Ağrı’nın Derinliği’ne yolculuk...

Hürriyet’te önceki gün yer alan şu haber, bir hafta öncesine kadar dikkatimi çekmeyebilirdi; çünkü gazetemiz yazarlarından Ece Temelkuran‘ın enfes kitabı Ağrı’nın Derinliği‘ni henüz okumamıştım:
“Diaspora, Erivan’a dönüyor. Son 4 yılda Ermenistan’a dönen Ermenilerin sayısı, 33 bini geçti. Ermeniler artık yurtdışından para göndermekle kalmıyor, dönüp yatırım yaparak istihdama da katkıda bulunuyor.”
Oysa şimdi derhal gözüm bu habere takıldı.
Ece’nin kitabı “Ölmek ne ki... İnsan evsiz kalmasın. Budur kalplerinde taşıdıkları ve çocuklarına aktardıkları acı” diye bitiyordu. Hürriyet’teki haberin devamında ise eşi ve 2 çocuğuyla Suriye’den Ermenistan’a dönen Kevork Sariyan, “Anavatanımız bizi çağırdı. İnsanın kendi topraklarında yaşaması bambaşka bir duygu. Yıllardır yaşadığımız Suriye’den ülkemize döndüğümüz için çok mutluyuz!” diyordu.
Üzerinde yaşadığımız toprakların belleğinde varolan ve yıllardır sızlayan bir yarayla tanışmaya hazırsanız, kendinizi Ece’ye teslim edin. O sizi elinizden ve yüreğinizden yakalayıp, Türkiye’den göçmek durumunda bırakıldıktan sonra “nar taneleri gibi” yeryüzüne dağılmış Ermenilerin kalbine doğru, müthiş bir yolculuğa çıkaracaktır.

“Şerefe” diyen şerefsizdir
Ece ile önce Ermenistan’a gidecek ve orada acıyı birebir yaşamış sıradan insanların, ünlü sanatçıların ve devlet yetkililerinin kimi zaman acıtıcı ve kinayeli, kimi zaman özlem dolu hikâyelerini dinleyeceksiniz. Mesela şerefe diye kadeh kaldırdığınızda “Ancak şerefsizler, kadeh kaldırırken böyle bir söze ihtiyaç duyar” diyen bir Ermeni’ye karşılık vermek yerine, onu anlamaya çalışacaksınız. Çünkü gazetecinin görevi, sorularıyla karşısındakini konuşturmaktır.
Sorularını kılı kırk yaran gazeteci titizliğiyle soran Ece, aldığı yanıtları gazeteci namusuyla aktarırken, dinlediklerinin kendisinde yaptığı çağrışımları ise edebiyatçı olmanın lezzetli üslubu ve derinliğiyle değerlendiriyor.  Ermeni ve Türkleri anlatırken kendi çocukluğuna, ilk gençlik yıllarına, Türkiye’deki resmi söylemin, maharetle üzerini örttüğü gerçeklere uzanıyor... Eh, yüreğinizden yakalandığınız için ister istemez siz de kendinizle hesaplaşıyorsunuz.

Fransa ve ABD’nin farkı
Ece sizi Ermenistan’dan sonra diasporanın kalbi Fransa’ya götürüyor. Ve soykırım konusunu gündeme getirenlerle, Fransa’da Meclis’ten yasayı geçirenlerle, bir zaman ASALA’nın içinde yer alanlarla, Fransa’ya yerleşen yurtsuzlarla tanıştırıyor.
Ece Fransa’dan ayrılıp Amerika’ya doğru yol aldığında “Meğer Ermenistan’daki Ermeniler, Türkiye’ye karşı bayağı dostaneymiş” demeden edemiyorsunuz. Zira Fransa’dakilerin çoğunluğu, kırgınlığını acımasız bir öfkeye dönüştürenlerden oluşuyor. Hatta kırgınlığını intikama dönüştürenler bile var; ama entellektüel düzey hep fark ediliyor.
Son durağımız Amerika’da ise Amerikan rüyasının içinde kaybolmuş, paraya tapan kodaman Ermeniler çıkıyor karşımıza. Ve birden görüyoruz ki “Türkler özür dilesin, soykırımı tanısın” söylemi, yerini paraya bırakmış. Türkiye, Ermenilere tazminat ödemeyi kabul ederse mesele hallolur. Hatta Türkiye hatalı olduğunu kabul etse, tazminatı Amerikalılar ve Avrupa Birliği bile öder!

DİĞER YENİ YAZILAR