için Boğaz tepelerindeki "balta girmemiş" korulardan yükselen bülbül sesleri, sahildeki martıların çığlıklarına karışıyor. Hayat kaçarken... Tıpkı, Boğaz'da yürürken benim duyduğum kuş cıvıltılarını, yoldan hızla geçen otomobillerdeki insanların duymadıkları gibi..Anlamsız bir telaş içinde oradan buraya gelip giderken yaşamın özünü de kaçırıyoruz gibi geliyor bana..Biraz yavaşlasak, ilerde hatırlayacağımız ve hatırlanınca dudaklarımızda küçük tebessümler yaratacak birçok şeye tanık olabiliriz.. Trafik her zamanki gibi saçma bir nedenle tıkanmamış olsa, iki tarafından her gün binlerce otomobilin geçtiği bir otoyoldaki bu mucizeye tanık olamayacaktım. Şimdi yavaşlama zamanı Öykü, Michelangelo Antonioni'nin, "Bulutların Ötesinde" adlı filminden bir sahne aslında..Genç kız bir kafede gizemli bir erkekle tanışıyor ve adam ona şu hikâyeyi anlatıyor: Geçenlerde bir okuyucumun gönderdiği bir öyküyü paylaşacağım sizinle bugün. Onu okuyunca belki hiç olmazsa bu hafta sonu için biraz yavaşlayıp ruhlarınızın da size yetişmesini bekleyebilirsiniz.. Ruhlarımız geride kalıyor Ulaşmak istedikleri yere bir an önce varmak isteyen Batılı arkeologlar bu duruma bir anlam veremeyip zaman kaybettiklerini, bir an önce yola devam etmeleri gerektiğini anlatarak, yerlilerin neden durduklarını öğrenmek istemişler. Yerlilerin dilinden anlayan rehber, onlarla bir süre konuştuktan sonra şunları söylemiş: Çok hızlı gidiyoruz. Ruhlarımız geride kalıyor." mehmet.yilmaz@milliyet.com.tr "Bir zamanlar Afrika'da kayıp bir şehri arayan arkeologlar, beraberlerindeki yükleri, hayvanların ve yerlilerin yardımı ile taşıyarak uzun bir yolculuğa çıkmışlar. Kafile zor doğa koşullarında, balta girmemiş ormanların içinde ilerleyerek, nehirleri, çağlayanları geçerek yolculuğa günlerce devam etmiş. Fakat günlerden bir gün yerlilerin bir kısmı birden durmuşlar. Taşıdıkları yükleri yere indirmişler ve hiç konuşmadan beklemeye başlamışlar.