Heybeli’nin hayaletleri

Yüzlerce yıl önce zorlu tekne yolculuklarıyla ulaşılabilen Heybeliada’da çarşısı, pazarı, manastırlarıyla azımsanamayacak bir Rum nüfus vardı. Akillas Millas’ın devasa eseri ‘Heybeli’, adanın Bizans ve Rum geçmişini tüm boyutlarıyla anlatıyor.

1975 yılıydı. 4 yaşındaydım. Yaz, kış oturmak üzere Heybeliada’ya taşınmıştık. Kiracı olarak yerleştiğimiz iskeleye yakın taş evin yaşlı sahibesi Madam Kasandra, dönmemek üzere Atina’ya göçmeye hazırlanıyordu. Madam yolculuğuna başlayacağı güne kadar yerleştiğimiz evinin bir odasında kalacaktı.

Madam Kasandra hazırlığını tamamlamak üzereydi; evin dört bir yanında götüreceği eşyalarla dolu koliler vardı. Bu taşınmanın ardında acıklı bir hikâye olduğuna o zaman çocuk aklım yetmemişti. Nasılsa taşınıyordu ya, “Madam Kasandra, bu benim olsun mu?” diye sorarak istediğim hiçbir şeyi geri çevirmemişti yaşlı kadın; çok net hatırlıyorum.

Bu ilk hatıralarımdan biri ne zaman aklıma düşse, bir insanın tüm yaşamını geçirdiği Heybeli’den bu yaşta bir bilinmeze doğru yolculuğu niye göze alabildiğini sorguladım.

Heybeli’nin hayaletleri

Yaşlı bir Rum kadının, bu güzelim adayı, Heybeli’yi terk etmesinin şifrelerini yıllar sonra Varlık Vergisi, 6-7 Eylül olayları, Ege ve Kıbrıs sorunlarını idrak edince çözebilmiştim.

Gidenleri saymak...

Çocuk gözlerimin 44 yıl önce anlam veremediği bu tanıklığa ilişkin aydınlanmayıysa Akillas Millas’ın geçenlerde Adalı yayınlarından çıkan ‘Heybeliada, Halki, Dimonisos’ kitabıyla yaşadım.

1934 doğumlu Millas, eski bir Büyükadalı. Hatıralara büyük değer veren Millas, küçüklüğünden beri koleksiyonerliğiyle nam salmış. Prens Adaları’yla ilgili bulduğu her şeyi toplayan Millas, bunları hâlâ canlı anılarla bezeyerek defalarca kitaplaştırmış.

14 Mart 2004’te Milliyet’te yayımlanan bir röportajında Millas, İstanbul’dan ayrılış öyküsünü şöyle anlatıyor: “Yaşadığım yıllarda İstanbul’un nüfusu 1.5 milyondu. Bunun 150 bini Rum’du. Şimdi neredeyse 20 milyon kişi var ama toplam 1500 Rum kaldı. Gidenleri seyretmekten bıktım ve ben de 1980 sonrasında İstanbul’dan ayrıldım, Atina’ya yerleştim. Gelenleri saymak daha kolaymış.”

Millas’ın 600 sayfalık son kitabı Heybeliada’nın ilk yerleşimlerinden başlayarak Bizans’la kurumsallaşan çok manastırlı ruhani statüsüne, Osmanlı egemenliğindeki Rum topluluklarına, Mütareke yıllarına ve bugüne uzanıyor. 1000’e yakın fotoğraf ve Millas’ın çizimleriyle donanmış kitap sayesinde, 19’uncu yüzyıldan başlayarak 1980’li yıllara kadar gerçek adalılarla neredeyse arkadaş oluyoruz; kasabı, bakkalı, berberi, Yannis’i, Dimitri’si ve Stefo’suyla...

Heybeli’nin hayaletleri

1890’ların bir kartpostalında Bahriye Mektebi, iskele ve uzaklarda Ruhban Okulu’nun 1894 depreminden önceki binaları görülüyor. Millas, adadaki köşkleri ayrıntılı çizimlerle ölümsüzleştirmiş.

Kemalist Anastas

Adalı bir Türk Nejat Gülen’in Mütareke yılları ve o zaman Bizans’ın yeniden doğacağına inananlara ilişkin anlatımı da döneme ilişkin ilginç bir kayıt olarak kitapta yer alıyor: “1918 sonbaharında düşman donanmaları İstanbul önlerine demir attı. Diğer azınlıklara kıyasla en çok gürültü patırtıyı Rum gençler çıkarıyordu. Efsanevi Averof zırhlısı Heybeli önlerine demirliydi. Ada Rumları deniz kıyısında toplanır, “Yaşa! Var ol!” diye tezahürat yaparlardı. Basiretli Osmanlı Rumları bu olaylara karışmadılar... Bir bölüm Rumlar, özellikle Anadolu orijinli Karamanlılar taşkınlıklara katılmıyor, hatta Kurtuluş Savaşı’nı destekliyordu. Dr. Kriton Dinçmen’in babası Anastas Anastasiadis, Rumlar arasında ‘Kemalist Anastas’ diye tanınıyordu. Tüm Kurtuluş Savaşı boyunca kafasında kalpakla gezmişti.”

Millas devam ediyor: “Aristidis Köseoğlu Efendi, Mütareke yıllarında fesini başından hiç çıkarmadı. Müstecip Onbaşı Sokağı’nda, yokuşun sol köşesindeki büyük konağında, Averof zırhlısının gelişine çılgınca sevinç gösterileri yapanlara tipik bir tepki gösterip, ‘Bağırın, bağırın zito diye. Bir gün o geminin direkleri kıçınıza girecek’ demişti.”

