Demir Sabancı’nın hayatını değiştiren kitap!

İşadamı Demir Sabancı, önceki gün Vatan gazetesinin manşetindeydi: “Bir kitap okudum, hayatım değişti!” Sabancı’nın sözünü ettiği Çin Mucizesi adlı kitabı ben de okudum, ama pek etkilenmedim.
Kitaptaki tavsiyelere uyarak yaklaşık 1 yıl önce beslenme alışkanlıklarını değiştirdiğini belirten Demir Bey, kilo verdiğini, kendini daha zinde hissettiğini söylüyor. Üstelik bu ilk söyleyişi değil. Demir Bey bunu her üç ayda bir söylüyor.
O zaman da “Çin Mucizesi” reklamı kokuyor!
Kitabın yazarı Prof. Dr. Colin Campbell, beslenme konusunda yıllar boyu çok ciddi araştırmalara imza atmış saygın bir isim. 35-40 yıllık araştırmaları sonucu geldiği nokta şu: “Kansere yakalanmak istemiyorsanız her türlü hayvansal gıdayı sofranızdan kaldırın; sebze-meyveyle beslenin!”
Türkiye’de de hangi beslenme uzmanına gitseniz ve kansere yakalanmamak üzerine diyet yapmak istiyorum deseniz, benzeri önerilerde bulunur!

Balık da yiyorum, et de...
Peki ya hayat boyu zaten kansere yakalanmayacaksanız, eti-balığı-peyniri de çok seviyorsanız, neden hepsinden mahrum kalasınız?
Öneri bu kadar radikal ve dayatıcı olunca, benim isyankâr ruhum “inadına ye” diyor. Ne var ki ben zaten kanser olmuşum. Sevgili onkoloğum da kırmızı eti, peyniri-sütü-yoğurdu, özetle hayvansal proteinleri minimuma indirmemi tavsiye ettiği için, benim yelkenler ister istemez suya iniyor.
Yine de ben balık da yiyorum, et de... Ama genelde birkaç çeşit koyu yeşil yapraklardan oluşan koca bir tas salatanın üzerinde garnitür olarak. Tere, semizotu, mercanköşk, maydanoz, roka gibi yapraklar kanser hücrelerini kovdukları için, az miktardaki balık ya da etin kötü hücreleri beslemesine izin vermiyorlar. Ancak çok canım çektiğinde (ayda bir kez falan) bir tabak dolusu köfte-patatesi de afiyetle mideye indiriyorum.

Duna’dan bir fıkra
Emekli büyükelçi Cem Duna, geçenlerde çok hoş bir fıkra anlattı: Günleri sayılı olan bir kanser hastasına doktoru “En fazla 1 yıl yaşarsın. Artık her şey serbest; canın ne çekerse ye!” demiş. Hastanın bu işi pek aklı kesmemiş, bir başka doktora daha gidip, kendi doktorunun tavsiyelerini anlatmış ve ikna olmadığını belirtmiş. İkinci doktor, tıpkı Çin Mucizesi’nin yazarı Dr. Campbell gibi bitkiler dışındaki her şeyi yasaklamış.
Hasta pek sevinmiş: “Bu dediklerinizi uygularsam, daha uzun yaşar mıyım doktor bey?”
Doktorun cevabı Çin Mucizesi gibi: “Hayır, yine 1 yıl yaşarsın, ama o bir yıl sana öyle uzun
gelir ki!”

Hayvansal protein lazım
Bu arada Demir Bey, bir noktaya dikkat çekiyor:
“Kitap her ne kadar hayvansal ürünleri hayatımızdan çıkarmayı öneriyorsa da eşim, Dr. Campbell’a çocukların ve yetişkinlerin protein ihtiyaçları ne olacak diye sorduğunda, cevabı şu şekilde oldu: ‘Yetişkinler, günlük beslenmenin % 10’unda hayvansal gıdalara yer verebilir. Çocukların beslenmesini de farklı algılamak lazım. Büyüyünceye kadar süt, et ve balık, onların sağlıklı gelişmeleri için gereklidir.”
İşte buna çok şaştım. Çünkü kitabın bir yerinde küçük oğlu, 12-13 yaşındayken bir sınıf arkadaşının evine kalmaya gittiğinde, akşam sofrada neredeyse aç kalıyor. Önüne konan yiyecekleri neden yemediğini soran ev sahibesine, biraz da mahcup bir ifadeyle, kendi ailesinin bitkilerle beslendiklerini söylüyor. Eh o zaman da bana “Bu ne perhiz,
bu ne lahana turşusu” demek düşüyor.