Biraz kafa dinlemek, biraz da bilmediğim, görmediğim yerleri gezmek için rotayı geçen hafta Antakya’ya kırdım...
Hoş, gerginlikten yana hiç eksiği olmayan bu topraklarda “bir yerlere kaçmak” mümkün değil. Hele, burnunuzun dibinde Suriye  dururken... Hele, ülkede bazı uzmanlara göre dünyada!- görülmemiş bir istihbarat-yargı skandalı patlamışken... Hele, kötü hava koşulları memleketin en güney noktasında bile felaketlere neden olurken...
Evet efendim... Antakya da kötü hava koşullarından payını aldı. Ancak bunun suçlusu  doğa değildi. 
Tek sorumlusu vardı, o da insan. Daha doğrusu, bilimi, sivil toplumu dinlemeyen devlet yetkilileri.
Neden? Çünkü ülkenin en kıymetli, en verimli ovalarından birini besleyen Amik gölünü kurutup göl çanağının üzerine havalimanı inşa ettiler!

Havalimanı göl oldu
Son 10 gündür aşırı yağışlar nedeniyle “kurutulan” gölün suları yükseldi, Hatay havalimanını su bastı, kullanılmaz hale geldi. Uçuş günü telefonumuza gelen mesajla, bileti iptal edebileceğimizi ya da Adana’ya gidebileceğimizi öğrendik.
Bunun anlamı, Adana’dan 3.5 saat süren bir otobüs yolculuğuna katlanmaktı. Havayolu şirketleri, Hatay’a gidecek müşterilerine servis koyma masrafına bile girmedi. Hatay’dan birkaç gün sefer düzenlense de dönüşte de aynı çileyi çektik.
Yerel gazeteler, Hatay’ın afet bölgesi ilan edilmesi gerektiğini yazdı. Depremle yerle bir olan Van’ı afet bölgesi ilan etmemiş hükümet, tabii ki bunu dinlemedi.

Ne kadar harcandı?
Dönemin parasıyla trilyonlarca lira harcanarak yapılan havalimanında, şimdi kim bilir kaç milyon lira daha harcanarak su boşaltılmaya çalışılıyor...
Kim bilir diyorum, çünkü ne havaalanı için şimdiye kadar harcanan miktar, ne de sonrasında devamlı olarak doldurulan piste harcanan paralar açıklandı...
Devlet, bu limana yapılan masrafın ve su baskınından doğan zararın hesabını vermeli.
Eğer bu müsriflik, bu vurdumduymazlık sizi rahatsız etmiyorsa daha ne diyeyim... 



ÇEVRECİYİ DİNLEMEMENİN BEDELİ




Hatay havalimanının ne kadar yanlış planlandığını, orman yüksek mühendisi Özer Özgüç’ten öğrendim:
-Hatay havalimanının yapımı ilk kez 2000’de gündeme geldi. Mustafa Kemal Üniversitesi’nin (MKÜ) hazırladığı ÇED raporuna göre “kuş falan yok”tu. Büyük tartışmalar koptu.
-O zamanki Çevre Orman Bakanlığı, kuş göçü hakkında bir yıl süreli bir bilimsel araştırma yapılması ve buna göre karar verilmesi sonucuna vardı.
-Bu defa çalışmayı Kuş Araştırmaları Derneği (KAD) yaptı. Hatay’ın kuş göçleri açısından olağanüstü önemini gözler önüne serdi. Yılın en az beş ayında ciddi çarpışma riski oluştuğundan yola çıkarak, söz konusu dönemlerde uçuş yapılmamasını önerdiler.
-Birkaç gün sonra gazeteler Çevre Bakanlığı’nın, MKÜ’nün hazırladığı ÇED raporunu onayladığını yazdı!
-Havaalanı, 2001 yılında 15 trilyon keşif bedeliyle ihale edildi. Ancak Adana Bölge mahkemesi, 2003’te yürütmeyi durdurma kararı aldı.
-Çevre ve Orman Bakanlığı, sivil toplumun uyarılarına rağmen yeni bir ÇED raporuyla inşaatın devamına imkan tanıdı.
-Havaalanı, hem teknik, hem bilimsel açıdan yanlış yerde, bile bile yapıldı. Verimli tarım alanı yok edildiği gibi müthiş bir zarara imza atıldı.
-Ovayı seller basıyor, hala uslanmıyor ve uyanmıyoruz. “Bu yanlıştan dolayı çiftçinin her sene oluşan zararını kim ödeyecek? Tuzlanan ve verimi düşen toprağı yeniden verimli hale kim getirecek?” gibi sorular da cevapsız.




MEN DAKKA DUKKA DEMEK ÇOK AYIP

Antakya’da bulunduğum günlerde, Suriye haberleri büyük ilgiyle takip ediliyordu. Bir mekanda soluklanırken, televizyonda Başbakan’ın Esad’a “Men dakka dukka” dediğini duyduk.
Yan masadan biri “Arapça’da böyle bir laf yok ki” diye şaşkınlığını dile getirdi. Malum, Antakya’da en yaygın dillerden biri Arapça. Merak ettim, her Arapça bilene sordum, “men dakka dukka” ne demek diye...
Meğer Arapça’da “eden bulur” anlamına gelen bir deyiş değilmiş. Çok ayıp, argo bir sözmüş. Kadına yönelik söylenirmiş, anlamı da “kim döverse onu dövün”!
Galiba Başbakan’ın Arapça bilen danışmana ihtiyacı var.
 

EtiketlerÇED