Bush’tan aç Afganlara 5 yıldızlı otel!

Silaha 840 milyar dolar



     Afganistan’ın başına ABD tarafından oturtulan yeni Devlet Başkanı Hamit Karzai, para dilenmek için geçenlerde ABD’ye gitmiş. Haber İngiliz The Guardian gazetesinde yer alıyordu. Karzai epey ter döktükten sonra Bush yönetimi yetkililerinden, Afganistan için 50 milyon dolar kopartmayı başarmış. Ancak bu yardımın 2 ön koşulu var: Paranın 35 milyon dolarlık bölümüyle başkent Kabil’e 5 yıldızlı bir otel yapılacak! Bitmedi, bu otel inşaatının ihalesi de Amerikan firmalarına verilecek!
     Pes ki ne pes! İnsafsızlığın boyutlarına bakar mısınız? Taliban yönetimini devireceğim diye ülkeyi yerle bir et, halk evsiz - barksız kalsın. Sefalet daha da artsın. Bunu gerçekleştirmek için 4.5 milyar dolar harca, ama "Afganistan’ı yeniden yapılandırma" vaadini unut. Dilenciye sadaka verir gibi 300 milyon doları at ve orada yaşanan insanlık dramına kulaklarını tıka!
     Şimdi sıra Irak’ta.
     Yarın Suriye ve İran’da...
     Pekiyi ya sonra?
     
     Tüm dünyada ülkelerin saldırı (savunma) sanayileri için yaptıkları yıllık toplam harcama 840 milyar dolar civarında. Bu miktarın 400 milyar doları, yani yarıya yakını Amerika’ya ait. ABD’den sonra en fazla harcamayı yapan Almanya’nın yıllık saldırı bütçesi 65 milyar dolar.
     Böylesine akıl almaz bir asimetrinin hangi amaca yönelik olduğu, ABD’nin Irak’taki toplu cinayetleriyle tüm dünyanın gözleri önüne serildi. İletişim çağının bu en kapsamlı naklen katliam yayını sayesinde tüm dünyada milyonlarca insanın gözü açıldı, bakış açısı değişti. Belki o güne kadarki dünyası yıkıldı, ama hemen yerine dünyanın diğer ucundaki insanlarla daha çok şeyi paylaşabileceği yeni bir dünya kurulmaya başlandı.
     ABD’nin kendi hegemonyasını yaygınlaştırmak için mücadele verirken, gerektiğinde gözünü kırpmadan suç işlemekte bir sakınca görmediğini ve eğer ABD’nin stratejisi gerektiriyorsa her ülkenin de bundan payını alabileceğini, çoğu kişi Irak’taki naklen katliam yayınını izlerken farketti.
     
     Buna karşılık ABD’nin dünya jandarmalığına soyunmasını, Bush yönetiminin pervasızlığıyla ilişkilendirme eğilimi hâlâ ağır basıyor. Oysa hafızalar biraz kurcalandığında Eisenhower’den Johnson’a, Reagan’dan herkesin o pek sevdiği Clinton’a, 2. Dünya Savaşı sonrasında gelmiş geçmiş tüm ABD başkanlarının, Amerikan hegemonyasını tüm dünyaya yaygınlaştırmak amacıyla gizli ya da açık saldırılarda bulunduğu görülüyor:
     Savaş sonrasının ilk ABD Başkanı Truman (1945 - 53) ve halefi Eisenhower’in (1953 - 61) dönemine göz attığımızda hemen aklımıza geliverenler İran ve Vietnam. Hafızalarımızı biraz zorladığımızda Guatamala ve Kongo da sıraya giriyor:
•   İran’da seçimle gelen ve İran petrollerini millileştirmek isteyen solcu Başbakan Musaddık, 1953’te CIA desteğindeki darbeyle devrildi. Rıza Pehlevi ABD desteğiyle baskıcı bir rejim kurdu.
•   1954’te Guatemala’da CIA destekli darbeyle askeri rejim kuruldu.
•   Eski Belçika sömürgesi Kongo’da seçimle işbaşına gelen milliyetçi Lumumba, 1960’ta CIA desteğiyle devrilip öldürüldü. Başa geçirilen Mobutu 32 yıl en acımasız diktatörlük rejimini yürüttü.
•   ABD, komünizme karşı dünyayı koruma gerekçesi ve "Bir yeri kaybedersek tüm Asya’yı kaybederiz" diye özetlenebilecek meşhur Domino teorisi mantığıyla Güney ve Kuzey Vietnam arasındaki savaşa 1960’ta müdahale etti.