Başbakan’a gerçekleri anlatacak biri yok mu?

Eklenme Tarihi27.11.2008 - 23:36-Güncellenme Tarihi27.11.2008 - 23:37

Son derece hızlı değişen bir ekonomi gündeminin içindeyiz. Dünyada pişen, Türkiye’ye de düşüyor. Gerek IMF, gerekse OECD, 2009 dünya büyüme tahminlerini, neredeyse ayda bir revize edip, her seferinde biraz daha aşağı çekiyorlar.
Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, geçenlerde anlatıyordu: Uluslararası bir konferansta konuşma yapması için ilkbaharda bir davet almış. O günlerde kendisinden dünya ekonomisinin karşı karşıya kaldığı enflasyonist baskılar üzerine bir konuşma yapması istenmiş. Davet edildiği oturumun konu başlığı “Enflasyon tehlikesi kalıcı olarak geri mi döndü?” imiş.
Sonbaharda konferans günü yaklaştığında Yılmaz’ı aramışlar ve “Sizden bir ricamız olacak; konuşmacı olduğunuz oturumun başlığını ‘Deflasyon riskine karşı ne yapmalıyız’ şeklinde değiştirebilir misiniz?” demişler.
Durum budur. Her şey baş döndürücü hızla değişiyor. Daha birkaç ay öncesine kadar politika yapıcılarının gündemini ekonomilerin ayrışması, yüksek enerji fiyatları, yüksek hammadde fiyatları, gıda enflasyonu gibi konular işgal ediyordu. Bugün ise deflasyonu, resesyonu, kredi daralmasını, likidite krizini konuşuyoruz.

Türk-İş’in alarm sinyali
Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu Türk-İş’in önceki gün açıklanan araştırması, 4 kişilik aile için açlık sınırının 3 YTL azalarak 741 YTL’den 738 YTL’ye, yoksulluk sınırının ise 2416 YTL’den 2404 YTL’ye gerilediğini gösteriyor. Açlık sınırı deyince 4 kişilik ailenin asgari gıda gideri, yoksulluk sınırı deyince gıdaya ek olarak barınma, giyinme ihtiyaçları anlaşılıyor.
Demek ki en yoksul, boğazından kesmeye başlamış; belki kuru ekmeği bile daha idareli yiyor. Uzmanlar, Türk-İş’in bu verilerini, deflasyon tehdidinin ilk sinyalleri olarak değerlendiriyorlar.

Deflasyonu bilmiyoruz
Türkiye’de her yaştan insanımız enflasyonu bilir, ancak deflasyon konusunda hayli acemiyiz. Enflasyon dönemlerinde tüketici davranışlarına, “Yarın fiyatı yükselir, bugünden alayım” psikolojisi hâkim olur. Hiç aşina olmadığımız deflasyon dönemlerinde ise süreç tersine işler. Tüketici “Bu malın fiyatı nasıl olsa iner, en iyisi ben bugünden almayayım” der. Hal böyle olunca da talepteki gerileme, kartopu etkisiyle hızlanır.
Ekonomi süratle daralırken vatandaş, kendisinin de işsiz kalabileceği endişesiyle borçlarını tasfiye etmeye başlar; dolayısıyla harcamalarını kısar. Talep yetersizliği, fiyatların daha da düşmesi sonucunu doğurur.
Rakamlar, son 3 aylık dönemde İşsizlik Sigorta Fonu’na başvuranların sayısının, geçen yılın aynı dönemine göre % 55 arttığını gösteriyor.
Başbakan Erdoğan ise krizin vahametini herhalde hiç anlamamış olacak ki en Kasımpaşalı üslubuyla her gün birilerine çatıyor. Bankalara atıp tutuyor. Devamlı hükümetten bir şeyler koparmaya çalışan birileri var sanki... Oysa herkes can derdinde! Ortada kaynak yok, ama hâlâ 2009 için % 4 büyümeden bahsedebiliyor. Gerçekçi tahminler şu an için % 2; umarız daha da geriye düşmez.
Önce “Hiç pakete gerek yok, her şey yolunda” dedi. Ekonomi durma noktasına gelince, mecburen bir paket hazırlandı, ama o paket de bir türlü ortaya çıkamıyor.
Yok mu Başbakan’a gerçekleri anlatabilecek bir Allah’ın kulu?

Etiketler