CNR, fuarları neye göre düzenler?

CNR, fuarları neye göre düzenler?

     Uluslararası Ev Tekstili Fuarı yapılacağını duyurdular. Sözleşmeler imzalayıp paraları topladılar. Sonra da "pardon, bu fuarın haziranda değil, şubatta yapılması gerekirmiş" deyiverdiler. Fuara hazırlanan firmaların ithalatları, emek ve mesaileri boşa gitti.

       Felko firmasının sahibi Nur Timurkan, CNR Fuarcılık tarafından gelecek ay düzenleneceğini zannettiği Uluslararası Ev Tekstili Fuarı için uzunca bir süredir yoğun hazırlık içindeydi. Geçen yılın sonlarında CNR'dan kendisine böyle bir teklifle gelmişlerdi. Öneriye sıcak bakan Timurkan, sözleşmeyi imzaladı.
       Üretim programını fuara göre ayarladı. Fuar tarihini izleyen aylarda kumaş tüketiminin artacağını gözönüne alarak siparişler verdi, ekstra ithalat yaptı. Stand hazırlıkları için mimar tutuldu... 700 milyon lira olan fuar ücretini, ocak ayından itibaren eşit taksitler halinde düzenli olarak ödüyordu.
       Fuar için hummalı bir faaliyet içindeyken, kendilerinin yanı sıra fuara katılacak diğer firmaların listesini almak üzere 3 hafta kadar önce CNR'ı aradı ve fuarın bu yıl yapılmayacağını hayretle öğrendi.
       Demek ki diğer katılımcıları merak etmese, fuar için mesai ve para harcamaya devam edecek ve belki de 23 mayıstaki son taksit de ödendikten sonra kendisine "özür dileriz, fuar gerçekleşemiyor" denecekti. Timurkan böyle düşünüyor ve fuarla ilgili tüm planlarının suya düşmesine ek olarak, CNR'ın tavrına da müthiş sinirleniyordu.
       O güne kadar yaptığı ve boşa giden çalışmalarıyla ne yapacağını bilemese de, hiç değilse 4 taksitte ödediği toplam 560 milyon lirayı ve henüz ödemediği 140 milyon liralık mayıs ayı çekini geri alabilmek için harekete geçebilirdi. Tabii 560 milyon liranın kendisine dolar bazında ödenmesini istiyordu.
       Ancak bu yöndeki çabaları da sonuçsuz kaldı. Bize başvurduğunda kandisine ne bir yanıt verilmiş, ne de herhangi bir ödeme yapılmıştı.
       CNR Fuarcılık'ın yetkilileri, konuyu araştıran arkadaşımız İlkay Özcan'a da fuarın iptal edildiğini söylediler. İlk kez düzenleyecekleri Uluslararası Ev Tekstili Fuarı'nda tarihi iyi kestiremediklerini ve ciddi bir hata yaptıklarını belirttiler.
       Meğer ev tekstiliyle ilgili fuarlar genelde yılın ilk aylarında yapılırmış. Bu alanda dünyanın en büyük fuarı olan Almanya'daki ev tekstili fuarı şubatta yapılmış. Ve çoğu kişi iş bağlantılarını o tarihte yaptığı için, hazirandaki fuarın boş, vasat bir fuar olacağına karar vermişler. Bu açıklamaları yapan CNR Fuarcılık yetkilileri, Ev Tekstilcileri Derneği'nden bu yönde gelen uyarılar üzerine fuarı iptal ettiklerini de dile getirdiler.
       Biz devreye girdikten sonra Timurkan'ın ödediği 560 milyon lira, o günkü kurdan hesaplanarak 600 milyon olarak kendisine iade edildi. 23 mayıs tarihli çeki de gönderecekler.
       CNR Fuarcılık, Yeşilköy'deki Dünya Ticaret Merkezi'nin açıldığı günden beri (yaklaşık 5 yıldır) orada fuar düzenliyor. O tarihten önce de çok sayıda fuar organize etmişti. Fuar tarihlerini hala böyle herhangi bir araştırma yapmadan rastgele belirlemelerine ve sonra da firmaların harcadıkları mesai, emek ve parayı umursamadan "pardon" diyebilmelerine şaşmamak elde değil.
       Türkiye'de ilk kez düzenlenecek bir uluslararası fuar için hangi tarihin en uygun olduğunu öğrenmek, ilk yapılması gereken iş değil mi? Yoksa önemli olan, herhangi bir tarih ortaya atıp paraları toplamak, sonra da "pardon" deyip epey üsteledikten sonra paraları geri ödemek mi?

