Dersim’i çalışmak

Dersim Katliamı konulu araştırma önergesi Meclis’te görüşülürken HDP’li İdris Baluken, bu bölgede 77 yıl önce “Bir soykırım yaşandığını” savundu. CHP’li Hüseyin Aygün ve Engin Altay araştırma önergesinin lehinde konuştular. MHP’li Yusuf Halaçoğlu ise Dersim’deki olaylara eşkıyaların sebep olduğunu anlattı...
* * *
Dersim konusu gündeme birkaç yıl önce Avrupa’daki platformlarda sokuldu. Türkiye’de ise gündeme Tayyip Erdoğan getirdi. Onun amacı Dersim istismarıyla Atatürk, İnönü ve CHP’yi vurmaktı. Kemal Kılıçdaroğlu da kervana katıldı. Dersim’e esas sahip çıkanın kendisi olduğunu ispat çabasına girişti. Son olarak 4 Mayıs’ta Tunceli’de şöyle dedi:
“Dersim’de yaşanan insanlık dramının en küçük ayrıntısına kadar ortaya çıkarılması görevimizdir.”
Liderler tarihe çok mu meraklılar? Tarihi gerçeklerin tarafsız bir biçimde ortaya çıkarılmasını mı istiyorlar? Öyleyse bir tarih komisyonu kurar, bu işi tarihçilere bırakırlar...
Bunun yerine Dersim’i seçim meydanlarında kullanmaları, konuyu oy malzemesi yaptıklarını gösterir. Kılıçdaroğlu yerel seçimde Tunceli’de Seyit Rıza Parkı’nda Seyit Rıza’nın heykeli önünde konuştu. Dersim istismarı yaptı. Buna rağmen yerel seçimi kazanamadı.
Doğu Perinçek’e göre:
“Dersim, karşı devrimciler tarafından, Kemalist devrimin zayıf noktası olarak görülüyor.”
Hep birlikte Cumhuriyet kalesinde bu noktadan delik açmaya çalışıyorlar.
Ama Cumhuriyet nesli bu sinsi manevrayı yutmuyor. Gündemine almıyor.

Analar ağlıyor!
“Güneydoğu’dan artık cenazeler gelmiyor. Analar artık ağlamıyor.”
“Açılım süreci”ni savunanların bu iddiası ilk başta çok prim yaptı, çok taraftar buldu. Ama iddia doğru muydu? “Açılım süreci”yle birlikte anaların ağlaması gerçekten durmuş muydu? Dünkü Vatan’ın haberinden öğreniyoruz ki, PKK 6 ayda 331 çocuğu dağa kaçırmış. O çocuklardan lise öğrencisi Vedat Aydın’ın annesi Leman Aydın oğlundan 35 gündür haber alamayınca Hizan Hükümet Konağı önünde oturma eylemine başlamış. “Çocuğum dağa kaçırıldı, ben çocuğumu istiyorum” yazılı pankartın önünde, elinde çocuğunun fotoğrafıyla poz veren anne, “Cumhurbaşkanı’na, Başbakan’a sesleniyorum. Onu bana verin. Çözüm süreci varsa neden anneleri ağlatıyorlar” diye konuşmuş. Bir başka fotoğrafta TIR şoförü Neşet Öngün. O da kaçırılan 15 yaşındaki oğlu için feryat ediyor.
PKK, en son Diyarbakır’da 23 Nisan şenliğine katılan 14 çocuğu dağa kaçırmış, 14 yaşındaki Sinan Böşkün’ü ailesinin eylem yapıp olayı kamuoyuna duyurması üzerine serbest bırakmak zorunda kalmıştı.
Çözüm süreciyle birlikte “Analar artık ağlamıyor” diyenler için anlaşılan bu analar ana değil. Aksi olsaydı o anaların da nasıl ağladıklarını görürlerdi.

ÇAĞLA
Eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın yolsuzluk fezlekesine karşı kendisini savunurken kürsüden salladığı 700 bin liralık saat faturasının da sahte olduğu ortaya çıktı. Aydınlık gazetesinden Derya Derviş’in ulaştığı Patek Philippe firması yetkilisi Bernard Ruf, Çağlayan’ın elinde salladığı belgenin kendilerine ait olmadığını açıkladı. Bu belge için “Das ist komisch” yani “Komik” dedi...
Zafer Bey yalan söylemeyi de beceremiyor.
Yalanı öyle bir biçimde söyleyeceksin ki...
Vatandaş gördüğüne ve duyduğuna değil, senin sözüne inanacak...
Bizde bu işin ustaları var.
Zafer Bey siyasete devam etmek istiyorsa onlardan ders almalı...

Zafer Çağlayan’ın 700 bin
dolarlık saatinin
faturası da
sahte çıkmış!
Bu gidişle saatin kendisi de
sahte çıkarsa şaşırmayacağız...
* * *
AKP’nin işlerine akıl sır ermiyor!
Türk gençleri cihat için Suriye’ye giderken
savaşacak durumda yüz binlerce Suriyeli de Türkiye’ye geliyor...
Akif Kökçe

BOK-O
Nijerya’daki radikal İslamcı Boko Haram örgütü adı üstünde kötü çağrışımlar yapan bir örgüt... Kaçırdığı 200’den fazla genç kızı cariye olarak satacağını söylüyor. Boko Haram “Batılı tarzda eğitim haram” anlamına geliyor. Örgüt “Kızlar okumak yerine evlenmeliler” diyor.
Bayan Obama bile kızları kurtarmak için harekete geçti.
Dünya olayı nefretle izlerken, Türkiye’den nedense ses çıkmıyor...
Acaba neden? Örgütle aralarında yakınlık kuranlar, aynı familyadanız diye düşünenler mi var? Olabilir mi? Buralara kadar düştük mü?
Yoksa nedendir bu sessizlik?