Bol 'kalite'li bir kongrenin ardından...

Bol 'kalite'li bir kongrenin ardından...

Meral TAMER

Tuhaf bir durum ama, Avrupa Kalite Yönetimi Vakfı'nın her yıl düzenlediği Kalite Kongresi'ni son 3 yıldır ardarda izleme olanağı bulduğum halde, Türkiye'deki bir türlü denk gelmiyordu.
Bu yıl şeytanın bacağını kırdım. 2 arkadaşımla birlikte değişik oturumları izledik.
Lütfü Kırdar Kongre Sarayı'nı dolduran 2000 kişilik yoğun kalabalık ve katılımcıların 2 gün boyunca eksilmeyen ilgisi çok etkileyiciydi.
Standart & Poors'un araştırmasına göre ABD'de Kalite Ödülü yarışmasında finale kalan firmaların hisse senetleri, 3 - 4 kat hızlı değer kazanıyormuş. Avrupa Kalite Ödülü finalistleriyle ilgili olarak yapılan bir başka çalışma ise, finale kalan firmalarda karların, cirodan 5 kat daha hızlı arttığını ortaya koymuş.
Ancak katılımcıların ilgilerinde, firmalarına maddi katkı sağlamanın çok ötesinde öğrenme açlığını ve kendilerini ileriye götürecek bir şeyler öğrenme dürtüsünün yattığını sezmek zor değildi.
Katılımcıların ilgisini belki de en güzel özetleyen, TÜSİAD Başkanı Muharrem Kayhan'ın "bu ödül, insana dayalı bir sistem olan Toplam Kalite Yönetimi'nin, yüksek teknolojiye eşdeğer olduğunu gösteriyor," cümlesiydi.
110 konuşmacının yer aldığı 26 oturumdan hangilerini izleyeceğimizi belirlemeye çalışırken, gözümün ilk takıldığı oturum 6 Sigma oldu. O da ne diyeceksiniz?
6 Sigma, ürünlerde hata payını milyonda 4'e indirmek anlamına geliyormuş. Şu anda kimsenin yakalayamadığı bu hedefe ulaşıldığında hata payı oranı, yüzde 99, 999 996'ya düşmüş olacakmış.
Dünyada Motorola, General Electric, Texas Instrument gibi firmalarda uygulanmaya başlanan 6 Sigma'nın Türkiye'deki öncüsü Tusaş. (6 Sigma konusuyla ilgili daha geniş bilgiyi yarınki köşemizde bulabilirsiniz.)
Konferansta olumlu bulduğum nokta, finale kalamayanlara verilen teşekkür belgesinden tutun da finalistlere verilen plaketlere, başarı ve büyük ödüle kadar her türlü ödülün hep 2 başkan, TÜSİAD Başkanı Muharrem Kayhan ve Kalder Başkanı Yılmaz Argüden tarafından verilmesiydi. Kayhan - Argüden ikilisinin sürekli sahneye çıkıp inmeleri, boyları tezat yaratsa da fevkalade sempatikti.
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Mesut Yılmaz v.s. gibi anlı - şanlı kişilerin bu ödül töreninde yer almaması ve gereksiz karambollerin yaratılmamış olmasından müthiş memnunluk duydum.
Bu konferansı vesile ederek, ne zamandır aklıma takılan "ilgiyle dinlenebilen ve dinlenemeyen konuşmacılar" konusuna değinmek istiyorum.
Kendi hesabıma ben, günlük hayatta bile karşımdakini sıkacak şekilde konuşmamaya çok özen gösteririm. Başarırım ya da başaramam o ayrı, ama ağzımdan çıkan her sözcükte karşımdakini sıkıyor muyum diye bir kaygı taşırım.
Yıllardır izlediğim konferanslarda, tebliğ sunanlardan büyük bir bölümünün böyle bir kaygıyı taşımadıklarını da hayretle görürüm.
Kalite Kongresi'nin ilk günkü sabah oturumunda Bilkent Üniversitesi'nden Prof. Bahri Yılmaz'ı dinlemeye çalışırken de aynı konu aklıma geldi. Kore - Türkiye karşılaştırması eminim çok değerliydi. Ancak önündeki yazılı metni, zamana karşı yarışır bir hızla okumaya kalkınca bu değerli konuşma, en azından benim için izlenebilir olmaktan çıktı. Oysa yazılı metin bittikten sonra anlattıklarını ilgiyle dinledim. Diyeceğim, hitabet gücünde bir eksiklik falan yok.
TÜSİAD Başkanları da genelde yazılı bir metin üzerinden okurlar konuşmalarını. Ama sanırım hepsi, bunun eğitimini görmüşler ki, okudukları halde konuşuyormuş gibi her kelimesini dinletirler.
Prof. Yılmaz'ı dinlemeyi başaramadığım oturumda, ondan hemen önceki konuşmacıyı ise soluk soluğa izledim. IMD'den Stephane Garelli, gerek üslubu, gerek seçtiği konular, gerekse gösterdiği slaytlarla ilgiyi hep üzerinde tutarak bizleri bilgilendirdi. Küreselleşen dünyada ülke düzeyinde cazibe merkezi olabilmenin önkoşullarını karşılaştırmalı örneklerle anlattı. (Bu konunun ayrıntılarına da önümüzdeki günlerde gireceğiz.)
Son oturumun yıldız konuşmacıları Yıldız Kenter ve TEMA Vakfı Başkanı Hayrettin Karaca'nın, dinleyicileri ağızlarının içine baktırdıklarını söylemeye bile gerek yok herhalde.
Kalite Kongresi'nde Kenter ya da Karaca kadar ünlü olmayan bir konuşmacı daha vardı ki, tüm dinleyiciler onun da ağzının içine baktılar. Söylediklerinin tek bir kelimesini bile kaçırmamaya çalıştılar. Eczacıbaşı Topluluğu yöneticilerinden Deniz Kirazcı'ydı bu. Ve alttaki sütunlarda da ayrıntılı olarak yer aldığı gibi oturumu izlemeye gelenlere dağıttığı anahtar sözcüklü tombala ile sonuna kadar ilginin hiç dağılmadığı bir tebliğ sunmuş oldu.
Kirazcı'nın bulduğu yöntem ne kadar ilginç değil mi? Ama bana göre daha da ilginci, oturumu izleyen arkadaşımız Duygu Arpacı'nın gözlemleri.
Duygu'nun dediğine göre Kirazcı'nın konuşma üslubu ve anlattıkları, zaten tüm dinleyicileri hemen yakalayabilecek türdenmiş. Böyle olduğu halde ilgiyi daha da artırabilme çabasının önünde şapka çıkartmak gerek bence.

