CHP’li vatandaş, Kemal Kılıçdaroğlu’na soruyor:
- Bakanlarımıza giriş izni vermediği için Hollanda’ya fena halde kızdınız ve AKP o yola gitmeden siz partinizin yurt dışı faaliyetlerini iptal edip ardından hükümete “ilişkileri askıya alma” çağrısı yaptınız. İktidara itidal tavsiye edecek yerde ateşin altına odun atmak nasıl bir amaca hizmet ediyor...
- Hükümet kendisinin çıkardığı, yurt dışında siyasi propagandayı yasaklayan yasayı çiğniyor. Siz de onu mu destekliyorsunuz?
- Partinizin milletvekili İlhan Cihaner’in şu sözleri karşısında ne düşünüyorsunuz:
- Özellikle antidemokratik hükümetlerin krizlerden “milli çıkar” söylemi ile çıkma stratejileri eski bir hikâyedir. Şimdi herkesi etraflarında toplanmaya çağırıyorlar ama ne için? Tabii ki ‘Evet’ için… Bu tuzağa düşülmemesi gerekir. Bu yapay ve zorlama kriz doğrudan iç politika hamlesidir. Hayır diyenlere terörist, çukur, vs. derken içeri atarken, yasaklarken dönüp utanmazca bizleri “bayrak etrafında toplanmaya” çağırıyorlar. Bir kez daha bayrak aracılığıyla yanlışların üstünü örtmelerine yardım etmemek gerekir. Asıl “milli çıkarlara ihanet” bakanların engelleneceklerini bile bile Avrupa ülkelerine gitmeleridir. Sorunu çözmeden gittiklerine göre demek ki bakanların istedikleri budur. Referandumda birkaç puan çıkarırsınız ama sonra ne olacak? Referandum geçecek ve Nazi suçlaması yaptığınız Alman toplumuyla oradaki yurttaşlarımız baş başa kalacak.

İki puan için!

Hollanda ile yaşanan kriz konusunda emekli diplomatlar konuşuyor... Yaşar Yakış diyor ki:
“Adına diplomasi denen bir sanat var. Eğer bu işler sessiz diplomasi ile yürütülseydi iki ülkenin dostluğu zarar görmezdi...”
Ancak bilinen o ki, sessiz diplomasi bizim iç pazarda para etmiyor.
O yüzden Almanya’nın bir iki salon iptali üzerine en yüksek perdeden:
- İstediğimiz ülkeye istediğimiz zaman gideriz, sokmazlarsa dünyayı ayağa kaldırırız, diye gürledik...
Ve Dışişleri Bakanı’nı, Hollanda nam kefere ülkesine doğru sefere çıkardık...
Havadan indirme yapamayınca hanım bakanı karadan yolladık.
Oysa Başbakan Binali Yıldırım, 6 Mart akşamı ATV’deki programda hayli anlayışlı konuşmuş:
“Hollanda’da da bu ayın 14’ünde seçimler var. Ayın 14’ünden önce Hollanda’da bir etkinlik yapılması çok mümkün gözükmüyor” demişti. Nedense Hollanda seçimleri beklenmedi... Sonrası malum.
Bütün hengâmeyi belki de AKP Milletvekili Hüseyin Kocabıyık’ın şu sözleri açıklıyor:
“Almanlara, Hollandalılara kızmayalım. Belki azıcık teşekkür de etmemiz gerekiyor. Bizim evet oylarına en az iki puanlık katkı yaptılar böylece.” 
İki puan için ödenen fatura hayli yüklü oldu... Nazi suçlamaları Avrupa ile aramızda ruhsal yaralar açtı... Milyonlarca gurbetçinin o ülkelerdeki konumu sarsıldı...

BOYKOT

Hollanda’nın burnunu sürteceğiz ya... Bu tür durumlarda bazı aklı evvellerin aklına ilk gelen şey o ülke mallarını boykot etmek olur, şimdi de öyle oldu. “Kullanma, kullandırma” başlığı altında, boykot edilmesini istedikleri ürünlerin listesini de vermişler. Birkaçını aktaralım.
“Becel, Flora, Rama, Sana, Omo, Lux, Axe, Algida, Elidor, Knorr, Cif, Carte Dior, Rinso, Signal, Calve, Domestos, Magnum, Max, Cornetto.”
Biz bu ürünleri boykot edebilir miyiz? Edersek Hollanda için kıymet-i harbiyesi nedir, onlar bir tarafa... Dışişleri Bakanlığı’nın resmi internet sitesinde de “Türkiye’ye en fazla yatırım yapan ülkelerde Hollanda’nın birinci sırada” olduğu yazılı. 

Cumhurbaşkanı tarafsız olmalı!
Taraflı davranacaksa 
“Devlet büyüğünü koruma kanununa” sığınıp siyaset yapmamalı!
***
Ülke içinde kendilerini mağdur edebilecek 
tüm kişi ve kurumları yok ettikleri için mağdur olmak için Avrupa’ya gidiyorlar!

Akif Kökçe

GS

Galatasaray kulübünün olağan Mali Genel Kurulu 25 Mart’ta yapılıyor.
Kulübün borçları alacaklarından 1 milyar 313 milyon lira lira fazla imiş.
Kulüp son 10 yılda futbol, amatör branşlar, pazarlama, gayrimenkul, iletişim, her alanda zarar etmiş... 
Pekii... Siz bu süreçte hiç maddi durumu bozulmuş bir başkan ve yönetim kurulu üyesi duydunuz mu?
Transferden sorumlu yöneticilerden işleri iyi gitmeyen kimse oldu mu? 
Bu yıl basketbolda yaklaşık 14 yabancı transferine rağmen takım neden diplerde?
Transferde kararları kim veriyor, ödemeleri kim yapıyor, menajerlere kaç para ödeniyor?
Bu hesaplar neden şeffaf değil?
Geçenlerde “Kulüpler soyuluyor” diyen spor yorumcusu ne demek istedi?
Kim yanıt verecek?