Bilgilerin silinmesi 3 bin marka maloldu

Bilgilerin silinmesi 3 bin marka maloldu

Meral TAMER

Compaq, Armada 4100 serisi 400 kadar dizüstü bilgisayarı, güç kaybı ve kilitlenmeleri gidermek için geri çağırdı. Ancak bu işlemi yapalım derken, Yavuz Doğan'ın tüm bilgilerini yokettiler.
Bilgisayardaki bilgilere Türkiye'de ulaşmayı başaramayınca Almanya'ya gönderilmesi gerekti. 3 bin marklık faturayı ise ne Compaq, ne de Doğan'ın danışmanı Bürolink üstlendi.
İstanbul Sanayi Odası Meclis üyesi olarak yıllardır tanıdığım (daha sonra Yönetim Kurulu üyeliği de yaptı) Doğan Lastik'in sahibi Yavuz Doğan'ın dizüstü bilgisayarındaki tüm bilgiler, Compaq'ın bir müdahalesiyle bir anda uçup gitti.
Doğan, hayli gelişmiş bir model olan bilgisayarını geçen yılın sonunda Compaq bayii Bürolink'ten 3700 dolara satın almıştı. Armada 4100 model notebook, o günden beri eli - ayağı gibiydi. Çalışanlara ödenecek primlere kadar işiyle ilgili tüm bilgilerin yanı sıra kişisel bilgilerin tümünü de notebook'una yüklemişti.
Compaq, mayıs sonunda, seri numaralarını dikkate alarak aralarında Doğan'ın bilgasayarının da bulunduğu bir grup notebook'u "yazılımı güncelleştirmek ve yazıcıdan kaynaklanan bazı sorunları gidermek" üzere geri çağırdı.
Bilgisayar konusunda yıllardır danışmanlık hizmeti aldığı Bürolink'in müdürü Münir Kundakçı, kendisini arayıp da bu bilgiyi vermeseydi, Yavuz Doğan'ın haberi bile olmayacaktı.
Gerçi bilgisayarı, alındığı günden beri Windows'dan başka programa geçerken zorlanıyor ve zaman zaman da bloke oluyordu, ama Doğan pek aldırmıyordu. Anlaşılan bu marifetli yeni ürünün bazı çocukluk hastalıkları olduğunu firma da kabul etmiş ve bu hataların telafisine karar vermişti.
Bürolink'in Genel Müdürü Münir Kundakçı, yıllardan beri Doğan Lastik'in bu konulardaki danışmanıydı. Neredeyse Doğan Lastik elemanlarından biri gibiydi. Zaten kendisi Doğan'ın 4. Levent'teki bürosuna gelerek bilgisayarı bizzat alıp Compaq'a götürdü. Ancak bilgisayar daha marifetli olsun derken Doğan'ın bilgilerinin tamamı ulaşılamaz hale geldi. Başka bir deyişle bilgisayarda ne var ne yoksa hepsi silinmişti.
Yavuz Doğan'ın tüm bilgilerinin uçtuğunu duyduğunda nasıl bir panik yaşamış olabileceğini tahmin edebilirsiniz. Danışmanı Kundakçı da çok üzülmüş ve notebook'u Bilgisayar Hastanesi adlı bir şirkete götürmüş, ancak bilgilerin kurtarılması mümkün olmamış. Almanya'da bu işte uzmanlaşmış bir firmayı önermişler. Ancak Compaq'ın yokettiği bilgilerin tekrar gün ışığına çıkarılması için 3 bin mark gibi neredeyse bilgisayarın fiyatına eş bir para ödenmesi gerekiyormuş.
Compaq kendi hatası olmasına rağmen parayı ödemeye yanaşmamış. Bürolink ise Almanya'daki firmanın tanı için istediği 450 marklık faturayı ödemiş, ancak iş 3 bin marka gelince "biz bu işte yokuz" demiş. Ve sonuçta bu parayı ödemek Yavuz Doğan'a düşmüş.
Arkadaşımız İlkay Özcan'ın sorularını yanıtlayan Bürolink'in Genel Müdürü Münir Kundakçı'ya göre Doğan, bilgileri kopyalamadığı için hatalı. Doğan'ın itirazı ise, neredeyse kendi firmalarının çalışanı haline gelmiş olan Kundakçı'nın bu bilgisayarı götürmeden önce neden bu hatırlatmayı yapmadığı. "Çünkü bilgisayar konusunda yıllardan beri o ne derse biz onu yapıyorduk" diyor.
Compaq da 3 bin marklık faturayı üstlenmiyor. Teknik servis müdürü Fatih Şenyüz, "servis sırasında bilgilere herhangi bir zarar gelirse bundan firma sorumlu değildir. Zaten garanti belgesinde bu nokta belirtiliyor," diyor.
Ancak Tüketici Yasası'na aykırı olarak garanti şartları sadece İngilizce yazdığı için, Compaq alanın mutlaka İngilizce de bilmesi gerekiyor!