İsrailli kalite uzmanı Patir'e göre sanayide çok ileri olmayan ülkeler de rekabetçi stratejilerle diğer ülkelerin önüne geçebilirler.
İsrail Kalite Derneği Başkanı Ziva Patir, Kalite Kongresi'nde yaptığı konuşmada, rekabet gücüyle ilgili eski yargıların günümüzde geçerliliğini kaybettiğine dikkat çekti. Patir, kısaca ifade etmek gerekirse "çok az şeyi olanların da çok şey başarabileceklerinin altını çizdi. İsrail'in bu konuda iyi bir örnek oluşturduğunu anlattı:
"Doğal kaynaklarınız ve enerji kaynaklarınız fazla olması artık eskisi gibi rekabet gücünüzün de fazla olduğu anlamına gelmiyor.
Örneğin biz yılda çok yüksek teknolojili 1000 motor üretiyoruz. Bu çeşit üretimde Amerika'dan sonra ikinci sıradayız. Bunu nasıl başarabiliyoruz? Çok gelişmiş bir sanayimiz olduğu için mi? Kesinlikle hayır. Sadece bazı rekabetçi avantajlarımızı kullanıyoruz, o kadar.
Çok küçük bir ülke olmamız, kendimize ait doğal kayrnaklarımızın olmayışı gibi bazı sıkıntılarımız var. Ama bizim avantajımız da insan kaynaklarımız. Bu bölgedeki en gelişmiş insan gücü bizim elimizde. Daha önceleri bu gücümüzü tarımda kullanarak önemli gelişmeler kaydetmiştik. Ama bunun know - how'ı artık başkalarında da var. Dolayısıyla ayakta kalmak için yüksek teknoloji üretmek zorundayız. Rekabet gücümüzü artırmak için yeni stratejiler geliştirdik ve elektronikle tıbbi cihaz üretimine ağırlık verdik.

Kirazcı, konuşmasındaki anahtar sözcüklerle dinleyenlere tombala oynattı. Kirazcı'nın kendi hazırladığı tombala kartlarında numaralar yerine bilgi çağı, müşteri odaklı kültür, paradigma, gibi ifadeler vardı.
Kalite Kongresi'nin ilk gününde, öğleden sonraki 5 oturumdan "Değişim Sürecinin Yönetimi"ni seçenleri ilginç bir sürpriz bekliyordu.
Oturumun konuşmacıları Erciyas Biracılık'tan Mert Aksu, Eczacıbaşı'ndan Deniz Kirazcı ve North Carolina State Üniversitesi öğretim üyelerinden William Smith'di.
Oturumun hemen öncesinde salona giren dinleyicilerin eline tek sayfalık birer kağıt tutuşturuldu. Bu kağıtların aslında birer tombala kartı olduğu kürsüye çıkma sırası Eczacıbaşı Topluluğu'ndan bütünsel kalite uygulamaları yöneticisi Deniz Kirazcı'ya geldiğinde anlaşıldı.
Kirazcı söze öğleden sonraki bir oturumda konuşmacı olmanın zorluğundan sözederek başladı:
"Görüyorum ki hepiniz şu anda öğle yemeğinin mahmurluğu içindesiniz. Bunu bildiğim için buraya gelmeden önce ilginizi çekebilmenin iyi bir yolunu düşündüm ve sizlerle tombala oynamaya karar verdim.
Elinizdeki kartlara dikkatle bakın. Kutucukların içinde müşteri hayranlığı, yenileme becerisi, süreç geliştirme, just in time, müşteri odaklı kültür vs. gibi ifadeler göreceksiniz.
Şimdi size yapacağım konuşmada bu sözcüklerin bazıları geçecek. Dikkatle izlerseniz, geçen sözcükleri kartınıza işaretleyebilirsiniz. Tabii ki her zaman olduğu gibi yalnızca bir tombala var. Tombalayı bulan, masada gördüğünüz bu armağan paketini de kazanır."
Deniz Kirazcı, bu girişten sonra Eczacıbaşı'nda uyguladıkları bütünsel başarı programını anlatmaya başladı. O konuşurken herkes dikkatle dinlemeye ve elindeki kartlara birşeyler işaretlemeye başladı.
Salondaki sessizliği 10 dakika kadar sonra, gerilerden gelen bir "birinci çinko!" haykırışı bozdu. Çok geçmeden bir başka dinleyici "ikinci çinko" diye bağırdı. Gülüşmeler arasında Kirazcı "çinkolara armağan yok" diye bir hatırlatma yaptı.
Deniz Kirazcı hazırladığı metnin son satırlarına gelmişti ki, salonun arkalarından genç bir hanım katılımcı "tombala"yı buldu. Kirazcı da bu özgün yöntemle konuşmasını baştan sona tüm salona can kulağıyla dinletmiş oldu.

Yazara EmailM.Tamer@milliyet.com.tr