Bayramlık yazı

Bayramlık yazı


Hafızam beni yanıltmıyorsa, sanırım ilk kez bir bayram yazısı yazmak üzere bilgisayarımın başına geçmiş bulunmaktayım.
Nedeni de Kent Şekerleri'nin şu meşhur reklamı ve ardından ABD'deki genç okurum Levent'ten gelen (bakınız alttaki sütunlar) e - posta.
Sürü psikolojisine öteden beri şiddetle karşı olduğum için, başkalarının tatile çıktığı dönemlerde ben çıkmam. Evimde oturup, tenhalaşan İstanbul'un doya doya tadına varmayı tercih ederim. Her bayram öncesinde "Sen bu bayram nereye gidiyorsun?" sorusuna da yıllardır bıkıp usanmadan "hiçbir yere" yanıtını veririm. Hatta hep bu yanıtı vermekten neredeyse komplekse kapılacaktım ki, Kent Şekerleri imdadıma yetişti.
Bayramlarda İstanbul dışına pek çıkmadığım halde bayramlaşma adetim de pek yoktur. Telefonla bayramını kutladığım aile büyükleri ve kırk yılda bir yaptığım bayram ziyaretleri ise itiraf etmeliyim ki adet yerini bulsun kabilindendir.
Annemi de babamı da 16 yaşındayken 4 ay arayla yitirmiş olmamdan mıdır, 18 yıl boyunca aşkla soluduğum Cumhuriyet Gazetesi'nin ortamından mıdır, daha modern görünmek gibi bir özenti uğruna mıdır, yoksa dini inançlarla bağlarımın zayıf olduğundan dolayı mıdır?..
Bu soruları uzatabilirim. Cevabı da belki ancak o soruların tümü alt alta dizildiğinde ortaya çıkabilir.
Levent Amerika'da, ama kızım Doğa yanı başımda. Bir zamanlar üniversite eğitimi için yurtdışına gitmedi diye biraz üzülmüş, hatta bir şeyleri eksik mi yapıyorum diye için için kendimi sorgulamıştım. Ama o değil yurtdışına, üniversite eğitimi için Ankara'ya gitmeye bile öylesine itiraz etti ki, ÖYS başvurusuna İstanbul dışında bir üniversite yazamadık.
Bir gün sonraki yazımı hazırlamayı da becerebilirsem, evde bayram keyfi yapabilir, hatta bu yıl bir değişiklik olarak aile büyüklerinin ziyaretine bile gidebiliriz.
Hepinize iyi bayramlar...


"Merhabalar Meral Hanım. Amerika'da Kaliforniya'da master eğitimi yapıyorum. İnternette Kent Şekerleri'nin bayram reklamıyla ilgili yazınızı okudum. Kendimi biraz daha kötü hissettim.
Benim adım da Levent. Tıpkı reklamdaki gibi. Ve bir yıldır ailemden uzaktayım..."
Amerika'daki Levent, Kent Şekerleri'nin sadece yaşlıları değil, gençleri de ağlatan meşhur reklamıyla ilgili yazım üzerine derhal bilgisayarın başına geçerek bana yukarıdaki satırlarla başlayan e - postayı yollamış.
Kendi adı da Levent olduğu için belki benim yazının "Reklamdaki oğul Levent, zili çalsın yeter" başlığına takılmıştır. Belki de 20 yıl önce ilk ve son olarak ağlarken gördüğü babasının oğul özlemiyle gözyaşı döktüğünü birkaç gün önce öğrenmiş olması onu sarsmıştır.
Ama sanırım Levent, bu bayram ve yılbaşını Türkiye'de ailesiyle birlikte geçirmeyi planlamadığına biraz pişman. Benden de bir isteği var. E - postanın devamını okuduğunuzda, bu isteğini yerine getirmiş olmamdan sanırım siz de memnun kalacaksınız:
"Türkiye haberlerini internetten izliyorum. Ailemle de e - posta, netmeeting ve telefonla irtibat kuruyorum.
Aslında burada da okul tatile girdi. Ancak ben tatilimi Amerika'da geçirmeyi planlamış, bilet ve rezervasyon işlemlerini de ona göre yapmıştım.
Geçen gün ağabeyim telefonda annemlerin beni ne kadar özlediğini anlattı. Babam balkondan komşunun yurtdışında eğitim görüp, Türkiye'ye dönen oğlunu görünce ağlamış. Ben onun ağladığını en son 20 yıl kadar önce büyükannem öldüğünde görmüştüm. Tabii annelerin durumunu hayal etmek hiç de zor değil. Şu anda Türkiye'ye gelmem ve bayrama yetişmem çok zor. Yani hafiften reklamdaki olayı yaşıyorum. Ancak bir teselli var ki diğer kardeşlerim ve aileleri onlarla olacak. Sizden ricam, kayda değer bulursanız, Küçükbakkalköy'de Yuvam Apartmanı'nda oturan annemi ve babamı (Nihal ve İznullah) çok sevdiğimi ve bayramlarını doya doya kutladığımı, bir cümle de olsa sütununuzda geçmeniz.
Belki böylece Levent zili çalmış olur!"

Günlerden bir gün Migros'ta çalınan çantaları yazacak olduk. Akmerkez, Galleria ve Capitol gibi kapalı alışveriş merkezlerinden sürüyle hırsızlık vak'aları köşemize sökün etti. Hepsini araştırıp soruşturduk, yazmak içinse bir vesile bekledik.
Sanırım uzun tatil, alışveriş merkezlerinin otoparklarına gerek arabalarını, gerekse arabalarının içinde çanta, ceket ve poşet gibi eşyalarını gönül rahatlığıyla bırakan okurlarımıza küçük bir hatırlatma yapmak için iyi bir vesile.
Akmerkez'e uğrayan Mehmet Erentok arabasını otoparka, ceketini de arabaya bırakmıştı. Döndüğünde ceketinin cebindeki cep telefonunun yerinde yeller esiyordu.
Tolga Erhan ise Akmerkez - Beymen çalışanlarından. Doğal olarak arabası her gün Akmerkez'in otoparkında duruyor. O da teyp hırsızlarının kurbanı.
Her iki olayın da ortak yönü, mağdurların Akmerkez'in güvenliğinden bekledikleri yardımı görememiş olmamaları. Erhan, "Benim teybim gömmeydi. Hırsızların konsolu kırarak almaları en azında 15 - 20 dakika sürer" diyor. Akmerkez'in güvenlik sorumluları ise kendilerini, arabalardan çalınan eşyalardan sorumlu görmüyor.
Bülent Elbasan'ın başına gelenler daha da beter. 45 dakika için uğradığı Galleria'da Şahin arabası çalınmış ve bir daha da bulunamamıştı. Güvenlik sorumlusunun itirafı ise "Bizim otoparka araba bırakmakla sokağa bırakmak arasında fark yok" olmuştu.
Bizden hatırlatması...