Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, Meclis Darbe Komisyonu’nun kendisine yönelttiği soruları 5 ay gecikmeyle yanıtladı. Ancak birçok hayati soru yine yanıtsız kaldı... 
Orgeneral Akar’a göre ihbarcı binbaşı O.K darbeden söz etmemiş... Sadece MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın kaçırılacağı ihbarını yapmış. Ne var ki Akar, “İhbar edilen olayın daha büyük bir planın parçası olabileceğini” mütalaa ederek darbeye karşı tedbirler almış. Bu durumda dahi sayısız ihmal göze çarpıyor. Emekli general Nejat Eslen soruyor:
- Peki Hulusi Akar öncelikle kendisinin ve karargâhının yani Genelkurmay’ın emniyetini neden sağlamadı? Neden darbecilerin elini kolunu sallayarak karargâha girmesine engel olmadı?
- General Zekai Aksakallı’nın dediği gibi... Neden olağanüstü durumlarda âdet olduğu üzere birliklere ‘Personel kışlayı terk etmesin’ emrini vermedi?
- Neden sadece Etimesgut Zırhlı Birlikler Okulu’nda çıkışları yasakladı da örneğin Mamak’taki 28. Mekanize Tugay’dan  çıkışları yasaklamadı...
- Neden uçuşları yasaklarken Hava Kuvvetleri Komutanı ve diğer kuvvet komutanlarını Ankara’ya görev başına çağırmadı?
- Neden Başbakan ve Cumhurbaşkanı’nı arayıp bilgi vermedi...
Geliyoruz işin en püf noktasına...
- Binbaşı Deniz Aldemir ve Yarbay Murat Polat, 15 Temmuz sabahı Binbaşı O.K’ye Hakan Fidan’ı kaçırma projesini açıyorlar. Binbaşı O.K bu durumu MİT’e gelip anlatıyor. İhbar MİT ve Genelkurmay’ca ciddiye alınıyor. O kadar ki tüm Türkiye’de uçuşlar yasaklanıyor... Peki Fidan’ı kaçıracaklarını söyleyen Binbaşı Aldemir ve Yarbay Polat neden aynı saatlerde gözaltına alınıp sorgulanmıyor? Neden binbaşı O.K ile yüzleştirilmiyorlar? Bu yapılsa belki de darbe başlamadan çözülecek...

Hikâye çıkar mı?

Darbe davalarını izleyenlerin kafaları karışıyor... Çünkü ifadesi alınan askerler birbirinin zıddı şeyler söylüyor... Biri Zekai Aksakallı’yı kahraman ilan ederken öteki FETÖ’cü diyor. Biri Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ı mazlum ve mağdur gösterirken, diğeri darbenin Akar’ın gözetiminde yapıldığını söyleyebiliyor.
Neden böyle... Çünkü darbeye katılan isimler farklı kesimlerden olup 15 Temmuz olayına farklı cephelerden bakıyorlar
Bir emekli generalin tespitiyle... Darbeye katılan 4 tür asker var...
1. FETÖ’cüler...
2. Tayyip Erdoğan’a kızanlar
3. Darbenin emir komuta zinciri içinde yapıldığını düşünerek dahil olanlar
4. Terfisinin etkileneceğini düşünerek katılanlar
Bu kişilerin darbe girişimine katılım biçimleri ve bakış açıları farklı olunca aynı olayı (Akira Kurosawa’nın ünlü Raşomon filmindeki gibi) farklı anlatıyorlar.
Peki mahkeme heyeti bu kadar farklı ifadelerden tek ve tutarlı bir darbe hikâyesi çıkarabilecek mi? Zor görünüyor...

DANIŞ

AKP bir danışma kurulu oluşturuyormuş... Aklımıza düştü... Neden CHP de bir hatta birden fazla danışma kurulu oluşturmasın... Mesela...
Dış politikada Şükrü Elekdağ, Onur Öymen, Osman Korutürk gibi isimler...
Strateji konusunda Ahmet Yavuz, Semih Çetin, Nejat Eslen gibi isimler...
Asayiş konularında Hanefi Avcı, Sabri Uzun...
Dini konularda Ali Bardakoğlu, İhsan Eliaçık, Mehmet Aydın...
Hukuk konusunda Korkut Kanadoğlu, Ece Güner Toprak, Kemal Gözler gibi isimler...
Neden bu tür kurulların ilk üyeleri olmasın...
Böylece CHP ana konularda ayağı yere basan görüş ve politikalar üretir.
Gazete haberlerine dayalı günlük muhalefet yerini daha bilimsel ve aklı başında politikalara bırakır... 
Parti ciddiyet kazanır...

Bakan “Emeklilere 27 yıl maaş ödüyoruz” 
diyor.
O da bir şey mi?
Biz 2 yıl çalışan milletvekillerine 50 yıl emekli maaşı ödüyoruz!

             G.E    

KIDEM

Kıdem tazminatı konusunda her gün çelişkili haberler çıkıyor. Türk-İş bünyesindeki bir sendikacı dostumuza, neler olup bitiyor, hükümetten size ulaşan bilgi var mı, diye sorduk. Yanıtı:
“Beni, hatta Türk-İş yönetimini bırakın, bakanların bile somut bilgisi yok hâlâ. Çünkü ortada tasarıdan vazgeçtim, bir taslak yok. Çalışma Bakanı’nın Bakanlar Kurulu’nda yaptığı şey taslak sunmak değil, seçenekleri göstermek... Yani, şöyle şöyle olursa böyle olur, böyle böyle olursa şöyle olur’dan ibaret... Üç beş seçeneği artıları ve eksileriyle anlatmakla yetinen bir sunum. Ortada taslak bile olmayınca bizim de haliyle konuşup tartışacağımız, itiraz ya da kabul edeceğimiz bir şey yok...”

Yazarın Diğer Yazıları