Ali Sami Yen’ildi

Eklenme Tarihi17.04.2010 - 0:20-Güncellenme Tarihi17.04.2010 - 0:23

Ali Sami Yen stadının arazisi dün düzenlenen ihalede 416 milyon 500 bin liraya Nurol - Aşçıoğlu Ortak Girişim Grubu’na satıldı.
Arazinin gerçek değeri ile ilgili tahminler 1 ila 1,5 milyar lira arasında değişiyordu.
Sonuçta değerinin çok çok yüzde 40’ına satılmış oldu.
CHP’nin, Şehir Plancıları Odası’nın ya da “Hayalim bu bölgenin park olmasıdır” diyen mimar Doğan Hasol gibi İstanbulseverlerin satışa itirazları fayda etmedi.
Mecidiyeköy malum İstanbul’da trafiğin en çok kilitlendiği alanlardan... Bir deprem durumunda halkın sığınacağı ender boş alanlardan... TOKİ’ye bu sakıncalar da anımsatıldı. Ama işe yaramadı. İstanbul Anakent Belediye Başkanı Kadir Topbaş arazinin kamu yararına kullanılmasına değil peşkeş çekilmesine çanak tuttu.
İstanbul maalesef çoktandır kentteki her boş arsayı insanların mutluluğu  için bir ortak alan değil tanıdık müteahhitlere ikram edilecek “hazine” olarak gören bir zihniyet tarafından yönetiliyor.
Mecidiyeköy’deki alan kamuya aitti. Kamunun yararına kullanılmalıydı.
Ancak bir müteahhidin veyla gurubun zengin edilmesinde kullanılacak.
Tabii ki bu alanın betona dönüştürülmesinde emeği geçecek bürokratlara gereken teşekkürler sunulacak.
Odalar ve CHP muhtemelen arazinin bu şekilde yapılanmasına karşı dava açacak. Ama davalar karara bağlanıncaya kadar gökdelenler göğü delmiş olacak. Atı alan Üsküdar’ı geçecek.
Her şeye rağmen yargı yolu denenmeli... Bu kent cinayetine karşı gereken hukuki mücadele yapılmalı... Çünkü yağmalanan halkın malıdır.

 

Köy aydınlığı...
Köy enstitülerini kuruluşunun 70. yılında anıyoruz...
Köy enstitülerinin iki kahramanı zamanın İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç ile Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel’dir...
Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün şu sözleri her köy enstitüsünün en görünür yerine asılmıştır:
“Köy enstitülerini cumhuriyetin eserleri içinde en kıymetlisi, en sevgilisi sayıyorum. Köy enstitülerinden yetişen evlatlarımızın muvaffakiyetlerini ömrüm boyunca yakından ve candan takip edeceğim...”
Köy enstitüleri çok kısa sürede aydın öğretmenler yetiştirdi. Bu aydınlık, sömürücü sınıfları, gericileri fena halde telaşlandırdı. Enstitüler aleyhinde akla hayale gelmedik söylentiler yayıldı. Halkın gözünde birer komünizm ve fuhuş yuvasına dönüştürüldü. Öğretmenler okullarda öğrencilere sözde şöyle tavsiyelerde bulunuyormuş:
“Zevkine payan yoktur bu işin
Sevişin yavrularım sevişin”
ABD’nin de bu konuda olumsuz baskı yaptığı söylenir.
CHP gelen eleştirilere dayanamadı, oy kaybetme korkusuna kapıldı.
İnönü, 1946’da Hasan Âli Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç’u görevden aldı.
Kapıya kilidi 1954 yılında Demokrat Parti vuracaktır ama 1946 yılında Yücel ve Tonguç’un görevden alınmasıyla köy enstitülerinin idam fermanı zaten imzalanmıştır.
1946 yılında İsmet İnönü’nün treni bir Ege gezisinde Savaştepe Köy Enstitüsü önünde durmuştur. İnönü gösterilen tezahürata rağmen trenden inmemiş, öğrencilere camdan el sallamıştır. Tren hareket ettikten sonra öğrenciler okul binasına dönünce İnönü’nün yukarıda aktardığımız sözlerinin sonundaki “candan” sözünü “camdan” şeklinde değiştirmiştir.

 

Kafes
Poyrazköy davasına dün Beşiktaş Adliyesi’nde devam edildi. Levent Bektaş’ın avukatları Celal Ülgen, Hüseyin Ersöz ve Serkan Günel savunma yaparken çok ilginç çelişkilere dikkati çektiler. Örneğin...  Kafes Eylem Planı’nın şifrelerinin çözüldüğü iddia edilen inceleme 30 Nisan 2009 tarihinde başlatılıyor.
Ancak Eren Günay’ın 27 Nisan 2009 tarihinde alınan savcılık ifadesinde Levent Bektaş’ın evinde ele geçirilen bir DVD’de şifrelenmiş olarak “kafes eylem planı” bulunduğu ifade edilip bu konuda bir soru soruluyor.
Yani, savcılık, kafes planının bulunduğu DVD’nin incelemesi başlamadan (içinde ne olduğu  bilinmeden) üç gün önce bir sanığa kafes planıyla ilgili soru soruyor. Bu nasıl oluyor?
İki... İnceleme raporunda “kafes adresler.xls” dosyasının yaratılma tarihinin   4 Mayıs 2009 olduğu ama değiştirilme tarihinin 7 Mart 2009   olduğu görülüyor.   Bu da çok garip!

 

Necmettin Erbakan diyor ki:
“Köşk’te başörtüsü Milli Görüş’ün eseri...”
Bahçeli’nin hakkını yemek Müslümanlığa sığıyor mu Hocam?
Haldun Ertem

 

THK...
Türk Hava Kurumu kurban bayramlarında kurban derisi toplar. Vatandaştan yılın her döneminde ayni ve nakdi bağış kabul eder. Edindiği paralarla yangın uçağı alır, gençlere havacılık kursları verir. Yoğun bir para trafiğinin içindedir. Ne var ki, bu kuruluşun internet sitesinde, bir bilançoya raslayamazsınız.
Vatandaş parasının nasıl kullanıldığını istese de öğrenemez. Bu satırları bir kuşku yaratmak için yazmıyoruz. Sadece bir etik görevi hatırlatmak amacındayız.
Vatandaşın parasını kullanan kuruluşlar para gidiş gelişlerini ilan etmeliler. Şeffaf olmalılar...

 

Ziraat
Bir bankacı okurumuzun notu:
“Gündemin dolu ve karışık olduğu dönemlerde AKP iktidarı son derece önemli kararları tartışmaya açmadan alıyor.
Son örnek iki gündür gazetelere yansıyan Ziraat Bankası’nın KPSS şartını kaldırarak 1.500 kişiyi işe alacağını açıklaması. Bir şekilde kamuya kapağı atan “partililer, cemaat mensupları” burada zaten üstün başarı (!) göstererek yükseliyorlar ama demek ki bir kısmı şu KPSS denilen engeli aşamıyordu. Ziraat Bankası Genel Müdürü maliyeti kesinlikle daha düşük olan, kayırma ve iltiması engelleyen bu sistemin ne tür sakıncası olduğunu hiç belirtmeden seçim yılına girerken bu kararı alıyor ve bunun Türkiye’de bir ilk olduğunu söyleyerek hepimizi de aptal yerine koyuyor.”
Hakkı yenen gençler bu konuya eğilmeli... Kamuoyuna anlatmalı... Kendilerini savunmalılar...

EtiketlerABD