Başbakan Binali Yıldırım balkon konuşmasını yaparken oyların sayımı henüz bitmemişti. Başbakanın nezaketen sonuçların kesinleşmesini beklemesi gerekirdi. Referandumun son günü Anadolu Ajansı ve Yüksek Seçim Kurulu’nun yol açtığı tartışmalara bir de Başbakan’ın konuşmasının zamanlaması eklendi. Nedendi bu acele?

***

En büyük skandal tabii ki Yüksek Seçim Kurulu’nun maç oynanırken kurallarda yaptığı değişiklik idi. Her seçim öncesi olduğu gibi referandum öncesi de defalarca açıklanmıştı:

“Sandık kurulu mührü taşımayan oy pusulası ve zarflar geçerli sayılmaz...”

Aynı YSK dün oylama devam ederken açıklama yapıyor:

“Sandık kurulu mührü taşımayan oy pusulası ve zarfların dışarıdan getirilerek kullanıldığı kanıtlanmadıkça geçerli sayılmasına karar verilmiştir.”

İşe bakın... Sandık kurulu işi gücü bırakacak, mühürsüz zarfların nereden çıktığını araştıracak... Dışarıdan sokulduğunu kanıtlayacak! Oysa, sandık kurulu mührü yoksa bu dışarıdan getirildiği anlamına gelmez mi?

***

Geliyoruz bu referandumun bam teline...

Büyük kentler dahil 33 kentte “hayır” kazandı... Türkiye çapında ise oranlar, kesin olmayan sonuçlara göre yüzde 51 - 49 bandında görünüyor...

Şimdi “hayır” diyen kentlerin sakinleri ya da ülkenin yüzde 49’u “Ben bu anayasaya evet oyu vermedim, kabul etmiyorum” derse -ki diyecektir- ne cevap vereceksiniz?

Bu anayasayı halka nasıl hazmettireceksiniz?

Anayasalar, hele de böyle ülkenin tüm rejimini ve geleceğini tersyüz eden bir anayasa, yüzde 50 oyla kabul edilebilir mi?

Anayasa Mahkemesi eski Genel Sekreteri Bülent Serim bu konuda ülkeyi daha önce uyarmış, bakın ne demişti:

“Bir anayasa değişikliğinin meşru olabilmesi için halkın büyük çoğunluğu tarafından kabul edilmesi gerekir. Nasıl Meclis anayasayı ancak nitelikli çoğunlukla değiştirebiliyorsa, halk oylamasında da nitelikli çoğunluk aranması gerekir.

Örneğin, 50.000.000 seçmenin 25.000.001’i kabul etti diye bir anayasa değişikliği yapılamaz. Daha doğrusu, bir kişinin oyuyla bir toplumun geleceği belirlenemez.

Toplumsal uzlaşma metni olan anayasanın “% 50 artı 1” kişinin oyuyla değiştirilip, “% 50 eksi 1” kişinin iradesinin yok sayılması toplumsal uzlaşmayı yok edecek sonuçlar yaratır.

Kısaca, anayasa değişikliklerinin kabul edilmesi, seçmenin beşte üçü ya da daha yüksek oy oranıyla, yani nitelikli çoğunlukla onaylanması koşuluna bağlanmalıdır.

Değilse meşruiyeti her zaman tartışma konusu olmaya mahkûmdur.”

***

Anayasa değişiklikleri Meclis’ten beşte üç yani 330 oyla geçiyor fakat halkın yüzde 50’sinin kabulü yeterli sayılıyor. Bu oranda mantık var mı?

***

Sonuç... Bu sabahtan itibaren itirazlar, suçlamalar, oyların yeniden sayılması gündeme gelecek... İtirazlar bir biçimde sonuçlansa bile Türkiye hayati önemde bir anayasanın halkın yüzde 49’unun hayır oyuna rağmen uygulanıp uygulanamayacağını konuşmaya başlayacak. Önümüzde zorlu tartışmalar bizi bekliyor...

 

Etiketler