Asım Bey’le Türk sanayi tarihine yolculuk

Ortaköy’deki Esma Sultan Yalısı’nda ender bulunur bir yaz akşamı... Ne sıcak, ne soğuk, ne rüzgârlı, ne ufukta yağmur var...
Ev sahibimiz, Borusan Holding’in Kurucu ve Onursal Başkanı Asım Kocabıyık ve sevgili eşi Nurhan Kocabıyık. Borusan’ın ilk sanayi şirketi Borusan Mannesmann Boru’nun 50. yılını kutluyoruz. Bu, aynı zamanda Kocabıyık’ın da sanayiciliğe adım atışının da 50. yıldönümü.
Yemeğe geçildiğinde Asım Bey, her zamanki sadeliği ve içtenliğiyle bizlere öyle birkaç anısını anlatıyor ki, birden kendimizi Türk sanayi hayatının 50 yıllık tarihine yolculuğa çıkmış buluyoruz.

İnönü ve ses duvarı
50 yıl, insan hayatında da, şirketlerin hayatında da önemli; Türkiye gibi bir memleketin hayatında, daha da çok önemli.
“Sadece o yılların havasını aksettiren hatıralarımdan bahsetmek istiyorum” diyor Asım Bey ve her zamanki sakin üslubuyla tatlı tatlı anlatıyor:
“1950’lerde Borusan kurulduğu zaman Türkiye’nin ihracatı 300 milyon dolardı. 1964’te İsmet Paşa radyoda ilan etti: Dedi ki ‘Ses duvarını aştık, ihracatımızı 400 milyon dolara çıkarttık’. Hepimiz alkışladık.”
Şimdi ihracatımız 100 milyar doların üzerinde, ama beğenmiyoruz. Oysa 80’li yılların başında sadece 2 milyar dolardı ve Özal döneminde 10 milyar dolara çıktı diye nasıl da bayram etmiştik...

Ticaret yapamayınca...
Kocabıyık, nasıl sanayici olduğunu anlattığında, karşımıza yine Türk sanayi tarihinin çarpıcı sayfalarından biri çıkıyor:
“Demokrat Parti 1950’de iktidara geçince çok liberal bir dış ticaret politikası uygulamaya başladı. Bu arada tarım ürünlerine çok yüksek rayiçler tespit etti. Memlekette 1-2 yıl adeta bayram havası sürdü.
1953’ten sonra döviz bitti, ithalat zorlaştı. Sanayici olmamızın esbab-ı mucibesi, asıl mesleğimiz olan ticaret mesleğimizi devam ettirme imkânının azalmasıdır. O dönemde çalışma hayatında en sağlam yol, ithal edilen malların Türkiye’de imalatıydı. Biz de Almanya’dan, Amerika’dan, Fransa’dan ithal ettiğimiz boruları kendimiz üretmeye karar verdik.”

Boru fiyatı devletten!
Asım Bey’in anıları arasında beni en şaşırtanı, ürettikleri borunun fiyatının, tıpkı bugünkü ilaç fiyatları gibi devlet tarafından belirlenmesi oldu: “İmal edip sattığımız boruların fiyatını Sanayi Bakanlığı tespit ederdi. Her fiyat değişikliğinde, fiyatlarımızı yeniden bakanlığa tasdik ettirmek zorunda kalırdık!”

‘Ben Koç’tan korkarım’
Kocabıyık’tan son bir anı: Türkiye’deki Mannesmann özelleştirme kapsamına alınınca, Koç Grubu da ilgilenmiş. Rahmi Koç’u da ikna etmişler. Bunu duyan Asım Bey Rahmi Koç’a gitmiş ve demiş ki:
“100 tane şirketinizi 101’e çıkarmak önemli mi? Bırakın, bu sahada da biz devam edelim. Siz bu sahayı (Asil Çelik) zaten 40 sene evvel tecrübe etmişsiniz, o da pek size yâr olmamış. Bu defa girmeyin dedim, girmedi. Ben de ona minnettarım. Girseydi de kuvvetli bir rakibimiz olurdu. Ben, Koç ailesi ile rekabet etmekten korkarım.”
Bana yıllar boyu Koç Grubu’nun, çok değişik sektörlere yatırım yapmak isteyenleri nasıl gözdağı verip caydırdığı anlatılmıştı. Bu örnekte ürkütme kesinlikle söz konusu değil, ama bir başarısızlığı hatırlatarak rica ile caydırma var. Hoş bir anı.