Beksa, Güler Sabancı'nın ilk bebeği

Beksa, Güler Sabancı'nın ilk bebeği

Meral TAMER

Güler Sabancı, Topluluk adına grup lideri olarak katıldığı ilk ortaklık pazarlıklarından alnının akıyla çıkmış, ama az ter de dökmemiş.
1985'te Belçikalı dev çelikkort üreticisi Bekart'la yapılan ortaklık anlaşması, bir Türk şirketinin yabancıyla ilk yüzde 50 - 50 evliliği.

Stockholm - Sakıp Sabancı "iş iştir, büyüğü - küçüğü olmaz" dermiş hep ve en küçük işlere bile, büyük işlerle aynı dikkat ve özenin gösterilmesini istermiş.
Sabancı Grubu şirketlerinden 40 milyon dolar cirolu Beksa'nın Avrupa'daki başarısını kutlarken, Beksa Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı, Sakıp amcasının bu yaklaşımının özellikle altını çizerek şöyle diyor:
"Sakıp bey büyük şirkete de küçük şirkete de hep aynı önemi vermiştir. Topluluğumuzda hiçbir zaman küçük - büyük ayırımı yapılmamıştır. Aksi halde ekibin moralini bozarsınız. Zaten bu ödül de, Sabancı Grubu'nda küçük şirketlere verilen önemin ispatıdır."
Güler Sabancı, KOBİ'lerin Türk sanayiinin geleceğinde kilit rol oynayacaklarına inanıyor, "KOBİ'ler iyi olmazsa, büyük sanayiinin ayakta kalması çok zor" diyor. "Avrupa Kalite Derneği de zaten bunun için bu ödülü koydu" diye ekliyor.
Yabancı dev gruplarla yüzde 50 - 50 evliliği biz Türklere ilk tanıştıran Sabancı Topluluğu'dur. Dusa'dan Toyotasa ve Hoechsa'ya grup içinde pek çok örneği bulunan bu yüzde 50 - 50 ortaklıklara ilk adımı, 1985'te Beksa ile atmışlar.
3 milyar dolar ciroya sahip Belçikalı çelikkort üreticisi Bekart'la gerçekleştirilen bu "ilk"in, Güler Sabancı'nın meslek yaşamında da çok özel bir yeri var.
Bekart'la evlilik, Güler hanımın takım lideri olarak yabancılarla pazarlık masasına oturduğu ilk işi.
1985'te Kordsa'ya genel müdür olduktan kısa bir süre sonra bu iş gündeme gelmiş. Kordsa, konvansiyonel lastikler için kordbezi üretiyor. Ancak o günlerde radyal gövdeli lastiklere ilgi hızla artıyor. Radyal lastiklerde ise kordbezi değil çelikkort kullanılıyor. İşte Beksa projesi bu bağlamda gündeme geliyor.
Güler hanım Belçikalılarla pazarlıkları yürütüyor. Ama grup lideri olarak yabancılarla pazarlık masasına ilk kez oturduğu için yüreği ağzında. Uzun müzakerelerden sonra her konuda görüş birliği tamam, ama her 2 taraf da yüzde 51 bizde olacak diye diretiyor.
Gerisini Güler'in ağzından aktarıyorum:
"Belçika'ya artık evet ya da hayır demek üzere son kez gideceğim. Bir gün önce bizim Yönetim Kurulu (Sabancı kardeşler, Hasan Güleşçi ve Oğuz Karahan) toplandı. Çoğunluk hissesini bize vermeyeceklerini yönetim kurulumuza net olarak bildirdim. "Pekiyi şimdi ne olacak?" diye sordular.
Ben de "vallahi efendim, olsa olsa yüzde 50 - 50 olacak. Başka çaresi yok" deyiverdim.
Bir sessizlik oldu. O güne kadar hiç alışık olmadıkları bir durum. Bir tereddüt geçirdiler. Ama projeyi de hepimiz çok istiyoruz. "Pekiyi tamam" dediler.
Akşam öylece ayrıldık. Ertesi sabah yola çıkacağım. Sabahın 7'sinde Sakıp amcamdan bir telefon: "Yahu kızım, şimdi bu işin patronu kim olacak?"
Sabah karanlığı böyle bir soruya hiç hazırlıklı olmadığım için bir süre kalakaldım. Ardından da "projenin kendisi patron olacak" dedim. Amcamın hoşuna gitti. "Pekiyi git işi bitir" dedi."
12 yıl önce çekilmiş olan yandaki fotoğraf, Güler Sabancı'nın çiçeği burnunda bir grup lideri olarak anlaşmaya imzayı attığı günü gösteriyor. Bekart adına anlaşmayı imzalayan babası yaşındaki Başkan Yardımcısı Roger Colpaert için de bu proje hayati önem taşıyormuş meğer. Beksa projesine imza attıktan sonra emekliye ayrılmış.
Pazarlık görüşmelerinden birinde Güler hanıma "bak Güler, bu proje mutlaka başarılı olmak zorunda. Hata yapmayı kaldıramam. Çünkü bu benim son projem!" demiş. Colpaert'in bu itirafı üzerine Güler Sabancı da itiraflarda bulunmuş: "Ben de en ufak bir hatayı bile kaldıramam. Çünkü bu benim ilk işim!"
Zaten Roger Colpaert, emekliye ayrıldıktan sonra yazdığı kitapta da bu anısına, yandaki fotoğrafla birlikte yer vermiş.
Evet, Güler Sabancı, genç bir yönetici olarak ilk işini başarıya ulaştırmanın heyecanını yaşarken, yılların kurt yönetici de son projesinin mükemmel olması için uğraşıyormuş meğer.

