Baroların seçimi

Eklenme Tarihi13.10.2010 - 1:01-Güncellenme Tarihi13.10.2010 - 1:06

Anayasa Mahkemesi üye adaylığı için barolar düzeyinde yapılan seçimi AKP ve BDP’ye yakın 3 avukat kazandı.
Afyon Barosu Başkanı Celal Mümtaz Akıncı 41 oy alarak birinci oldu. Eski Muş Barosu Başkanı Sait Sever 35 oyla ikinci olurken, Düzce Barosu Başkanı Ali Dilber 33 oyla üçüncü seçildi.
Afyon Baro Başkanı Celal Mümtaz Akıncı: Muhafazakâr kimliğiyle tanınıyor. Balyoz Darbe Planı nedeniyle tutuklanan emekli Orgeneral Çetin Doğan ve 17 askerin tahliye edilmesini protesto eden isimler arasında yer aldı.
Eski Muş Baro Başkanı Sait Sever: Kürt kimliğiyle ön plana çıkan bir isim oldu. Yerel seçimlerde BDP’den belediye başkan adayı olmuştu.
Düzce Baro Başkanı Ali Dilber: Diyarbakır’da baro başkanlarının katıldığı toplantıda demokratik açılıma destek veren isimler arasında yer aldı. Bu yüzden MHP’den ihraç edildi.
Adaylar neden AKP’ye ve BDP’ye yakın isimler...
Çünkü yeni Anayasa’ya göre her baro bir oy kullanabiliyor
28 bin avukatı temsil eden İstanbul Barosu’nun bir oyu var, öte yandan taşrada 50 avukatı temsil eden bir ilin barosunun da bir oyu var.
İstanbul, Ankara ve İzmir barolarının üyeleri Türkiye’deki avukatların yarısından fazlasını oluşturuyor.
Ne var ki, seçilen üç aday bu baroların görüşlerini temsil etmiyor.
Yapılan anayasa değişikliğinin ne denli özgürlükçü, ne denli demokrat olduğunu buraya bakarak da anlayabilirsiniz...

Portakal lezzeti
Uluslararası 47. Antalya Film Festivali, kriz yaratarak sanat sevincini karartma çabalarına inat bir büyük sanat şöleni halinde sürüyor...
İlksen Başarır-Mert Fırat ikilisi geçen yıl  “Başka Dilde Aşk” ile büyük bir ödül  kazanmışlardı. Film yaşama sevinci aşılıyordu. Bu sefer tam anlamıyla izleyiciyi ters köşeye yatırmayı seçmişler. Senaryosunu birlikte yazdıkları Atlıkarınca’nın kamera önünde Mert Fırat arkasında ise yine İlksen Başarır var. Kentli bir ailede yaşanan sessiz dram Hayk Kirokosyan’ın usta görüntüleriyle perdeye geliyor. Şiirler yazan bir edebiyat adamı, öz kızını (cinsel olarak) gözüne kestirebilir mi? Bir buçuk yıl ön çalışma yapan ikili, uzmanlardan görüşler aldıktan sonra filmi iki haftada tamamlamışlar. Toplumsal ikiyüzlülüğümüze atılan derin bir neşter Atlıkarınca. Film bittiğinde seyircileri allak bullak ediyor.
* * *
Atlıkarınca ne kadar üstü örtülü bir konuyu deşiyorsa yönetmen Seren Yüce’nin ilk filmi olan “Çoğunluk” alabildiğine ortada olan bir çıplaklığı olağanüstü bir yalınlıkla sergilemeyi başarıyor. Hiçbir şey gerçeğin kendisi kadar çarpıcı olamaz tezinin seçkin bir örneği olarak sinema tarihindeki yerine oturuyor.
21 yaşındaki Mertcan’ın, babasının kuyruğu halindeki sıradan hayatı Vanlı garson kız Gül ile tanışıncaya kadar “sorunsuz” yürüyor. Babasının kesin itirazına karşın Gül’e “çakınca” hayatı kararmaya başlıyor. Mert’in yakın çevresini oluşturanlar, ailesi ve arkadaşları, aslında toplumsal çoğunluğun ta kendisidir. Pahalı cipinden kül tablasını yere boşaltan, gücünü yıldırmak için kullanan, ikna yerine şiddeti tercih eden, toplumsal uyumu yüksek(!) bir topluluk... Mert’i bunlar şekillendiriyor. O da arzulanan kalıba giriyor. Ama mutlu oluyor mu? Onu da filmi izleyince anlıyorsunuz.

Türkiye’de yaşayan bir Rus hanım ülkesinden eski, nostaljik posterler getirtmiş... Bir dostumuz bize yolladı. Bunlar Stalin döneminde görünür yerlere asılıyor halka:
“Konuşma, dinleniyorsun, sonra başın derde girer” mesajı veriliyormuş.
Hem Stalin Rusyası’nda hem Hitler Almanyası’nda telefonlar dinlenirmiş.
Dinlenme korkusu diktatörün aleyhinde konuşmanın ve örgütlenmenin önünü keser, hatta halkı diktatör aleyhine düşünmekten bile alıkoyarmış...
Hitler Almanyası veya Stalin Rusyası’nı en iyi biz anlayabiliriz...

Emir
Emir Kusturica sonunda gösterdiğimiz misafirperverliğe dayanamadı çekti gitti.
Ama özellikle yandaş kalemler arkasından yazmaya devam ediyor.
Bu yazıları okurken aklımıza tezkere günleri geliyor...
Bu yazarların çoğu ABD’nin Irak’ı işgalini desteklediği gibi tezkerenin çıkmasını, Türkiye’nin de savaşa katılmasını istiyordu. ABD katliamının savunucusu ve suç ortağıdırlar bugün.
Şimdi bu kimliklerini unutmuş olup Kusturica’yı yargılıyor, fevkalade barışçı ve demokrat şekilde kalem sallıyorlar.
İki yüzlülük parayla değil ki...

Doğru
Toplumsal Saydamlık Derneği “Yolsuzlukla Mücadele ve Dürüstlük” ödülünü bu yıl değerli gazeteci dostumuz Necati Doğru’ya verme kararı aldı. Ödül plaketi 18 Ekim 2010 Pazartesi günü kendisine verilecek.
Hem ödülü verenleri hem Necati Doğru dotumuzu kutluyoruz...

BDP’li Bengi Yıldız,  “Özerk Kürdistan’da Türkçe ikinci dil olacak” demiş.
Bu arkadaşlar da çok tuhaf. Birinci dil istemlerini bile her nedense ikinci dilden yapıyorlar!
* * *
HSYK üyeleri, “Pakistan modeli” istifa etmiş.
Eee, yargı “Suudi Arabistan modeli”ne dönüştürülmek istenirse istifa da Pakistan modeli
olur tabii ki!
Fahrettin Fidan

Çankaya Köşkü, 29 Ekim resepsiyonlarını çift resepsiyondan tek resepsiyona indirmiş.
Bu “tek”e indirme modasının sonu “tek adam” sistemine kadar uzamasa bari...
Haldun Ertem

Adalet ve Kalkınma Partisi, adil değil;
Cumhuriyet “Halk” Partisi, halka inemiyor;
Milliyetçi “Hareket” Partisi, harekete geçemiyor;
“Barış” ve Demokrasi Partisi, barışı savunmuyor;
“Saadet” Partisi saadeti bulamıyor;
Demokrat “Parti” bir türlü partileşemiyor...
Ne olacak bu partilerin hali!
Hakan Güngör