Bakırköy pazarındaki THY standı!

Bakırköy pazarındaki THY standı!

     Uçakta yolculara verilen ikram tepsisi; bardağı, çatal - bıçağı, sandviçi ve peynirleriyle birlikte Bakırköy pazarında satılıyor. Üstelik satıcıya maliyeti olmadığı için de sudan ucuz

       Türk Hava Yolları'nın uçaklarda yolculara sunduğu ikram malzemeleri, İstanbul'un muhtelif semt pazarlarında sudan ucuza satılıyor. Hem de yiyeceğinden tepsisine kadar...
       Bizi bu tuhaf olaydan haberdar eden okurumuz, Bakırköy'de cumartesi günleri kurulan pazarın müdavimlerinden. Adı bizde saklı okurumuzun verdiği bilgiye göre Haznedar'da pazartesi, Bahçelievler'de perşembe günleri kurulan pazarlarda da manzara aynı. Bizim daha sonra öğrendiğimize göre bu listeye Kadıköy'ün meşhur Salı pazarını da eklemek gerekiyor.
       Bu bilgilerin ışığında arkadaşımız İlkay Özcan geçtiğimiz cumartesi günü Bakırköy pazarının yolunu tuttu. Aldığı tarif üzerine pazardaki THY standını, pardon tezgahını eliyle koymuş gibi buldu.
       İlkay'ın aktardığına göre, tezgahın başı çok kalabalıkmış. THY'nın yolculara ikram ettiği minik ambalajlar içindeki peynir, reçel, sandviç gibi yiyeceklerin yanı sıra kolonyalı mendil, bardak, çatal - bıçak, kırmızı ve yeşil servis takımları, diş fırçası, tarak vs gibi malzemeler de kapış kapış gidiyormuş.
       Uçaklarda ikram edilen malzemenin bunca rağbet görmesine şaşırabilirsiniz. Sanırız bunda fiyatların çok ucuz olmasının payı büyük. İlkay'ın tespitlerine göre sandviçin fiyatı 50 bin lira, Halley bisküvi 30 bin lira, cam bardak 150 bin lira, küçük peynirler 30 bin lira.
       Tabii çok ucuz olur, satıcıya maliyeti yok ki... Paralar THY'nin cebinden çıkıyor nasıl olsa!
       Bu arada tezgahta az da olsa Swiss Air, KLM gibi yabancı havayollarının çatal - kaşık takımları ve bardakları da varmış. Tezgah sahibi Temel, "sen bunları nereden buluyorsun?" diye soranlara "ihaleye giriyorum" diyormuş.
       Tahmin edeceğiniz gibi aslında böyle bir ihale filan yok.
       İlkay'ın THY yetkililerinden aldığı bilgiye göre, bu durum uzun zamandan beri bilinen ancak alınan önlemlere rağmen çözülemeyen bir sorun.
       THY ikram dairesi başkanı Oya Torum, uçaklara sayılı miktarda ikram malzemesi verdiklerini ve sefer sonrası yeniden sayım yapılarak çetele tutulduğunu söyledi. Ancak seferlerin yoğun olduğu dönemlerde ekipler uçaklara çıkamadığı için bazı fireler olabiliyormuş. "Ama bu da asla pazarlarda satılacak kadar çok değil," diyor Torum.
       Pazarcılar hakkında yasal yollara başvurduklarını belirten Torum, sorunun önüne geçmek için çeşitli önlemler almaya devam ettiklerini söylüyor.

     Türk Telekom'un yıllık bakımı sırasında meydana gelen bir yanlışlık, Erenköy santraline bağlı 140 aboneye astronomik faturalar gönderilmesine yolaçtı

       Türk Telekom'un telefon santrallerinde her yıl rutin olarak yaptığı bakım ve temizlik, bazı abonelere pahalıya patladı.
       İstanbullu okurumuz Cem Ensari, zor durumda kalan abonelerden biri. Evdeki 2 telefonu için her ay 10 - 15 milyon lira arasında değişen ödemeler yapan Ensari'ye, aralıkta telefonlardan biri için 101 milyon lira tutarında fatura gönderildi.
       Ensari itiraz dilekçesi vermek için Türk Telekom'a başvurduğunda, kendisi gibi 140 abonenin bulunduğunu öğrenmiş. Görevliler, dilekçenin incelenme srecinde telefonunun kesilmesini istemiyorsa, paranın en azından bir kısmını yatırması gerektiğini belirtmişler. Ensari parayı ödemiş, ama sorunun kendiliğinden çözüleceğine inanmadığı için de konuyu köşemize aktarmayı uygun bulmuş.
       Arkadaşımız İlkay Özcan'ın sorularını yanıtlayan Erenköy Türk Telekom yetkilileri, gelen şikayetler üzerine yaptıkları araştırma sonucunda Erenköy santraline bağlı 17 bin aboneden yaklaşık 140 aboneye yüklü faturaların gittiğini tesbit ettiklerini söylediler. Sorun, santrallerin temizliği ve bakımı sırasında meydana gelen teknik bir arızadan kaynaklanmış.
       Yetkililer bugüne dek ödeme yapanların durumuna da açıklık getirerek, "dilerlerse paralarını geri alabilirler ya da daha sonraki faturalara mahsub edilir," dediler.


