"Yerinde olsaydım"

"Yerinde olsaydım"

Melih Aşık


Ankara'daki Çocuk Bilgisayar Sanat Merkezi "Happy Kids", 7 - 12 yaş arası çocuklar için "Ben Anne ve Babamın Yerinde Olsaydım.." konulu bir yazı yarışması düzenlemiş. Yarışmada ikinciliği kazanan Özel Ceceli İlkokulu 4'üncü sınıf öğrencisi Ç.A'nın yazdıklarını, yüreklerimizi tutarak, birlikte okuyalım:
"..Annemin yerinde olsaydım, her zaman müzik dinlemezdim. Akşam saat 23.00 - 24.00 saate kadar televizyon bakmazdım ve her gün evi temizlemezdim ve çocuklarımı bakkala veya başka bir yere yollamazdım. Her hafta sonu gezmeye gitmezdim ve mesleğimi değiştirirdim. Hemşire olmazdım. Çünkü iğne vuramazdım ve kan gördüğüm zaman bayılırdım. Her gün banyo yapmazdım. Her gün evi değiştirmezdim. Ve babamla ayrılmazdım. Çünkü babam ile annem çok mutlu idi. Çocuklarımı saat 20.00'de yatırmazdım ve şu an annemin yanında olmak isterdim. Çocuğumu Türkiye'ye göndermezdim. Ama biliyorum o benim iyiliğim için çırpınıyor. Annemin yerinde olabilsem ilk işim sigarayı bırakmak olur. Ama ben annemden memnunum.
Babamın yerinde olsam askere gitmezdim. Karımla ayrılmazdım. Karımı her zaman dövmezdim ve çocuklarımı dövmezdim. Çocuklarımı babasız bırakıp başka bir çocuğa babalık etmezdim. Karım çirkin diye başka bir kadınla evlenmezdim. Çocuklarımı dövmezdim, çocuklarımı karanlık bir odaya kitlemezdim. Sigarayı bırakırdım ve kendi çocuklarıma babalık ederdim; elalemin çocuğuna değil. Çocuklarıma acı çektirmezdim ve çok düşünmezdim ve daha iyi bir meslek seçerdim; ama o benim babam ve onu böyle de seviyorum.
Kardeşimin yerinde olsam, futbol oynamazdım. Ablama, anneme yardım ederdim. Dersime çalışırdım. Ablamı üzmezdim ve akşam eve saat 19.00'da gelmezdim. Sabah erken kalkmazdım. Ama o erkek ama ben kızım ve o bana benzemez onu çok seviyorum."


Denizli'de araştırma yapmak için kamp kuran Maden Tetkik Araştırma (MTA) elemanları, kamp yakınına tüneyen Denizli horozunun sabahın erken saatlerinde yüksek sesle ötmesinden çok rahatsız olmuşlar...
Sonunda sabırlar tükenince... başını koparmak için peşine düşmüşler. Horoz önde.. MTA'cılar peşinde... Mahalle arasına dalmışlar... Kovalamacayı gören, fakat bir anlam veremeyen yaşlı dede, seslenmiş:
- Hey, evlatlar!.. Bu zavallı horozu niye ürkütüyorsunuz?..
- Dede, sabahın köründe ötmeye başlıyor, kampı ayağa kaldırıyor. O yüzden başını keseceğiz!..
- Yazıktır evladım yapmayın!.. demiş ihtiyar, bırakın, ben onun sesini keserim, bir daha da rahatsız etmez sizi...
Kamp mensupları bunun üzerine kovalamayı bırakmışlar. Ertesi gün sabah saatlerinde, hafif "gak - guk" sesleri dışında horozdan kayda değer hiçbir ses çıkmadığını görünce de şaşırıp dedeye koşmuşlar:
- Yahu dede, ne yaptın da bu horozun sesini kestin?..
İhtiyar gülmüş:
- Kıçına zeytinyağı sürdüm. Horoz kabararak ötmeye yeltendiğinde, gerisi tutmuyor ki kuvvet alsın... Ancak "gak - guk" edebiliyor...
***
Hikayeyi anlatan Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi profesörlerinden
Ali Demirsoy, "kıssa"dan "hisse" yi şöyle çıkarıyor:
- Arkası sağlam olan konuşur. Arkası gevşeyen adamın sesi kesilir. Hacı ile Bacı'nın sesi dikkat ederseniz giderek kısılıyor. Ama dikkat etmek gerekir; eğer yeni gelenler eskileri aratırlarsa onların da arkasına zeytinyağı sürüverirler...


Antika tutkunları ve koleksiyoncuların yanısıra... Geçmişin renk ve zevklerine ilgi duyanların da merakla izlediği Tombak Dergisi'nin son sayısında ele alınan ilginç konulardan biri de "bira..."
Mert Sandalcı, yaşadığımız topraklar üzerinde bira üretimi (ve tüketiminin) tarihçesini çıkarmış...
Sandalcı'nın yazdığına göre... Anadolu Türkleri, hayli eski zamanlarda da bira üretir ve tüketirlermiş. Bazı dönemlerde gizlice tüketilen biraya şifreli isimler de takılmış. Sözgelimi.. Yozgat yöresinde biraya "Fatma Ana'nın helvası" derlermiş..
Önceleri çiftliklerde üretilen biranın fabrikada "seri" olarak üretimine geçilmesi 1890 sonrasına denk düşüyor. O yıllarda İsviçreli Bomonti biraderlerin kurduğu Bomonti Bira Fabrikası, ilk büyük üretim tesisi olarak İstanbul'da kuruluyor. 1910'lara doğru bu firma, rekabete dayanamayan küçük bira imalatçılarının piyasadan çekilmesiyle tekelleşiyor. Ve egemenliği, 1926'da devletin içki tekelini ilan ettiği güne dek sürüyor.
Bomonti fabrikası, bir dönem "Şark Malt Hülasası" adı altında değişik bir tür bira da üretmiş. O günlerde eczanelerin baş köşelerinde satılan bu biranın etiketi "reçete"den pek farklı değil:
"Nekahette bulunanlar için pek kıymetli ve Anemi, Kloroz, Albüminuri, Fosfatüri, Dispepşi, Siyatik, ve Umumi Zaafiyette büyük faideleri olan bir devadır. Çocukların dişlerinin kolayca çıkmasına, kemiklerinin kuvvetlenmesine, çocuk emziren annelerin sütünün çoğalmasına yardım eder.
Çocuklara: Yemeklerden evvel bir veya iki çorba kaşığı
Büyüklere: Yemeklerden evvel bir kahve fincanı.."

Yazara EmailM.Asik@milliyet.com.tr