Avrupa Kalite Derneği'nin bu yıl ilk kez KOBİ'ler için koyduğu büyük ödülün sahibi Beksa oldu. Netaş geçen yıl olduğu gibi bu yıl da başarı ödülü aldı.
Geçen yıl da Brisa'nın büyük ödülü aldığını hatırlayan Avrupalı şirket yöneticileri, Türklerin başarısı karşısında şaşkınlıklarını gizleyemediler.

Stockholm - Sabancı Grubu şirketleri Avrupa Kalite Ödülü'nün müdavimi oldular artık.
Brisa, geçen yılki Avrupa Kalite Ödülü'nün sahibi olmuştu. Brisa'nın radyal gövdeli lastiklerine çelikkort veren Beksa ise, bu yıl ilk kez konan KOBİ (küçük ve orta boy işletmeler) dalında büyük ödülün sahibi oldu.
Toplantı, Nobel ödüllerine ev sahipliği yapan İsveç'te yapıldığı için, Beksa Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı ve Genel Müdür Bülent Savaş da ödüllerini çok özel bir ortamda, Nobel tarzı bir törenle İsveç Kraliçesi'nin elinden alma şansını elde ettiler.
Güler Sabancı iddialı. Gelecek yıl da genel müdürlüğünü yaptığı Kordsa'yı Avrupa şirketleriyle yarışa sokacaklarını söylüyor. Şaşkınlığımı görünce de "yönetim kurulunda bu yönde karar aldık. Hazırlıklara başladık bile" diye ekliyor.
Biliyorsunuz Kordsa, geçen yılki Türk Kalite Ödülü'nün sahibi. İlk girişte alıverdiler. Avrupa'da da ipi göğüslemek üzere hazırlıklara başladıklarına göre büyük ihtimalle sonunu da getireceklerdir. Gelecek yılki Avrupa Kalite Kongresi'nde Kordsa'nın başarısına ve Sabancı Grubu'nun 3. şirketinin şerefine kadeh kaldırırsak hiç şaşmayacağım. Yalnız 3 yıl üstüste olunca Avrupalılar buna ne der, onu pek kestiremiyorum.
Zira bu ödül, Avrupa'nın dünyada rekabet gücünü arttırmak amacıyla ilk kez 6 yıl önce verilmeye başlandı. Bu yıl KOBİ'ler için de ayrı ödül konduğu için 6 yılda 7 büyük ödül verildi. Ve bu 7 büyük ödülden 2'sini Türk şirketleri aldı.
Ödülü veren Avrupa Kalite Derneği, dünyada rekabet gücüne sahip olan Avrupalı şirketleri öne çıkararak, diğer Avrupalı şirketlere örnek göstermeyi hedefliyor. Ve işe bakın ki, Avrupa Topluluğu'na kabul etmediği Türkiye'den 3 şirket, 2 yıl üstüste ipi göğüsleyerek Avrupa Birliği'nin inisiyatifiyle kurulmuş olan Avrupa Kalite Derneği aracılığıyla AB'ye iyi bir ders veriyor.
Brisa ve Beksa, ilk başvuru yılında tam not alarak büyük ödüle hak kazanırken, Netaş da kendi üslubuyla, 1995'te finalistler arasında yer alarak bu platformda Türkiye'nin sesini ilk duyuran ve göğsümüzü kabartan şirket oluyor. Geçen yıl ve bu yıl da ikincilik ödülüne hak kazanıyor. Genel Müdür Tanju Argun'un enerjisine hayran olmamak elde değil. "Yarışa devam" derken, gelecek yılki ödül için de şimdiden kolları sıvadığını saklamıyor.
Anlaşılan 1998'de Paris'te yapılacak Avrupa Kalite Derneği toplantısında da Türk şirketlerine ödül yağacak.

Beksa'yı Avrupalı KOBİ'lerin en büyüğü olmaya götüren yola kısaca göz atalım. Genel Müdür Bülent Savaş'ın bu köşe için özel olarak hazırlattığı tablodan da görebileceğiniz gibi, şirketi rantabl hale getirebilmek için arı gibi çalışmışlar.
Bu başarıda, 1991 - 93 yılları arasında yaşadıkları büyük sıkıntının da önemli payı var kuşkusuz. Şirket 1986'da kurulmuş. Üretim 1988'de yarı montaj gibi başlamış. Asıl üretime geçildiği 1990 yılının hemen ertesinde ise müthiş sıkıntılı günler geçirmişler. Çünkü piyasa, onların öngördükleri gibi gelişmemiş. Çelikkorta talep yeterince olmamış.
Sakıp Sabancı ve Hasan Güleşçi, o günlerde Belçikalı ortakları Bekart'la şirketi düze çıkartmak için birlikte kafa yormuşlar. Ve işte sonuç. 5 yıl gibi kısa bir sürede Beksa'nın performansı, tüm Avrupalı KOBİ'lere parmak ısırtacak noktalara gelmiş.
Artık Avrupalı KOBİ'ler, başarı için Beksa'nın yolunu izleyecek. Bizim KOBİ'ler de Beksa'yı örnek alarak neden mucizeler yaratmasın?




Yazara EmailM.Tamer@milliyet.com.tr