Hukuk çiğnendiği için sit kararı alınıyordu

Eklenme Tarihi28.10.2010 - 20:07-Güncellenme Tarihi28.10.2010 - 23:26

Çamlıhemşin ilçesindeki Fırtına Vadisi’ni HES’lerden kurtaran  “Derelerin avukatı” ismiyle anılan Yakup Okumuşoğlu, yeni kanun tasarısını yorumladı: “Zaten mahkeme kararları çiğneniyordu. Ancak sit alanı ilan ederek projeler durduruluyordu. Yasa çıkarsa yapacak pek bir şey kalmayacak.”

 

Hükümet, HES projelerinin önünü kesen “birtakım çevreci tipleri” temizlemek için sert bir hamle yaptı. Yeni yasa tasarısıyla, sit alanı ilan etme yetkisi Çevre Bakanlığı’na devrediliyor. Yani “Benim işim baraj yapmak” diyen, DSİ’nin kontrolünü elinde bulunduran Çevre Bakanı Veysel Eroğlu bu konuda da son sözü söyleyecek.
Ancak bu karar bir günde alınmadı. Sadece İkizdere’nin rövanşı da değil. Geçen hafta Tunceli-Munzur’da da iki baraj projesi durduruldu. Ülkenin en batısından en doğusuna, en çok da Karadeniz’e yoğunlaşan 2000’i aşkın HES projesinin önündeki en önemli engel, sit alanı ilan edilerek projelerin iptal edilmesiydi.  
Bu alandaki ilk örnek karar Fırtına Vadisi’nde alınmıştı. Çamlıhemşin’deki altı yıllık hukuk mücadelesinin simge ismi avukat Yakup Okumuşoğlu’nu aradım. Karadeniz’de “Derelerin avukatı” adıyla anılan Okumuşoğlu, yeni yasa tasarısı için “Beklediğimiz bir şeydi” dedi: “Bu mevzuat karşısında korumayı ancak sit alanı ilan ederek oluşturuyorduk. HES’lere karşı dava açarken köylülere, vadilerin sit alanı ilan edilmesi için çaba harcayın tavsiyesinde bulunduk. Bu projeleri durdurabilmek için sit alanı ilan etmekten daha iyi bir çözüm yoktu.” 

SON KOZ GİTTİ Mİ?
Derelerin avukatı, Doğu Karadeniz’de 700 kottan sonra her yerin sit alanı olması gerektiğini söylüyor. Daha aşağısı zaten yerleşim alanı, fakat bu yükseklikten sonrası yayla ve mera. Karadeniz’in dağlarına özellik veren kotların tümü sit karakteri taşıyor.
Peki HES’lere karşı son koz sit alanı ilan etmek mi? Okumuşoğlu, Milli Park ve sit alanı olmayan yerlerde dava açtıkları halde kazandıklarını belirtiyor. Ancak asıl sorun, her şeyde olduğu gibi uygulamada... Yani mahkemenin “Çevreye zararı var, iptal edin” kararına rağmen pek çok yerde inşaata devam ediliyor. Zaten mahkemenin aldığı kararlara uyulsaydı, sit alanı ilan etmeye de gerek duyulmayacaktı!
İdare, hukukun arkasından dolaşarak hareket ettiği için sit ve Milli Park’ı öne sürerek projeler durdurulmaya çalışıldı. 
“Bundan sonra ne olacak?” diye sorduğumda Okumuşoğlu şu yanıtı veriyor: “Komisyon oluşturulacak. SİT ve Milli Park karakteri var mıdır, yok mudur diye karar verilecek. Başka bir statü verilecek ancak bu tanım ne olur, bilemiyoruz. Yasa çıkarsa yapacak pek bir şey kalmayacak. Anayasa Mahkemesi’ne gidilir ama oradan çıkacak karar ne olabilir?”

SOYUT İFADELER
Tabiatı ve biyolojik çeşitliliği koruma kanunu tasarısı, kara, kıyı, su gibi doğal değerlerin hem korunması, hem de kullanılmasına yol veriyor. Üstelik gayet soyut ifadeler kullanarak. Tıpkı HES projelerinde hazırlanan ÇED (Çevre Etki Değerlendirme) raporları gibi. Okumuşoğlu’nun tabiriyle “kopyala yapıştır” yöntemiyle, kelime oyunu yaparak.
Toplumun henüz algılayamadığı en önemli nokta şu: HES projeleri kısa vadede öyle kârlı ki, hem devleti, hem de bankaları ayakta tutuyor. Doğrudur, ekonomiye ciddi bir getiri sağlıyor. Hatta Türkiye’nin krizi bu projelerle aştığı bile söyleniyor.
Ancak uzun vadede, sulak alanlar tamamen kontrolden çıkacak. Bu, uluslararası sözleşmelere de aykırı. En fenası, doğanın talanıyla birlikte söz konusu alanların insansızlaştırılması.
Kuşu, keçiyi, çiçeği takmayanlar, en azından insana değer vermeyi denese... O zaman bu korkunç talanı desteklemenin, gelecek kuşakların yaşamını yok etmek anlamına geldiğini kavrayabilir.  

 

Günay: Yetki devriyle ilgili tereddütlerimiz var  
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun ‘sit alanı ilan etme yetkisinin’ Çevre ve Orman Bakanlığı’na bağlı yeni bir kuruma devredilmesiyle ilgili bazı tereddütleri olduğunu söyledi. Ordu Üniversitesi’nin açılış töreni için bu kentte bulunan Günay, “Tabiat alanlarının varlıklarının Çevre Bakanlığı tarafından yönetilmesi, Avrupa hukukuna, dünyadaki evrensel gelişmelere uygun bir davranış. Fakat Meclis’e sunulmuş bulunan yasayla ilgili bizim bazı tereddütlerimiz var. Bu aceleyle çıkacak bir yasa değil. Yasa üzerinde biraz daha çalışılması gerekiyor. Henüz komisyona bile gitmiş değil. Dikkatle takip ediyoruz” dedi. Günay şöyle devam etti: “Bu yasanın Meclis’e sevk edilme tarihi, Şu anda ‘sit kararları’ ile ilgili, Koruma Kurulu kararlarıyla ilgili bazı tartışmalar olduğu için zamanlaması uygun olmadı.” 

 

ÇEVRE BAKANLIĞI SEVİNEMEDİ
“Çevre ve Orman Bakanlığı kendi oluşturacağı bir komisyon ile ‘Ben yaptım oldu’ anlayışı içerisinde çalışmaya hazırlanıyor. Bugüne kadar izlemiş olduğu sistematik yıkımı, kanuni zemini oluşturarak engellerden yoksun bir şekilde çalışmayı hedefliyor. Herkesin bildiği ve ortak görüşte birleştiği tek nokta, bugüne kadar alınmış olan sit kararlarının bile artık güvencede olamayacağı. Bunca yıldır mücadele eden vadiler kanun nezdinde elde ettikleri başarıyı yine kanunun kendi elleri ile kaybedecekler. Türkiye’de kanunlar belli çıkar gruplarının menfaatlerine göre yapılmaya başlandı. Hiç kimse hiç bir konuda güvenceye sahip değil. Çevre Bakanlığı, Enerji Bakanlığı gibi davranıyor. Bir ülkenin Çevre Bakanlığı elde edilen sit kararına sevinemiyorsa bu sorgulanması gereken büyük bir sorundur.”
 Karadeniz İsyandadır Platformu