Emlakbank müşterisi neden öfkeli?

Emlakbank müşterisi neden öfkeli?

Meral Tamer


Kredi kartlarında hababam usulü bankacılıktan vazgeçilmesine tepki
Konut üretiminden 2 yılda 46,5 trilyon zarar ettiği öne sürülen Emlakbank, kredi kartlarında da dostlar alışverişte görsün misali bir yaklaşımla devlet kesesinden ulufe dağıtıyormuş. Normal bankacılık yapmaya başlayınca kredi kartı sahipleri ayağa kalktı.
Yıllardır sadece Emlakbank kredi kartını kullanan bir tüketici olsanız, uygulamadaki 180 derecelik dönüşe haklı olarak siz de sinirlenirdiniz. Ancak bu yazıyı okuyunca, sanırım bugüne kadar neden Emlakbank'tan kredi kartı kullanmadığınız için hayıflanacaksınız.
Diyelim ki, son ekstrenizde kredi kartı harcamanız 100 milyon lira görünüyor. Siz bu tutarın hepsini değil de, ancak bir kısmını ödeyebileceksiniz. 50 milyon lira ödediğinizi varsayalım.
Bu durumda hesap kesim tarihinden son ödeme gününe kadar (ya da ödeme yaptığınız güne kadar) 100 milyon lira üzerinden faiz işletiliyor. Çünkü banka sizi baştan 100 milyon lira kredilendirmiş durumda. Ödemeyi yaptıktan sonra ise geri kalan 50 milyon lira üzerinden faiz alınıyor. 1 - 2 istisna varsa bile, bütün bankalarda yaygın olarak kullanılan sistem bu.
Ancak Emlak Bankası'ndan kredi kartı sahibi olanlar bugünlerde oldukça dertli. Çünkü onlar bu sisteme alışık değiller. Emlak Bankası bu yılın başına kadar sadece peşin ödeme kabul ediyordu. Ama 1 milyon lira eksik yatırandan da sadece o 1 milyon liranın gecikme faizini alıyordu.
Eski sisteme alışık olan kart sahipleri arasında, bu yüzden beklemedikleri faiz oranlarıyla karşılaşanların sayısı az değil.
İnşaat işiyle uğraşan İstanbullu okurumuz Can Göçer de bunlardan biri. Kendisi kredi kartlarına pek sıcak bakmadığı için kullanmıyor. Ama eşinin kartı başını epey ağrıttı.
Geçtiğimiz ay eşinin kartına 170 milyon lira tutarında bir ekstre geldi. Göçer son ödeme tarihinden önce, yanında çalışan bir elemanla bankaya 130 milyon lira gönderdi. Geri kalanı da birkaç gün içinde ödemeyi planlıyordu. Ticaretle uğraştığı için daha önce de böyle yaptığı olmuştu. Ancak bir yanlış anlaşılma yüzünden bankaya 130 değil, 90 milyon lira yatırıldı.
Kıyamet de geri kalan 80 milyon liranın faizi yüzünden koptu. Göçer şöyle anlatıyor:
"Levent şubesini aradığımda kulaklarıma inanamadım. Çünkü bana, faizin geri kalan 80 milyon lira üzerinden değil, 170 milyon lira üzerinden ve de ekstre kesim tarihinden itibaren hesaplanacağını söylediler. Güya sistem değişmiş.
Oysa bugüne dek sadece eksik kalan borç üzerinden faiz hesaplanırdı. Üstelik de faiz son ödeme gününden itibaren işlerdi. Bu uygulamaya bir anlam veremediğim için henüz borcun geri kalan kısmını ödemedim."
Gördüğünüz gibi okurumuzun itirazı, faizin işleme tarihine değil. O sadece yatırdığı paranın yok sayılmasını kabul edemiyor.
Adı bizde saklı bir diğer okurumuz da aynı şaşkınlık ve öfke içinde. Ocak ayı ekstresi 42 milyon lira. Bankaya 40 milyon yatırmış. Geri kalan 2 milyon lirayı da eski sisteme göre hesap yaptığı için fazla önemsememiş. Ancak şubat ekstresi geldiğinde bir de bakmış ki, 2 milyon liralık borca 2.5 milyon lira da faiz işletilmiş.
Tıpkı Göçer gibi o da, "benim yatırdığım 40 milyon lirayı yok saymaya ne hakları var?" diye itiraz ediyor.
Ancak kolayca tahmin edebileceğiniz gibi bu itirazların Emlak Bankası açısından kıymeti harbiyesi yok. Çünkü yapılan işin, diğer bankaların hep yaptığından bir farkı yok. Sadece Emlak Bankası da aynı uygulamaya geçti, o kadar.
Benzeri şikayetlerin kendilerine de yoğun olarak geldiğini belirten Emlak Bankası Kredi Kartları Merkezi yetkililerine göre kart sahiplerinin aslında yakınmaya hakkı yok. Diyorlar ki:
"Bugüne dek bankanın parasını gönüllerince, neredeyse bedavaya kullandılar. Sistem çok eskiydi. Ekstreler 1.5 ayda bir çıkıyordu. Geç ve eksik ödemelerde faiz alınmıyor gibi bir şeydi. Anlayacağınız kart çok cazipti. Ama banka kredi kartlarından zarar ediyordu. Sonuçta burası devlet bankası ve bedava kulanılan da halkın parası."
Tabii bu noktada Emlak Bankası yöneticilerine sormak lazım: Bugüne kadar har vurup harman savurdukları paraların halkın parası olduğu, yeni mi akıllarına gelmiş?
Türkiye'de geçerli mantığa göre olsa olsa bugüne kadar bu olanaktan yararlanmayanlar, kendilerini enayi olarak kabul edebilirler.
Bizler ise gazeteci olarak, konut üretiminden bankayı son 2 yılda 43,5 trilyon lira zarar ettirdiği iddia edilen geçmiş yönetimlerin, işletme mantığı olmayan bu yöntemle acaba bankayı ne kadar zarara uğrattığının hesabını sorabiliriz.



