Silivri’de Balyoz duruşmalarının sürdüğü günler... Bizler düzmece kanıtlarla kasıtlı olarak hapis yatırılan mağdur askerlerin hakkını, hukukunu savunuyoruz. Cemaatin pompaladığı kiralık yazarlar da “Postalcı, Balyozcu” diye bize saldırıyor.

Saldıranlardan biri de Sabah’ta Emre Aköz... Bu aköz, bir iki yazısında bizden “Balyoz civeleği” diye söz etmez mi? Daha önce Milliyet’te magazin şefiydi. Oturduğu sandalyenin arkasına kırmızı kadın donu asardı. Cevap vermeye değmez bir zavallı. O yüzden bir değişiklik olsun diye tazminat davası açalım dedik. Değerli avukatımız Aslı Kazan dilekçeyi hazırladı, başvurumuzu yaptık.

Dava sonunda mahkeme, karşı tarafı 3 bin lira tazminat ödemeye mahkûm etti.

Davayı Yargıtay’a taşıdılar. Yargıtay kararı bozdu.

Mahkeme davayı yeniden görüştü, bu defa Yargıtay’ın kararına uydu. Biz davayı kaybettik. Dosyanın oradan oraya taşınması neredeyse 5 yıl sürdü.

Nihayet geçenlerde tebligat geldi. Mahkeme masrafı olarak 2 bin lira ödememiz gerekiyormuş. Ödedik. Davaya noktayı koyduk.

Davayı kaybettik ama zaman bizi haklı çıkardı. Balyoz sanıkları beraat ettiler.

Balyoz kumpasını kuran FETÖ’cüler bugün ya hapiste ya kaçak...

FETÖ civeleği ise aslına döndü, artık haftada bir siyaset dışı yazılar yazıyor.

Atatürk’ü sevmek

Türk halkı 10 Kasım’da Atatürk’e karşı tarifi imkânsız bir sevgi ve saygı gösterisinde bulundu, solcusu sağcısı O’nu derin bir şükran ve minnetle andı.

Peki, görev bitti mi? Yurtseverlik O’nu senede bir gün anmaktan mı ibarettir?

Hayır... O’nu anmak yılın her günü soylu ilkeler için mücadele etmeyi gerektirir... Laiklik için, çağdaşlık için, uygarlık için, her gün mücadele...

Bilimsel eğitim için her gün mücadele...

‘Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir’ şiarının, yani demokrasinin korunması için her gün mücadele...

Hukuk devleti, bağımsız yargı, özgür basın, özgür insan için her gün mücadele...

Bugün yaşadığımız karanlığı yırtmak için her gün her alanda mücadele gerekiyor.

Atatürk’ü sevmek, çağdaş ve demokrat bir Türkiye için mücadele etmektir.

50. YIL

50. meslek yılımız nedeniyle pek çok okurumuzdan duygulu kutlama mesajları aldık. Her birine yürekten sevgi ve saygılarımızı yolluyoruz. Daha yıllarca birlikte olmayı diliyoruz...

Gelen mesajlar arasından tebessüm yaratan birini sizlere de aktaralım.

İzmirli okurumuz Ülkü Çetinkanat yazıyor...

Sayın Aşık,

Gazetecilikteki 50’nci yılınızı en içten dileklerim ile kutluyorum.

Milliyet benim için (nur içinde yatsın) Hasan Pulur ve Melih Aşık’tır.

Size ilginç gelecektir:

Gençliğimde okula giderken oturarak rahatça Milliyet okuyabilmek için Atikali’den

Edirnekapı’ya yürür, ilk tramvay’a binerdim. Ancak yolda yanımdaki ve ayaktakilerin elimdeki gazeteyi okumaya çalışmalarından rahatsız olunca baş aşağı çevirip öyle okurdum.

O yeteneğimi bugün de kaybetmedim!

Aileniz ile birlikte sağlıklı ve mutlu yarınlar dilerim...”

15. Yıl Marşı...

15 yılda evine en yakın niteliksiz okula gitmeye zorlanan 15 milyon genç yaratıldı her yaştan...

G.E

PKK

Hemen her hafta rastladığımız haber:

“Kuzey Irak’a hava harekâtı düzenlendi! PKK kampları vuruldu.”

Her hafta bir iki kez sınır ötesi hava harekatı var ama bir tek PKK’lı büyük başın avlandığına tanık olmadık.

Oysa İsrail pek çok gerilla liderini havadan nokta atışlarıyla öldürmüştür.

Bizim Hava Kuvvetleri bunu neden yapamıyor? Hava harekâtının her defasında (anlaşma gereği) ABD’ye haber verilmesi, o kanaldan PKK’ya haber uçurulması sebep olabilir mi?

 

 

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları
Etiketler