Kendi sesinin peşinden koşan adam Demirhan Baylan

Eklenme Tarihi14.07.2018 - 1:30-Güncellenme Tarihi13.07.2018 - 22:48

Türkiye’nin sayılı ozan basçılarından Demirhan Baylan, ‘Yapayanlış Şarkılar’da bu kez maceralı hayatından 12 güzel hikâye anlatıyor. Albümde beste söz, gitar, bas ne varsa Baylan’a ait

FANATİK ama “bence” sınırlı bir kitleye sahip.
Adını hiç duymayanların ezici üstünlüğü var.
Ama “Hayat Demirhan Baylan albüm yaptıkça yaşamaya değer” diyenler yeter de artar havalarında. Ekşisözlük’te hakkında sayfalarca ‘entry’ o ‘sınırlı’ kitlenin küçümsenmemesi gerektiğini gösteriyor. Ama sen bu kadar güzel bir müzik yap, medya röportaj için peşine düşmesin, konser teklifleri üst üste gelmesin...

Bu röportaja vesile olan son albümü ‘Yapayanlış Şarkılar’, Demirhan Baylan’ın hayatından kesitler içeriyor.

Ama onun müziği hakkında kesin yargıya varmak için ‘Anlamlı Hatalar’, ‘Deli Fatma’nın Bilmeceleri’, ‘Kocakarının Dansı’ gibi albümlerini de dinlemeli, ‘Sinyal’ üzerine iyice düşünmeli.

1990’ların başında gençliğinin baharında Bulutsuzluk Özlemi’nin bas gitaristi olarak profesyonel müziğe -ki ben ergen/amatör günlerini de biliyorum- adım atan Demirhan Baylan’ın bugüne kadar çalıştığı isimleri yazsam kitap çıkar. Şarkılarının yalnızca isimlerindense destan ama belki de bir trajedi.

Bu kadar çok güzel şarkı ve albüm yapıp, sadece sınırlı bir kitle tarafından bilinmek benim için yalnızca trajedi kelimesiyle tanımlanabilir.

Okuyacağınız röportaj bir kişi bile dinlese Demirhan’ın kendi yolunda müzik yapmaktan başka bir derdi olmadığını gösteriyor. Ama ona kulak verseniz hiç de fena olmaz yani...

- Seninle en son 2011 sonunda ‘Sinyal’ albümün şerefine görüşmüştük. Albüm Türkiye’de iOS uygulaması formatında da yayınlanan ilk albümdü. Bir yalnızlık hikâyesiydi, derdi vardı ve güzel müzikti. ‘Sinyal’ine gelen yanıt seni tatmin etti mi?

‘Sinyal’ tecrübesinden çok şey öğrendim. Bu açıdan bakınca evet tatmin etti diyebilirim. Beklentiler, kazanç, açılan kapılar vs. diyorsan elbette ki hiçbir işe yaramadı. Ama oyunun kuralları oldukça net. Ya insanları kaçınılmaz olarak yakalayan bir şarkın olacak ya da bir şekilde gücün olacak ve zorla beğendireceksin, yani nazik adı ‘tanıtım’. Demek ki ikisi de yokmuş. Denemeden öğrenemezsin. Diğer taraftan müzikal olarak çok güzel bir yere oturdu ve her geçen gün daha fazla takdir edilmesi bana mutluluk veriyor.

- Yeni albümün ‘Yapayanlış Şarkılar’a kadar ‘12 Beladan Nasıl Kurtuldum?’ isimli bir albüm daha yaptın -ki ben atlamışım, yeni başladım dinlemeye- Türkiye’nin iyi üreten müzisyenlerinden birisin. Sinyal’den bugüne aradan geçen yıllarda hayatında neler değişti? Önce ikizlerden başla. Müzik üretim sürecin değişti mi?

Evet, ‘Sinyal’den sonra 2013’te ‘Daha da Anlamlı Hatalar’ isimli bir toplama yayınladım. Sonra da 2014’te ‘12 Beladan Nasıl Kurtuldum?’. Ağırlıklı olarak akustik, nispeten karanlık şarkılarımdan oluştu. 12 bela dediğim 12 farklı sorunumu sayelerinde atlattığım veya o sorunlar hakkında yazdığım şarkılara atıftır. Bir şekilde kurtulmuşum ki albüm olarak internete koyup, onlardan da kurtuldum.