Heybeli’nin hayaletleri

Kaçış başlıyor

Ve Yunan cephede bozguna uğradı; “Rumlar üç yıl boyunca alay edip aşağıladıkları Türk komşuları karşısında tevili mümkün olmayacak şekilde açıkta kalmışlardı. Pişmanlık için çok geçti. Davranışlarının sonuçlarından ürküyorlardı. İşte o zaman, bulabildikleri her türlü vasıtayla Yunanistan’a kaçış başladı.”

Kaçan kaçtı, kalan kaldı... Millas’ın alıntı yaptığı Nejat Gülen, 1930’lu yıllarda Rum ve Türk toplumları arasındaki yaraların görünüşte iyileştiğini yazıyor: “Heybeli’de gazinolar ve kahveler yine insanlarla doldu. Yaz geceleri çam ormanlarında gitar ve şarkı sesleri yankılanmaya başladı. Hırsların ve çekememezliklerin üstesinden gelinmekle kalmadı, aynı zamanda Rumlar ve Türkler arasındaki ilişkiler ve dostluklar eskisinden daha güçlü hale geldi. Türk gençleri yeniden Glyfa’nın kızlarıyla flört ediyordu.”

Ama Türkiye fırtınalı bir dünyanın tam ortasındaydı: “İkinci Dünya Savaşı dünyayı kasıp kavururken, 25-45 arası Rumlar, özel birliklerde görevlendirilmek üzere yeniden askere alındılar. Bir yıl sonra, 1942 Noel’inin hemen öncesinde, Varlık Vergisi’ne tabi tutulacakların listesi açıklandı. Vergiyi ödeyemeyenler, Anadolu’nun içlerine, yol yapımında çalışmak üzere gönderiliyorlardı. Birçoğu oralarda öldü; aralarında Halki’den gidenler de vardı.”

Heybeli’nin önemli simgelerinden Bahriye Okulu, yıllar sonra azınlıklara kâbusu yaşatan 6-7 Eylül Olayları’nda adadaki Rumların güvencesi olmuştu. Ama olayların İstanbul’da Rumlara hayat kalmadığı konusunda en iyimserleri bile ikna
ettiğini anlatıyor Millas.

Türkiye-Yunanistan arasında sorun odaklarından biri olan Heybeli Ruhban Okulu 1971’de kapatıldı. Millas, 1972 yılında Heybeli’de yaz-kış 170 Rum ailenin yaşadığını, 1974’te -benim Madam Kasandra’nın göçünü sorguladığım yılda- bu sayının 70’e indiğini yazıyor.

Ve 1979’da Halki Rum İlkokulu da kapılarını temelli olarak kapattı. Çünkü okuldaki tek çocuğun da ailesi Atina’ya göçmüştü.

Heybeli’nin hayaletleri

Heybeli’nin hayaletleri

Çam Limanı’nda Barba’nın gazinosunda dans eden Heybelili gençler. Sene 1920...

BİZİM ADAMIZ...

Ailecek Heybeli’deki mevcudiyetimiz 1974’ten başlayarak 1986’ya kadar sürdü. Başlarda adanın bir avuç olan kışlık nüfusuna da dahildik. Daha sonra yazlıkçı olduk.

Türk ve yazlıkçı Yahudi ailelerinin çocuklarıyla arkadaşlık ettik. Görünürde Rum bir çocuk yoktu; yalnızca cumbalarından sokağı gözleyen yaşlı madamlar ve belki yaşlı eşleri kalmıştı... Onların da birer birer yok olduğuna tanık olduk. Sokaklar kapısına asma kilit vurulmuş, kimsenin yaşamadığı köşklerle doluydu.

Her geçen yıl adanın bir yıl öncekini aratır dönüşümüne de üzülerek tanık olduk.

Yazları adada çocukluk, din ve mezhepler üstü dostluk, hafta içi her gün deniz, bir zamanlar Abbas Paşa konağının olduğu yerde futbol maçları, bisiklet, yan mahallenin çocuklarıyla çete savaşları, sahilde balık tutmak, iki gecede bir yazlık sinema demekti.

10-11 yaşlarımızda bile mahalleden arkadaşlarla gece 9’da başlayan matineye gidebiliyorduk. Kimsenin de aklı bizde kalmıyordu.

Hafta sonları
asla denize gitmezdik. Vapurlarda salkım saçak Heybeli’ye akın eden İstanbullular, adalıları eve mahkûm ederdi.

Aslında annem pazartesileri de denize göndermezdi ki mahşeri kalabalığın eseri olan suyun bulanıklığı dağılsın.

En son 3 yıl önce eşimle gittik Heybeli’ye. Sokaklar elektrikli araç istilası altındaydı. Bir zamanlar denizle kucaklaşılan rıhtımda yükselen dev İDO iskelesiyse sanki seyir zevkine kasti bir faul olmuştu.

Heybeli’nin hayaletleri

Heybeli’den kaybolan her şey bu kitapta

İlk kez Yunanca olarak 1984’te Yunanistan’da yayımlanan kitabın yazarı Akillas Millas, o günden bugüne yeni resim, kartpostal, gravür ve belgeleri toplayarak arşivini sürekli zenginleştirdi; yitip gitmekte olan her şeyi çizdi. Evlerin, sokakların, kıyı şeridinin, balıkların, teknelerin, vapurların, mezar taşlarının, kapıların ayrıntılı çizimleri, geleceğe miras kalacak en önemli bilgeler niteliğinde yeni görsel malzemelerin eklendiği kitap, Türkçe basım için yeniden yazıldı.

Heybeli’nin hayaletleri