Anadolu’da üniversite ne işe yarar?

Anadolu’da üniversite ne işe yarar?


Milliyet TIR’ıyla 8 ili turladıktan sonra, sizlerle paylaşmak istediğim öyle çok şey var ki... Dilerseniz üniversitelerden başlayalım:
90’lı yılların başında Anadolu’nun pek çok kentinde pıtrak gibi peşpeşe açılan üniversiteler, eğitimin yanı sıra o kentin ekonomisini canlandırmaya mı yönelik gibi bir soru takıldı kafama. Zira öyle kentler var ki, gerek özel sektör gerekse kamuya ait fabrikalar kapanmış, kenti ayakta tutan, esnafa soluk aldıran üniversitelilerin harçlıkları!
Ayrıca örneğin Kars’ta 18 trilyonluk bütçesiyle Kafkas Üniversitesi’nin bizzat kendisi, yeni bir kamu kurumu olarak hem istihdam, hem de öğretim üyeleri ve idari personeliyle para harcayabilecek yeni bir tüketici grubu yaratmış. Tek bir üniversitenin koca bir kentin ekonomisine katkısını abartmıyor musun demeyin sakın. Suların sadece sabah 7 - 9 arası 2 saat aktığı, yılın 107 gününü karlar altında geçiren, devletin hepten unuttuğu bir kent için çok önemli bir ekonomik faaliyet.

Önce yatırım
Dolaştığımız illerde "üniversite açacaklarına yatırım yapsalardı. Diplomada eksiğimiz yok fazlamız çok, ama tahsilli gençlerimizi istihdam edecek işyerlerimiz yok" diye yakınanlar da vardı.
Binlerce üniversite mezununun, gittiğimiz her kentte işsiz ya da temizlik işçisi, odacı olarak karşımıza çıkmasını, sadece ekonomik krizle açıklamak galiba doğru değil. Oy avcısı siyasilerimizin kolaycı popülist politikaları sonucu ortaya çıkan üniversite enflasyonunun da bugünkü çıkmazda elbette payı var. Bol keseden üniversite açılmış, ancak buradan mezun olacak gençlerin nasıl istihdam edileceği düşünülmemiş.
Erzincanlının ise kentlerinde üniversite açılmasına farklı bir nedenle itirazı var: "Gençlerimizin ahlakı bozulur!" Erzincan’da zaten üniversite yok. Erzurum Atatürk Üniversitesi’ne bağlı bir kaç fakülteyle idare ediyorlar. Aslında kent halkının hatırı sayılır bölümü, bu fakülteleri bile istemiyor galiba. Başka kentlerden gelen öğrencilerin, Erzincanlı gençlere kötü örnek olduğunu, kötü alışkanlıklar edindirdiğini düşünüyorlar. Buna karşılık "Erzincan’a bir an önce üniversite gelse de, kentteki tutucu ortam biraz olsun gevşese, hoşgörü artsa" diyenler de var tabii.
Gördüğünüz gibi üniversitenin değişik işlevleri!, kısacık bir Anadolu turunda (özellikle de Doğu Anadolu’da) çarpıcı bir biçimde karşımıza çıkıveriyor.

Uğradığımız illerin çoğunda TIR’a gelen vatandaşlar, ilk ve orta öğretim ders kitaplarının neredeyse her yıl değiştirilmesinden ve bu nedenle bütçelerine gelen ağır faturadan yakındılar.
Halk ekonomik kriz nedeniyle zaten işini - gücünü kaybetmiş, çocuğunu zar - zor okutabiliyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın çocuk oyuncağı gibi her fırsatta okul kitaplarını değiştirmesi, onları çileden çıkartıyor.
Karabük’te Kardemir’den emekli bir işçi, 15 - 20 yıl önce dört çocuğunu da aynı kitaplarla okutmuş. Kitapları yıpratmadan kullanmayı öğrenen çocukların, çevrelerine de zarar vermemeye özen göstereceklerini hatırlatan emekli işçi diyor ki:
"1,5 yıldır işsiz olan oğlum, mecburen çoluğunu çocuğunu alıp bizim eve taşındı. Mahallelerimiz farklı olduğu için çocukların okulları da değişti tabii. Bir de baktık ki bütün kitaplar farklı. Her yıl kitap değiştirmeleri yetmiyormuş gibi, mahalleler arasında bile farklı müfredat uyguluyorlar. Bu soygun değil de ne?"
Uğradığımız hemen her ilde halkın yakındığı müstafi Milli Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu’nun bu soruya verecek mantıklı bir yanıtı olmalı diye düşünüyorum.