İster istemez faizleri izleyeceğiz...

İster istemez faizleri izleyeceğiz...


Meliha OKUR

       Herkes konuşuyor. Ama kimse dönüp sokağa bakmıyor.
       Sokağın görünüşü çok net. Herkes yıllardır yaşadığı enflasyon illetinden kurtulmak için can atıyor. Acaba diyoruz, konuşanlar çarşıyı pazarı dolaşıyor mu?
       Konuştuğumuz insanlar diyor ki;
       "Biz, 300 bin liraya karpuz yemek istemiyoruz. Enflasyon yüzde 25'e inecek diyorlar. Fakat çarşıya pazara inince bu illetten nasıl kurtulacağımıza bir türlü akıl erdiremiyoruz."
       İnsanların kafası karıştı. Sağ olsun bu karışmada hem Ankara'nın hem İstanbul'un tuzu var. Sonuçta tek bir hedefte odaklanmak şart:
       "Enflasyon canavarından kurtulmak için konsensüs..."
       Bürokratlar, özel sektöre "fiyat artırmayın" uyarısında bulunuyor. Özel sektör, "Bizi neden suçlu ilan ediyorlar. Öncelikle kamu finansman açığına bakmaları yeter de artar" diyor. Görüntü şu: 3 yıllık bir istikrar programı için çok yol kat etmek gerekiyor. Önümüzde ince uzun bir yol var. Kısacası herkes bir çatı altında birleşecek. Birbirini suçlamayacak.
       Türkiye'nin özel sektörü temsil eden oda başkanlarından birisi diyor ki;
       "İnanın, Başbakan dahil ilgili her bakana mektup yazıyorum. Gelin bizi dinleyin, ortak bir yol bulalım" diyorum "Ama şimdiye kadar yazdığım hiçbir mektubuma yanıt almadım..."
       Biz diyoruz ki; Ey bürokratlar, işadamları, politikacılar ve ekonomistler. Yani "öteki Türkiye" ile "yok efendim doğrusu bu" diyenler.
       Kafaları neden karıştırıyorsunuz? Özel sektör üretiyor ve malını satıyorsa ona da herkes para veriyorsa neden sorun olsun? Ya da bu KİT sorunu hepimizin, çözülecek. Ortak çözüm önerisi daha sağlıklı değil mi? Ancak gelin görün ki tartışma zemini yanlış yolda devam ediyor.
       İsminin açıklanmasını istemeyen bir başka oda temsilcisi diyor ki;
       "Korkuyoruz, bu işte bir tuzak mı var acaba diye düşünüyoruz. Bu bürokratları yakından tanırız Kendilerini ortaya koyuyorlar. Ya arkalarındaki siyasi irade? İşte onu bilmiyoruz. Enflasyon, 13 yıldır belli. Biliyorsunuz Türkiye'de her seçim döneminden önce hükümetler enflasyonu düşürmek için önlem alırlar. Sonrasında da fiyatlar alır başını gider. Eylül geliyor. Biz ise korkuyoruz... "Ne demek istiyorlar?
       Ancak biz bundan sonraki süreçte ister istemez faizleri izlemeye başlayacağız. Piyasaların nabzı nasıl atacak, ona bakacağız...
       Bugün faizler yüzde 25'e inmiş. Kredi maliyetleri düşük. Enflasyon yüksek. Para kendine yön arıyor. Ya borsaya ya dövize ya yatırıma gidecek. Borsaya bakalım;
       Pay Menkul Değerler Araştırma Müdürü Refik Özdamar'ın çalışmasından örnek verelim. 1997'de borsada işlem gören 162 şirketin piyasa karı 4 milyar 19 milyon dolar. 1999 yılında aynı şirketlerin piyasa karı 2 milyar 664 milyon dolar. Fiyat/kazanç tek başına bir gösterge değil ama kıyaslama yapmak için bir gösterge. 1997'de bu şirketlerin ortalama fiyat/kazancı 15.64, 1999 yılında fiyat/kazanç 19. Bu ne demek? Anlatalım; borsa yabancı da dahil herkes için pahalı.
       O halde para yatırımlara mı gidecek, dövize mi derseniz görünen o ki eylül ayı gösterge olacak. Ama bu noktada faizlerin yönü çok önemli.

Günün yorumu

     Sıkışıklık sürüyor
       Piyasa enflasyon verileriyle ilgili açıklama ve değerlendirmelerin dışında güne GSM 1800 anlaşmasının parafe edilmesi haberiyle olumlu başladı. Çünkü günlerdir bu açıklama bekleniyordu. Biliyorsunuz borsa geleceği satın alır, gerçeği satar. Nitekim dün iki seansta da bu yaşandı. Önce 14.265 seviyesini test eden bir piyasa gördük. Alımın gücü piyasanın yönünü belirleyecekti. Çok fazla bir işlem hacmi görmeyince doğal olarak tedirginlik satış olarak piyasaya yayıldı. Mali sektörde başlangıçta gelen alımlar ikinci seansta satışa döndü. Ve piyasa günü 322 trilyonluk işlem hacmi ve 13.789 puanla kapattı.
       Haftaya ne olur derseniz yatay ve sıkışık bir piyasa görmeye devam edeceğiz. Yön konusunda para piyasasındaki hareketler gösterge olacak. Hem günlük likidite hem de Merkez Bankası fonlaması belirleyici olacak.