Dipsiz cehalet!

Dipsiz Göl kuşkusuz acıklı bir mizah hikâyesi...

Gümüşhane’nin Taşköprü yaylasında yer alan Dipsiz Göl’ün dibinde define bulunduğunu iddia eden iki kişi valilikten izin istiyor. Valilik ilgili kurumlardan görüş alarak bu izni veriyor. Gölün suyu resmi görevlilerin tanıklığında boşaltılıyor. Tabii define falan bulunamıyor. Skandal duyulunca telaşa kapılan valilik alelacele gölü toprakla dolduruyor. Bu arada izni veren Vali Bey, baş sorumlunun kendisi olduğunu unutarak kazıya imza veren memurlara görevden el çektiriyor. Eleştiriler üzerine Çevre Bakanı Murat Kurum olaya el koyuyor, bölgenin sit alanı ilan edileceğini açıklıyor. Ortadan kalkmış olan göl böylece korumaya alınıyor! Çevre Bakan Yardımcısı Prof. Mehmet Emin Birpınar, bölgeye giderek incelemeler yapıyor ve ardından şu demeci veriyor:

“Gölü eski haline getirmek için üniversitemizden rapor isteyeceğiz. Dipsiz Göl’ü tekrar eski haline getireceğiz. Kar yağışları yeterli olmazsa göle tankerlerle su takviyesi yapacağız.”

Yasaya göre defineciler kazdıkları alanı eski haline getirmek zorunda. Masrafları onlara fatura etmek lazım. Ne var ki ortada yoklar. Adları ortada dolaşsa da resmen açıklanmıyor. Dipsiz Göl cehaletin komik ama acıklı hikâyesi olarak tarihe geçiyor.

BÖYYÜK

Gaziantep’te iskele çökmesi sonucu bir mühendisin ölümüne sahne olan Aktepe Camisi’nin Süleymaniye hatta Ayasofya’dan daha büyük olduğunu yazdık. Bitince Türkiye’nin ikinci büyük camisi olacakmış.

Bu kadar büyük camiye neden gerek duyulmuş?

Çünkü büyük cami yapmak büyük marifet sanılıyor

Ayasofya, Süleymaniye veya Sultanahmet evet mimari başarıydı ama o çağın teknolojisiyle inşa edildikleri için. Bugünün teknikleriyle Süleymaniye veya Ayasofya’nın iki katı büyüklüğünde kubbeler inşa edilebilir. Kimse de bunu başarı saymaz.

Zamanımızda çağın kültür ve mimarisini yansıtan, geçmişle gelecek arasında köprü kuran, sanat değeri olan (misal, Köln Camisi) dini yapılar pekâlâ inşa edilebilir. Başarı işte bu olur. 500 yıl öncesini taklit etmenin başarıyla ilgisi yoktur.

ŞANTAJ

ABD Temsilciler Meclisi, 1915 olaylarını “soykırım” olarak tanıyan tasarıyı iki hafta önce 11’e karşı 405 oyla kabul etti. Ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan Washington’a gitti, ABD Başkanı Trump ile görüştü. Bu görüşmede iki ülke arasındaki buzlar kısmen eridi. Ve Senato’da görüşülmesi beklenen Ermeni tasarısı rafa kaldırıldı.

Soykırım konusunun dünya platformunda insani amaçlarla değil şantaj ve tehdit amacıyla kullanıldığının bundan güzel ispatı olabilir mi?

ERKEN

HDP erken seçim çağrısı yapmış. CHP’nin yüreğine inecek... Tam “4 yıl rahat edeceğiz, koltuğumuzda dinleneceğiz” diye düşünürken HDP’nin bu işgüzarlığı canlarını sıkmış olmalı. Neyse ki erken seçim için TBMM’de yeterli sayı yok!

Mesela Ferinject...

Devlet hastanesinde görevli bir hekimle, ilaç bedellerinde SGK paylarının azalmasını, hasta paylarının çoğalmasını konuşuyoruz... Özellikle doların değerlenmesi sürecinde hasta payları çok arttı... Örneğin diyabet hastalarının kullandığı kan ölçme çubuklarının bir ayda tüketilen bir kutusu 56 liraya yükseldi. Bunun 27 lirasını SGK, 29 lirasını hasta ödüyor.

Hastaya yüklenen daha okkalı ilaçlar da var mı? Konuştuğumuz hekim:

- Mesela Ferinject, diyor... Demir eksikliğini gidermek için alınan bu ilacın fiyatı 300 lira. Bu paranın 50 lirasını SGK, geri kalan 250 lirasını hasta ödüyor.


Muhalefet partileri milyonlarca hastayı etkileyen bu konuyu nedense yeterince gündeme getirmiyor.

İlaçlarda SGK payları, artan döviz ve enflasyon oranında arttırılmalı. İlaçlar hastanın belini bükmemeli...