23 Nisan ruhu...

Bugün 23 Nisan, neşe doluyor insan, diye şarkılar geliyordu dün İyi Parti ve CHP’den... Hem CHP, hem İYP’de keyifler zirvedeydi. CHP küçük bir dokunuş ve 15 sandalyelik yardımla İyi Parti’ye hem seçime hem cumhurbaşkanlığı yarışına katılma yolunu açmış, ulusal egemenlik bayramına neşe içinde girilmişti...

Peki CHP neden YSK’ nın vereceği karar için pazartesiyi beklemedi...

Çünkü YSK’da İyi Parti’yle ilgili oylamada 5 - 5 eşitlik olduğu bilgisi gelmişti. CHP sinsi planlar yapıldığı endişesiyle harekete geçmeyi uygun buldu.

Kaldı ki İyi Parti’nin seçime katılması sorunu çözmüyordu. Meral Akşener’in cumhurbaşkanı adaylığı için toplanacak 100 bin imzanın engellenmesi için kimi atraksiyonlar yaşanabilirdi. Esas endişe bu noktadaydı.

CHP sonuçta tarihi bir adım attı. Bu adım CHP’li seçmeni de rahatlattı. Kemal Kılıçdaroğlu’nun iktidar olmak istemediği, sürekli AKP’nin izinden gittiği gibi düşünceler dağıldı...

AKP ve MHP’nin büyük tepkisine ve itirazlarına gelince... Demokratik eşitliğin bir biçimde sağlanmış olması onların da istediği bir şey değil midir! Eğer bu demokrasiye atılmış çalımsa onların yaptığı Cumhur İttifakı daha da büyük çalım değil mi? 23 Nisan neşesini iktidarın da bir güzel paylaşması gerekirdi... Çünkü seçim yarışına demokrasi ayarı yapılmıştı.

Çocuklarımız...

Çocuk bayramlarında çocukları bir iki saatliğine lider koltuklarına oturtma görevini siyasetçilerimiz hiç aksatmadılar.

Yılın geri kalan kısmında da onlar için ödevlerini yapmadılar... TÜİK verilerine göre yapılan araştırmaya göre...

Türkiye’de çocukların % 38’i (7.5 milyon çocuk) şiddetli maddi yoksunluk içerisinde yetişiyor.

Eğitim Sen’in raporuna göre de Türkiye’de çocuk işçi sayısı 2 milyona yaklaştı. 1 milyon çocuk tarikatların elinde eğitim görüyor. Yüz binlerce çocuk tecavüze uğruyor, doğum yapıyor, zorla evlendiriliyor... Avrupa’da çocuklarını bizden daha berbat koşullarda yetiştiren başka bir ülke yok.

Cahil ve çapı dar insan sadece kendini ve kendine ait olanları sever... Başkasının çocuklarını sevmez, onları görmez. Sevgi açlığını parayla, mal mülkle tatmin eder. Sadece kamera önünde şov yapmasını bilir.

GÜLÜNÇ

Abdullah Gül çatı aday olsun mu, olmasın mı?

7 yıllık cumhurbaşkanlığı boyunca AKP’den gelen, Anayasa’ya aykırı yasaları bile gözü kapalı imzalamış bir kişi nasıl olup da Tayyip Erdoğan’ın karşısına çıkıp onunla aşık atacak? Erdoğan onu pestil gibi ezmez mi? Görevi bittikten sonra hakkı olmadığı halde ailesi ve korumalarıyla Huber Köşkü’nde aylarca oturan ve masrafını halka ödeten biri Abdullah Gül... Emrinde hâlâ 17 araç ve 40 personel bulunduğunu geçenlerde koruma müdürü açıklamıştı. Devleti böyle savurgan bir zihniyete mi teslim edeceksiniz?

ERİK

Altı yedi yaşlarındaki çocuk, halk otobüsünde bir torba dolusu can eriğini yüzünü ekşite ekşite yemekle meşguldür... Karşısındaki orta yaşlı beyle aralarında şöyle bir konuşma gelişir:
“Hepsini birden yeme, dokunur, hastalanırsın!”
“Amca, biliyon mu, benim dedem 115 yıl yaşadı...”
“Çok mu erik yerdi peki?”
“Yok amca, kendini ilgilendirmeyen şeylere hiç karışmazdı?!

KUTULAR

Sadece kutu satan bir dükkân düşleyebilir misiniz? Aslında düşlemenize gerek yok; Kadıköy Çuhadaroğlu Caddesi’nde “Kutu Şehri” diye böyle bir dükkan var... İçinde rengârenk 300’den fazla kutu çeşidi bulunuyor. Kutu yapımının başlı başına bir sanat olduğunu rafları izlerken anlıyorsunuz... Dükkân sahibi:

- Mukavva hariç her şeyi biz yapıyoruz, diyor...

Sadece mukavva Kanada’dan geliyormuş... Çünkü kâğıt fabrikaları kapandığından mukavva bulunamıyormuş. Yerli oto ve uçak yapmaya çalışırken.. Yerli mukavva yapamaz olduğumuzu burada öğreniyoruz.