İzmir’in imajı ve trans cinayetler

Kadına karşı şiddet ve cinayet haberlerini haberleştiriyor, tartışıyoruz. Ancak görmezden gelinen, yok sayılan devasa bir nefret suçu sorunumuz daha var: Trans cinayetleri... Türkiye, trans nefret cinayetlerinde 47 Avrupa Konseyi üyesi ülke arasında ilk sırada, dünyada ise yedinci sırada.
Geçen yıl 28 trans birey nefret cinayetine kurban gitti. 2012’nin ilk üç ayında bu rakam dörde ulaştı bile. Sadece son bir haftada Ege’den iki cinayet haberi geldi: Dün Kuşadası’nda Nükhet Kızılkaya (23), 30 Mart’ta ise İzmir’de Tuğçe Şahin adındaki trans kadınlar öldürüldü.
Bir transseksüeli görünce rahatsız olanlar kadar ağızlarının suyu akanlar da maalesef yoğun bir nefret söyleminin parçası olabiliyor. Üstelik muhafazakâr ya da “çağdaş” fark etmiyor. Konu trans veya eşcinsellere gelince transfobi ve nefret söylemi çok yaygın. En muhafazakârından en aydınına, aynı zehirli dili ve tavrı gösterebiliyor.
Okan Bayülgen’in Londra ve Paris’i örnek göstererek, “Bizim ne zaman gay bir belediye başkanı olacak?” sorusuna “Tabii bizim kendimize göre bir yaşam tarzımız, örfümüz, geleneklerimiz var. Oralar çok daha farklı bir noktada... İnşallah bizim Türkiye’de gay belediye başkanı olmayacak ve olmamalı” yanıtını veren Melih Gökçek, bu fobinin açık bir örneği...

Hedef gösteren yazı
Cinsel yönelimleri nedeniyle insanları hedef gösteren, aşağılayan, karalayanlar medyada da ne yazık ki mebzul miktarda.
Ege bölgesinde üst üste işlenen iki cinayet üzerine bianet’e konuşan Kaos GL’den Barış Sulu, Gazetem Ege’de Hilmi Çınar’ın yazdığı yazıya dikkat çekiyor. “İzmir’in imajı” yazısını okudum. Nefret söylemi nedir, derste örnek vaka olacak derecede, buram buram nefret kokuyor.
Çınar, 18 Mart’ta yayımlanan yazısında, polisin ‘gerekeni yaptığını, travesti ve transseksüellerin Alsancak’tan dağıtıldığını’ anlatıyor sevinçle... Sayısı 30’a düşen, kendi tabiriyle “ellerinden geldiğince dikkat çekmemeye, rahatsızlık vermemeye dikkat eden” trans bireylerden yine de hırsını alamıyor:
“İzmir’in kanayan yarası”nı durdurmak için resmen bu 30 transı hedef gösteriyor. Efendim, İzmir EXPO 2020’ye “pırıl pırıl” bir şehir olarak hazırlanacaksa ‘kontrol edilmeleri’ gerekiyormuş.
Kruvaziyer turizminden para kazanmaları da batmış bu zata. Ah ah, gemiciler İzmir’i tarihi, güzel havası ve güzelliğiyle değil, maalesef travestilerle tanıyormuş! Demek ki onların tercihi bu, sana ne?

Kibrit versen yakacak
EXPO, kruvaziyer turizmi yetmiyor, İzfaş Fuarı’na bile transseksüeller için gelindiğinden yakınıyor Çınar... Alenen ‘İzmir’in kötü imajını bir an evvel kurutun’ diyor.
Eline kibrit verseniz, trans bireylerin üzerine çakacak zaar! Zaten yazının amacı da bu: Kışkırtmak, otoriteyi göreve çağırmak, kendi kafasındaki steril şehri yaratmak. Bu yolda her türlü ince-kalın ayar çekilmiş...
Ege bölgesinde iki trans cinayetinin bu yazının akabinde işlenmesi, tamamen tesadüf olabilir. Ancak unutmayın ki nefret suçuna giden yol, nefret söylemiyle örülüyor. Bu yüzden “İzmir’in imajı” gibi haber ve yorumlar, ne yazık ki hiç masum değil. Tıpkı Alevilerin evlerine çarpı atılması, Ermenilere yönelik hakaretlerin pankartlarda taşınması, kadınların ‘namus’ bahanesiyle öldürülmesi gibi...
İnsanlar, canlarından oluyor. Bundan daha büyük günah, daha büyük bir pislik yok...

500 ÖĞRENCİ HAPİSTE HOCALARI SOKAKTA
- Türkiye’de her yıl üç binden fazla öğrenciye soruşturma açılıyor... Tutuklu Öğrencilerle Dayanışma İnisiyatifi’ne göre 500’ün üzerinde öğrenci tutuklu.
- ‘Suç delilleri’ ise birbirinden gülünç: Ders notları, su faturaları, basın açıklaması yapmak, YÖK’ü protesto etmek, şemsiye taşımak...
- Bu çocuklar, yargılanmadan hapse atıldıkları gibi eğitim hakkından da mahrum bırakılıyor. Çıktıklarında çoğunlukla okula dönemiyor. Genç nüfusuyla övünen Türkiye’de en çok bastırılan kesimlerden biri, öğrenciler.
- Bir grup akademisyen, sokağa çıkıp “Öğrencime dokunma” dedi. Türkiye’nin her yerinden gelen yüzlerce yürekli hoca, meslektaşlarını ve yönetimleri öğrencilere sahip çıkmaya çağırıyor.
- 151 çağrıcı akademisyenin arasında Boğaziçi, Anadolu, Ege, Mimar Sinan, Kocaeli, Dicle, Yıldız Teknik, Galatasaray üniversitelerinden isimler var. Gönül ister ki bu sayı çoğalsın, vakıf üniversitelerindeki akademisyenler de sırça köşklerinden çıkıp sokakta ses versin.