2015’in önemi

2015 benim için dönüm noktası bir yıl oldu. Bir yığın olumsuzluklar bir yana, bir kız bir erkek ikizlerimiz oldu. Büyük transformasyon. O tarihten beri müzikten elimi, ayağımı çektim diyebilirim. Eşimle beraber tüm işimiz onlara bakmak. Ama şimdilerde kreşe de gitmeye başladılar. Benim de yeniden vaktim oldu. Saha kenarında ısınıyorum. Mesela geçen ilkbahar “Borges Olsaydım” isimli bir şarkı yayınladım. Sağ olsun, Cengiz Baysal’la beraber kaydedip sunduk. Çok olumlu tepkiler geldi. Sonra bir tane daha yayınlayayım dedim, ‘Ağlayabilseydin’i yaptım... o da internette dolaşıp duruyor. En sonunda oldu olacak deyip yayınlanmamış şarkılarımdan bir toplama yayınladım; ‘Yapayanlış Şarkılar’... Bunlar ısınma turları.

- ‘Yapayanlış Sarkılar’, hem Demirhan Baylan hem değil gibi. Çok eğlenceli, tezahürat olabilecek şarkılar bile var. Farklı türlerde çok güzel şarkılar. Albümü anlatsana. Spotify’da yayınladın.

En eskisi 1997 olmak üzere uzun yıllardan beri bir şekilde yazıp, kaydetmiş olduğum, bazılarını beni takip edenlerin zaten yakından bildiği 12 şarkıdan oluşan bir toplama bu. 12 takıntım var galiba. Her şarkının kendi tarihi var elbette. Maceralı hayatımın -diyeyim- kesitlerinden çıkmış tablolar bunlar. Hiç birinin çıkış amacı, hedefi dinleyiciler değil. Tamamen ben, ben, ben... çok egosantrik, evet. Baştan aşağı ne varsa, beste, söz, vokal, gitar, bas, kayıt vs. vs. hepsi benim. Olması gerektiği gibi. Bir ressam gibi. Kapağına da gençliğimden bir fotoğraf koydum. Elimde bir kırmızı kart. Artık oyundan mı atılmışım, yoksa sizi mi oyundan atıyorum belli
değil.

Bu gürültüde sağır oldum

Farkındayım, bu aralar hemen herkeste “Ben” değil “Biz” deme eğilimi var. Komünler, cemaatler, taraftarlar, kültler, mahalleler, klikler... Daha neler neler... Kodlar öylesine çözülmüş ki daha üst perdeden birileri bu ufak yapılarla satranç oynuyor sanki. Bu gürültüde sağır oldum. Kendi sesimi duyamıyorum artık. Bu şarkıların hepsi böyle bir ortamda kendi sesini duymaya çalışan küçücük bir adamın çabaları.

Fikrimce kendi sesini duymak çok büyük bir iştir. Çoğunlukla duyduğunuz kendi sesiniz değil... Eminim bunun farkında ve benimle aynı dertte olan insanlar var. Belki onların işine yarar. Bu albümün yaşama çabası stillerde, dalgalarda, akımlarda vs. değil. İstediğini başarabiliyor mu, bilemem. Dedim ya, çaba.  Yarın bir gün kitlelere mal olsa çok şaşarım. Ama hayat tuhaf mucizelere de gebedir elbette. Seni hedeflediğinden bambaşka yerlere de fırlatıp atabilir. Ama bir sanatçı için kendi sesinin peşinde koşmaktan gayrısı tuhaf geliyor bana.

'Plak konusunun müzikle ilgisi yok'

- Geçenlerde Mastodon’un gitaristi Bill Kelliher, “Spotify, Apple Music gibi servislerin müziği öldürdüğünü, müzisyenlere çok az para verdiğini bu yüzden gelecek vaat eden grupların sektör dışında kalacağını” söyledi. Bu konuda ne düşünüyorsun?