"Anadolu Lisesi 2. sınıf öğrencisi 16 yaşındaki oğlum Tolga, yaz tatilinde hem harçlığını çıkarmak, hem de boş zamanını değerlendirmek için Club Patara Evleri'nin Erenköy şubesinde anketör olarak çalışmaya başladı. Okullar açıldığı sırada Club Patara Erenköy'deki şubesini kapattı. Benim oğlum da dahil 20'ye yakın kişinin hakettiği ücreti ödemediler. Üstelik bunların çoğu da oğlum gibi öğrenciymiş.
Oğlumun alacağı 150 dolar civarında. Bu miktar kimilerine önemsiz gelebilir. Ancak 16 yaşında okumakta olan bir genç, bu parayla birçok okul ihtiyacını giderebilir.
Firmanın merkezini de defalarca aramamıza rağmen bir yanıt alamadık. Oğlum daha ilk iş deneyiminde böyle bir olayla karşılaştığı için çok üzgün. Yaz tatilinde gecelere kadar çalışan bu gençlerin hakkını yemeleri affedilir gibi değil."
18 yaşında kızı olan bir anne olarak İstanbullu okurumuz Sabite Uzuner'in yerinde olmayı hiç istemezdim. Belki para telafi edilebilir, ama ya ilk iş deneyiminde kazanılan güvensizlik duygusu!
Arkadaşımız İlkay Özcan'ın sorularını yanıtlayan Club Patara Evleri'nin avukatı Nejat Fırat, nisandan itibaren anket yöntemiyle çalışmaktan vazgeçtiklerini, ancak Erenköy şubesinin bu karara rağmen kendilerinden habersiz anketör tuttuğunu söyledi. Erenköy şubesini bu yüzden geçici olarak kapattıklarını kaydeden Fırat, "insanlar anketörlerden rahatsız olduğu için, artık anket yoluyla müşteri bulmaktan vazgeçtiğimizi söyleyerek bu şekilde yaparsanız parasını ödemeyiz dedik. Ancak onlar bizi dinlemediler. Tesbitimize göre parasını alamayan 22 kişi var. Hesaplar toparlanır toparlanmaz ücretlerini ödeyeceğiz," dedi.
Paralar henüz ödenmiş değil. Club Patara'nın avukatı, bir hafta içinde ödeyeceklerini vaadetti. Umarız vaadlerini tutarlar ve gençleri hayal kırıklığına uğratmazlar.

Atatürk Havaalanı'nın yetersizliği tartışılmıyor bile. Ancak okurumuz Can Akkerman, 30 ağustos günü İspanya dönüşünde yaşadıklarından yola çıkarak, artık hava sahasının da uçaklar açısından tehlike yaratacak derecede yetersiz kaldığını düşünüyor.
Gerçi bu sorun son zamanlarda dünyanın bütün büyük havaalanlarında yaşanıyor. Uzun süre iniş yapmadan tur atmak zorunda kalabiliyorsunuz. Ancak Iberia Havayolları'na ait uçakta Akkerman'ı asıl kaygılandıran, kendileri gibi havada sürekli tur atmak zorunda kalan diğer uçaklarla aşırı derecede "yakın temasa" geçmeleri olmuş. Bütün yolcuları korkutan olayı Akkerman'ın ağzından aktaralım:
"Doğrusu bu durumun havacılıkta ne kadar doğal karşılanabileceğini bilmiyorum. Ancak o gün saat 17.00 - 17.30 dolaylarında bizim hemen yanımızda Swissair'e ait bir başka uçak vardı. O kadar yakınımızdaydı ki, herşey gayet net seçiliyordu.
Sanırım Atatürk Havaalanı, yer hizmetlerinde yetersiz kalmanın yanı sıra yoğunlaşan hava trafiğine de cevap veremiyor. Önlem almak için mutlaka insanların ölümüyle sonuçlanacak felaketlerin yaşanması mı gerekiyor? Aslında o bile harekete geçirmiyor yetkilileri ya...
Maalesef, karadaki trafik teröründen sonra insanlar, Türk havasahasında da kendilerini emniyette hissedemeyecekler! Gelişen ülkelerden büyük bir hızla uzaklaşan Türkiye'de, havacılık da kendisine düşen olumsuz payı aldı diye düşünüyorum. Devlet Hava Meydanları'nı bu konu üzerinde düşünmeye davet ediyorum."
Akkerman'ın başına bu olayın geldiği gün, Atatürk Havaalanı'nda gerçekten olağanüstü bir yoğunluk yaşanmış. Diğer havayolları şirketlerine ait uçaklarda da benzer duygulara kapılanlar, hatta yolculardan bayılanlar bile olmuş.
Ancak Atatürk Havaalanı yetkililerine göre olup - bitende bir anormallik yok.
Havacılık kurallarına göre iki uçak arasında 1000 feet (305 metre) mesafe olması gerektiğini belirten yetkililer, "o gün için de tehlikeli bir durum söz konusu değildi," dediler.

Yazara EmailM.Tamer@milliyet.com.tr