Yolsuzluk ve rüşvete gerçekten karşı mıyız?

Yolsuzluk ve rüşvete gerçekten karşı mıyız?


Egemen her devlet, kendi yasal mevzuatını istediği gibi oluşturabilir. Egemenlik kavramının doğal sonucu bu...
Anayasamız Türk milletinin egemenliğini Anayasa’da yazılı kurumlar aracılığıyla kullandığını belirtiyor. Bu çerçeve içinde "yasa yapma yetkisi" de Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne verilmiş bir görev.
Uluslararası Sözleşmeler, bu hakkın kullanımından belli bir ölçüde feragat etmek anlamına geliyor olsa da, sonuç olarak bunlar da TBMM tarafından onaylandığı için bir "iç hukuk metni" olarak kabul görüyorlar. Ve böyle anlaşmalarla ülkelerin kendi haklarını sınırlaması egemenlik hakkının özüne bir zarar vermiyor.

Bir garip çelişki...
"Yurttaşlık Bilgisi" okumuş her Türk’ün bildiği bu şeyleri neden tekrarladığımı merak ediyor olmalısınız.
Bu ayın ortalarında bütün ülke Kopenhag Zirvesi ile meşgulken Türkiye, Avrupa Konseyi tarafından hazırlanan "yolsuzlukların önlenmesi hakkındaki sözleşme"ye dört çekince koydu.
Gazetelerimizde küçük de olsa yer bulan bu habere göre Türkiye, "rüşvet ve yolsuzluk fiillerini, ulusal mevzuatlarında kısmen ya da tamamen, cezai yaptırım gerektiren bir suç olarak yer vermeme hakkını" koruyor.
Bunun nasıl bir "hak" olarak görülebildiği ilginç bir durum.
Sözleşme, adı üzerinde "yolsuzluk ve rüşvetin engellenmesi" ile ilgili... Bunun cezalandırılması gereken bir durum olduğunu öngörüyor. Gariplik burada ortaya çıkıyor. Hem bir uluslararası sözleşmeye taraf oluyorsunuz, hem de bu sözleşmenin içeriğiyle koyduğunuz çekince arasında bile bir çelişki var...
Bundan yola çıkarak Türkiye’nin "bazı" rüşvet ve yolsuzluklara ceza verilmesinden yana olmadığı sonucunu mu çıkarmalıyız?

Türkiye de imzalamış ama...
Aynı konuda çelişkili bir başka tavrımız daha var.
"Yabancı kamu görevlilerine rüşvet verilmesinin önlenmesi" ile ilgili olarak bir OECD sözleşmesi var.
Bu sözleşmenin hazırlanmasına neden ihtiyaç duyulduğu çok açık. Rüşvet sadece bir "talep" kurumu değil çünkü... Rüşvetin arzını da ortadan kaldırmalı ve suç haline getirmelisiniz ki olayın her iki tarafı da bu eylem nedeniyle suçlu duruma düşsün.
OECD bu düşünceden hareketle sözünü ettiğim bu sözleşmeyi hazırlamış ve 30 OECD üyesi ile OECD üyesi olmayan dört ülke bu sözleşmeye imza atmış.
Türkiye de sözleşmeyi imzalayan taraflardan birisi. Nitekim yasal süreç tamamlanmış ve TBMM de bu sözleşmeyi onaylayarak bir "iç hukuk metni" haline getirmiş.
Uluslararası sözleşmeleri iç hukuk metni haline getiren ülkeler, kendi mevzuatlarında bu sözleşmeye göre düzenlemeler yapıyorlar.

Çoktan seçmeli soru!
Şimdi size bir soru soracağım. Bilin bakalım, bu sözleşmeyi imzalayan ve parlamentolarında onaylayan 34 ülke içinde kendi mevzuatında gerekli düzenlemeyi yapmayan ülke hangisi?
a. Türkiye
b. Türkiye
c. Türkiye
d. Hepsi
Bütün yanıtların "doğru" olduğu bir "çoktan seçmeli" soru... Gerçi böyle sormasaydım da okuyucularımın tümünün doğru yanıtı bulacaklarından emindim, orası ayrı konu...
Rüşvet ve yolsuzlukla ilgili iki uluslararası sözleşme karşısındaki tavrımız bu.
Şimdi bir soru daha soracağım? Yanıtı herkes kendi vicdanında versin... Sizce Türkiye, yolsuzluk ve rüşvetin önlenmesini gerçekten istiyor mu?