Köy aydınlanırdı!

Mustafa Kemal, 1913 yılında askeri ataşe olarak atandığı Sofya’da Büyük Bulgar Oteli’nin bahçesinde arkadaşı Şakir Zümre ile birlikte kahvesini içmektedir. O sırada otelin bahçesine üzerinde tozlu elbiseleriyle bir köylü girer. Masalardan birine oturur. Garsonlar köylüyü masadan kaldırıp dışarı çıkarmak isterler. Köylü direnir. Biraz zorlanınca:

“Bulgaristan benim alnımın teriyle doyuyor, onu koruyan benim tüfeğim, neden dışarı çıkacakmışım!” diye bağırır.

Mustafa Kemal bu olaydan çok etkilenir: “Şakir, bizim köylümüzün de bu adamlar gibi kendinden emin olması, hakkına sahip çıkması
gerekir”
diye konuşur...

Sonraları Atatürk’ün ağzından duyulan: “Köylü milletin efendisidir” sözü bir seçim vaadi değil bir temel siyasettir.

Atatürk köylümüz için 1925 yılında bakınız ne diyor:

“Türkiye’nin hakiki sahibi ve efendisi, hakiki üretici köylüdür. Yedi yüz yıldan beri dünyanın dört köşesine göndererek kanlarını akıttığımız, kemiklerini yabancı topraklarda bıraktığımız ve yedi yüzyıldan beri emeklerini ellerinden alıp gereksiz yere harcadığımız ve buna karşın sürekli hor görüp aşağıladığımız ve bunca fedakârlıklarına ve iyiliklerine karşı, nankörlük, küstahlık ve baskıyla uşak derecesine indirmek istediğimiz bu asil sahibin huzurunda, bugün saygıyla hakiki vaziyetimizi alalım.”

Bugün 79. kuruluş yılını andığımız Köy Enstitüleri köyün ve köylünün aydınlatılması için kuruldu. Kuruluş çalışmaları 1935’te başlatıldı. Yasası 1940 yılında çıkarıldı. Önce yozlaştırıldı, kapısına kilit 1954 yılında vuruldu. Bu kısacık sürede o eğitim ocaklarından on parmağında on marifet öğretmenler, yazarlar, besteciler, ressamlar yetişti. Behçet Kemal Çağlar tarafından yazılıp Adnan Saygun tarafından bestelenen çok duygulu bir marşı da vardır
Köy Enstitüleri’nin. Şöyle başlar:

“Sürer, eker, biçeriz, güvenip ötesine

Milletin her kazancı, milletin kesesine,

Toplandık baş çiftçinin Atatürk’ün sesine,

Toprakla savaş için ziraat cephesine.

Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz,

Biz yurdun öz sahibi, efendisi köylüyüz.”

Bu ışığın yanmasına katkıda bulunanları saygıyla anıyoruz...

GAR

Şu anda İstanbul’un ana tren garı Kadıköy Söğütlüçeşme’dir...

Yüksek Hızlı Tren (YHT) Ankara ve Konya’ya her gün Halkalı’dan 2, Söğütlüçeşme’den 8 sefer yapıyor. Söğütlüçeşme’de kısa bir gezinti yapıyoruz... Aldığımız notları paylaşalım...

- Gar’da bir gazete ya da su alabileceğiniz büfe yok. Anlaşılan büfe ihalesi henüz bitmedi. Şimdilik en azından birkaç seyyar büfe kurulabilir.

- Kadıköy iskelesi veya Moda’dan Gar’a toplu taşım aracı yok. Birkaç midibüs kiralanarak Gar-Kadıköy-Moda’yı dolaşacak ring seferi düşünülebilir. Metrobüs ve Marmaray durağının da Gar’ın hemen yanında olduğunu hatırlatalım.

- Gar’ın yakınında taksi durağı göremedik. Taksiyle gelenler 200 metre ötede inmek zorunda kalıyor. Taksi düzeni bir an önce sağlanmalı.

400

ABD’nin S-400’lerin alınmasına itirazları sürerken... Yeni bir çözüm ortaya atıldı...

“S-400’ler teslim alınsın ama Türkiye’de değil Azerbaycan veya Katar’da konuşlandırılsın...”

Böyle bir çözüm düşünülen alternatifler arasında imiş. İlginç...

TEBRİK

Ekrem İmamoğlu beklediği mazbataya 17 gün sonra kavuştu.Tebrik ediyor, hayırlı olsun diyoruz. Yeni başkan süreci çok iyi götürdü. Sabırla, nezaketle, barışçı söylemlerle ilerledi. Siyasete üslup kazandırdı. Her konuşmasında kucaklayıcı oldu. Sempati topladı. Umarız bundan sonra da bu çizgi üzerinde yürür. Hem sorunların çözümüne hem ülkenin yönetimine yardımcı olur.

YSK söylentilerin aksine yasalara uygun davrandı.İyi puan aldı. Umarız hukuk dışı beklentiler bundan önce olduğu gibi bundan sonra da sonuçsuz kalır. Seçim tarihe böyle geçer.