       Balıkesir'e gitmesi gereken Bülent Adıgüzel, Metro'nun İstanbul - İzmir seferini yapan otobüsüne bindi. Zaten Metro'yu, Balıkesir'in merkezine uğrayacağı için tercih etmişti. Sabah 06.00 sularında otobüsün Balıkesir'e girmeden İzmir istikametine yol aldığını görünce şoförü uyarma gereğini duydu. Ancak aralarında tartışma çıktı ve sonunda Adıgüzel, şoför tarafından sırtına bir tekme atılarak otobüsten indirildi.
       Sabahın köründe yol ortasında kalakalan okurumuz, cep telefonuyla Metro'nun Balıkesir bürosunuarayarak araç istemiş. Tahmin edeceğiniz gibi ilgilenmemişler. 1 saat yürüdükten sonra bir taksi bularak Balıkesir'e ulaşmış.
       Bu sinir bozucu yolculuğun ertesinde bizi aradı. Arkadaşımız Ceyda Karaarslan'ın sorularını yanıtlayan Metro'nun halkla ilişkiler müdürü Şenol Ayyıldız, şoförün hatalı olduğunu kabul etmedi ve "şehir dışında inmesi gerektiği, biletini alırken mutlaka söylenmiştir," dedi.
       Ancak okurumuz, "ben sabahın köründe şehir dışında inmeyi nasıl kabul etmiş olabilirim ki?" diye soruyor.


     ABD'de pazarlamacıları engellemek için tüketiciyi telefonla arama saatlerinden, kredi kartından nasıl para çekileceğine kadar bir sürü kısıtlama getirilmiş. Ancak önlemlerin pek işe yaradığı söylenemez

       Yasalar ne kadar mükemmel, sistem ne denli etkin olursa olsun tüketici kendini korumayı beceremediği zaman mutlaka onu kandıran birileri çıkıyor. Tüketici cennetinde yaşayan Amerikalıların, pazarlamacılara yılda yaklaşık 44 milyar dolar gibi muazzam bir para kaptırıyor olmaları, başka nasıl açıklanabilir ki?
       Haftalık Enquirer dergisinde yer alan habere göre dolandırıcı pazarlamacılar en çok "tele - marketer" denilen telefonla pazarlama yapanlar arasından çıkıyor. 44 milyar doların 40 milyar doları telefonla çalışanların, 4 milyar doları da Amerikalıları postayla dolandıranların cebine giriyormuş.
       Enquirer'a göre Amerika'da tele - pazarlamacıların bir numaralı hedef kitlesini, zamanlarının büyük kısmını evlerinde geçiren ev hanımları, yaşlılar ve emekliler oluşturuyormuş.
       Tele - pazarlamacılar, telefonla ulaştıkları tüketicilere pazarladıkları ürün hakkında bilgi veriyor ve yine telefonda sipariş alıyorlar. Ödeme için de müşterinin kredi kartı numarasını istiyorlar. Zaten tüketici için asıl tehlike de bu noktada başlıyor.
       Aslında Amerika'da bu konuda gayet sıkı düzenlemeler var. Örneğin bir pazarlamacının tüketiciyi günün hangi saatleri arasında telefonla arayabileceği bile yasada belirtilmiş. Sabah 9:00'dan önce ve akşam 19:00'dan sonra aramak yasak.
       Şirketler kendileriyle görüşmek istemeyen kişilerin listesini tutmak zorundalar. Tüketiciyi, istemediği halde 2. kez arayan şirket, para cezasına çarptırılıyor. Tele - pazarlamacı vaadettiği ürünü getirene dek parasını alamıyor. Yani aslında tüketicinin ürünü almadan ödeme yapmasına gerek yok. Tele - pazarlamacının, müşterisinin hesabından izinsiz para çekmesi de yasaklar arasında. Müşteriye ait imzalı bir yazı ya da ses bandı geçersiz sayılıyor.
       Uzmanlar, tüketicilerin tele-pazarlamacılara, kredi kartı ya da banka hesaplarıyla ilgili bilgi verirken çok titiz davranmasını istiyor. Hatta telefonda bu tür sorularla karşılaşırlarsa konuşmayı derhal kesmeleri uyarısında bulunuyorlar.
       Ancak tüm bu sıkı önlemlere karşın tüketicilerin bilinçsiz davranışları. dolandırıcılığa davetiye çıkarıyor. Tıpkı Türkiye'de olduğu gibi satış karşılığı bedava ödül vaadi en sık düşülen tuzaklardan. Bizdeki bedava tepsi ve çanak - çömleğin yerini ABD'de taklit mücevher ve plastik fotoğraf makinesi gibi ürünler almış.
       Kredi kartından parayı çeken pazarlamacının teslim ettiği ürünle telefonda anlattığı ürün arasında dağlar kadar fark olabiliyor. Parçalar eksik çıkabiliyor. Ürünü hiç teslim etmeyenlerin sayısı da yabana atılmayacak kadar yüksekmiş.
       Özellikle yaşlıları kandırmaya yönelik yöntemler artınca, başta Amerikan Emekliler Derneği pazarlamacılara karşı savaş açmış. Ulusal Avukatlar Derneği de mağdur tüketicilerle gönüllü olarak ilgileniyormuş.





Yazara E-Posta: m.tamer@milliyet.com.tr