       "9 mayıs tarihli "Kuralları delenler kazanıyor" başlıklı yazınızı zevkle okudum ve yine printer'dan alarak okuması için kızıma verdim. Bu yazıdan yola çıkarak tüketici köşenizden bir ricam var.
       Biliyorsunuz Ruffles gibi ambalajlı hazır patates cipsleri satılıyor. Bunlar aşırı derecede tuzlu ve benim gibi cips seven, fakat yüksek tansiyondan müzdarip tüketicilerin sağlıkları için zararlı.
       Ne zaman Ruffles yesem, tansiyonum çıkıyor. Ayrıca ambalajın üzerinde 100 gr için besin değerleri belirtilmiş, ancak tuz miktarı yer almıyor. Epey önce Ruffles firmasının tüketici danışma telefonunu aradım ve -benim gibi tansiyon hastalarını düşünerek- daha az tuzlu cips çıkarmayı düşünebilirler mi diye sordum. Konuyu ilginç bulduklarını ve yanıt vereceklerini söylediler, ama aradan aylar geçti, ses yok. Cipsler hala şap gibi."
       Elektronik postamda bulduğum bu mektup, İstanbullu okurumuz Yüksel Hak'a ait. Önceki hafta İstanbul'da bir konferans veren ünlü strateji gurusu Prof. Gary Hamel'ın "kuralları delen kazanıyor" tesbitinden yola çıkarak tuzsuz cips üretilmesini istemesi ne kadar hoş. Ancak arkadaşımız İlkay Özcan'ın yaptığı küçük bir araştırmaya göre şimdilik tuzsuz cips üretmeye niyetli bir firma yok.
       Uzay Gıda'nın halkla ilişkiler müdürü Ümran Beba'nın verdiği bilgiye göre Amerika'da tuzsuz olmasa bile düşük kalorili, "light" Ruffles satılıyormuş. Ancak ABD'de yıllık cips tüketiminin kişi başına 11 kilo olduğunu hatırlatan Beba, "Türkiye'de yalnızca 250 gram. Ürünün bir de light'ını çıkarmak bizim için lüks olur," diyor.
       Bu durumda tuzsuzunu çıkarmayı herhalde lüks ötesi olarak görüyorlardır. Ama okurumuzun önerisi bizce yabana atılacak cinsten değil. Zaten Beba da, "Yüksel Hak bize farklı bir vizyon kazandırdı. İleride potansiyel artarsa neden olmasın," dedi.
       Hak'ın, Ruffles'ların çok tuzlu olduğu konusundaki şikayetine ise Beba'nın itirazı var. Bir ülkeden diğerine az - çok farklılık göstermekle birlikte, dünyanın her yerinde satılan Ruffles'larda tuz oranının normal sınırlar içinde kaldığını söyleyen Beba, bu nedenle paketin üzerine yalnızca "tuz vardır" ibaresini koyduklarını, miktar belirtmediklerini kaydetti.
       Ben de okurumuz gibi cips yemeyi çok severim. Kilo almamak için pek yemiyorum, ama bazı şarküterilerin kendi hazırladıkları ambalajlı cipslerde tuz oranının çok düşük, hatta lezzetsiz denecek kadar düşük olduğunu biliyorum. Sayın Hak, belki tanınmış şarküterilere uğrayıp onların özel üretimi olan cipsleri deneyebilir.

     Turgan çifti, geçen yıl 83 milyon lira sağlık sigortası primi ödemişti. Bu yıl hasarsızlık indirimi beklerken, 310 milyon prim ödemeleri gerektiğini görünce çok şaşırdılar.

       Eşine ve kendisine Şark Hayat'tan limitsiz sağlık sigortası yaptıran İstanbullu okurumuz Ahmet Emir Turgan, 1997'de 83 milyon lira prim ödemişti. Geçtiğimiz yıl karı - koca ikisi de sağlık sigortalarını hiç kullanmadıkları için, bu yıl hasarsızlık indirimi bekliyorlardı. Ancak ödeyecekleri primin 310 milyon liraya yükseldiğini öğrenince gerçekten çok şaşırdılar.
       Prim yüzde 373 artmıştı. Üstelik ilk taksit kendilerine herhangi bir şekilde haber ve bilgi verilmeksizin kredi kartından çekilmişti bile.
       Ödemelerin durdurulması ve haber verilmeden çekilen prim miktarının iade edilmesi için Şark Sigorta'ya yazılı olarak başvuran okurumuz, "poliçeyi devam ettirmeyi düşünmüyorum. Ama bu artışın anlamını da kavramış değilim," diyor.
       Arkadaşımız İlkay Özcan'ın sorularını yanıtlayan Şark Hayat yetkilileri, artışı bu yılın başından beri uygulamaya koydukları "yaşa bağlı risk primlendirme sistemi"yle açıkladılar. Bu yeni uygulamaya göre belli bir yaşın üzerindekilerin ödeyeceği prim artarken, daha az hastalanacakları varsayımından hareketle genç sigortalılara düşük tarife uygulanacak.
       Okurumuz 57, eşi ise 53 yaşında. Yeni tarifede dezavantajlı gruba giriyorlar.
       Okurlarımızın geçtiğimiz yıl ödedikleri 83 milyon lira, çocuksuz aile için standart limitmiş. Şark Hayat yetkilileri, medikal enflasyon hesabında primlerin yüzde 100 arttığına dikkat çekerek, "eski sistem geçerli olsaydı, bu yıl genç bir çiftin 166 milyon lira prim ödemesi gerekecekti. Ama yeni hesaplama yöntemiyle 25 - 34 yaş arasında çocuksuz aile bu yıl 145 milyon lira prim ödeyecek," dediler.

Yazara E-Posta: M.Tamer@milliyet.com.tr