Evet, okudum. Bir iki sene evvel Gene Simmons da buna benzer şeyler söylemişti. O korsan hakkında konuşmuştu yanılmıyorsam. Ama o da aynı sonuçtan bahsediyordu. Adama demediklerini bırakmadılar. Benim bakış açım şu; şu anda bahsedilen müzik ‘kayıtlı müzik’ isimli, tarihçesi ses kayıt teknolojisiyle başlamış, sektör haline dönüşmesi de 50-60 senelik bir şey. Oysa müzik insanlık tarihi kadar eski bir kavram. Müzik öyle kolay ölmez, merak etmesinler. Ama şekil değiştirir. Değişsin de. Hep aynı yemek yenir mi? Kayıtlı müzik değişecek. 60’lı, 70’li yılların müzisyenlerini iyice tanrılaştırdıktan sonra çöpe atacak bu sistem diye tahmin ediyorum. Bu dönemde yeni jenerasyon kendi sesini bulacaktır. Konu bambaşka bir yere gidecektir. Para mevzuysa dünyanın ekonomik durumundan bağımsız değil.

- Kendi adıma ulaşmak için para harcadığımda, albümü plak olsun cd olsun elimde tuttuğumda müzik dinlemekten daha çok keyif aldığımı, streaming’in zevkimi körelttiğini söyleyebilirim.

İnsan alışkanlıklarının kölesi. Özellikle de gençlikte ne öğrendiysek hayat onların çevresinde dönme eğiliminde. Ama dünya değişiyor. Bize yeni alışkanlıklar diretiyor. Belki de müzik endüstrisi bir sonraki adıma geçmeyi başaramadı ve boşluğu eski alışkanlıklar doldurmaya başladı. Ben kasedi tercih ederdim; kayıt yapamayacağım bir ortamı ne yapayım? Anlaşılacağı üzere kaset döneminde büyümüşüm. Streaming’e gelince... Böyle bir arşive başka nasıl ulaşabilirsin ki? Ben çok ama çok memnunum. Hem dinleme, hem de kendi müziğimi paylaşabilme anlamında şu an olabilecek en iyi şey.

- Dünyada bir plak modası var. İngiltere’de satışlar her yıl artıyor. Türkiye’de bile.
Plağa nasıl bakıyorsun?

Konunun müzikle bir ilgisi olduğunu düşünmüyorum. Plak, koleksiyonu yapılabilecek ticari bir meta. Ve koleksiyon fikri zaten özü itibariyle çok tartışılabilecek bir konu. Neyse girmeyeyim oralara... Ses kalitesi derler... Benim bildiğim en iyi analog ses kalitesi makara bantlardır. Onlar meşhur olsa keşke. Metal kasetler de harikadır. Plak, kırılgan, çabuk eskiyen -dinlersen tabii- ve ses kalitesi olarak da nispeten zayıf bir ortam benim nazarımda. Ancak yepyeni plak olacak da, süper pikap olacak da... Lüks iş. O çıtır çıtır sesler de lüzumlu değil bence. Ama kocaman kapağı var. Albenisi yüksek. Fırsat çıkarsa ben de isterim bir albümüm plak olarak yayınlansın. Ama bakarsın kaset moda olur yine. Elimde bir yığın ‘Anlamlı Hatalar’ kasedim var hâlâ.

Yeni albüm niyeti

- Konserler, yeni projeler, ortaklıklar var mı?

Yapayanlış Şarkılar bir kendimi yeniden hatırlatma çabası olabilir. Bu sene içinde yepyeni bir albüm niyetim var. Ama hayatın binbir türlü hali var elbette. Bakalım şekillenecek mi? Plak mı olacak? Hahaha... Konser peşindeyim elbette, bakalım, sonbahara kısmetse.

- Bu aralar senin dışında ne dinlememizi önerirsin?

Önermem. Her koyun kendi bacağından. Akın Eldes’in Tek Başına’sı bana oldu ama.

Bulutsuzluk Özlemi’yle profesyonel oldu

Demirhan Baylan, Yıldız Teknik Üniversitesi’de Mimarlık, Berklee College of Music’te Ses Mühendisliği okudu. 90’ların başında Bulutsuzluk Özlemi’nin bas gitaristi olarak profesyonel müzik hayatına girdi. O tarihlerden beri başta Rock ve Caz olmak üzere sayısız projede icracı, besteci, ses teknisyeni ve prodüktör olarak görev aldı. Bir dönem stüdyo işletti, bir dönem üniversitelerde eğitmenlik yaptı. Solo olarak 10’un üstünde albümü, denemelerden oluşan bir kitabı ve alternatif hemen bütün müziklere iştahı olan bir ikiz babasıdır. Halen İstanbul’da yaşayıp, çalışmakta, kendi dünyasını yaşamaktadır.