İstanbullu okurumuz Nesrin Odabaşı'nın oğlunun, dolgu yapılmak üzere oyulan dişi, kilitli bir dolap yüzünden neredeyse açık kalacaktı.
Odabaşı, bir cumartesi günü oğlunu Özel Göztepe Hastanesi'ne götürdü. Küçüğü koltuğa alan doktor, dişini bir güzel oydu. Buraya kadar her şey normaldi, ama ondan sonra aranmaya başladı.
Okurumuz önce doktorun çekmeceleri, dolapları filan karıştırmasına bir anlam veremedi. Ama sonunda doktorun halinden, dolgu malzemelerini bir türlü bulamadığını anladı. Çünkü dolap kilitliydi. Diş doktoru biraz ezilip büzülerek, "anahtar diğer arkadaşda kalmış. Şimdi geçici dolgu yapayım, daha sonra tekrar gelin," dedi.
Ancak doktorun bu teklifi, çalışan bir anne olarak zamanı çok kısıtlı olan okurumuzu sadece sinirlendirmiş o kadar. "Hasteneye geldiğimizde öğleden sonraydı. O saate kadar dolabın kapalı olduğunu farketmemişler bile. Ayrıca doktor, malzemeleri baştan hazırlasaydı bu durum farkedilecek ve ben belki de çocuğumun dişini boşuna oydurmayacaktım," diyor.
Nesrin Odabaşı hastanede de derdini anlatacak bir yetkili bulamayınca, daha fazla zaman kaybetmeden çocuğu başka bir dişçiye götürerek dişini doldurttu.
Arkadaşımız İlkay Özcan'ın sorularını yanıtlayan Özel Göztepe Hastanesi başhekimi Fikri Çelik, bu aksaklığı hafta sonu olmasıyla açıkladı ve "14:30'da nöbetçi bir ekip görevi devralıyor. Maalesef o gün diğer hekim arkadaş dolabın anahtarını bırakmayı unutmuş. Yarım saat kadar sonra anahtarın kendisinde kaldığını farkedip, hastaneye gelmiş. Ama tabii iş işten geçmiş," dedi. Çelik bu tatsız durum için okurumuzu arayarak özür dileyeceklerini de belirtti.
Vergi daireleri bir dergide yanlış yazılan ağırlığı esas aldığı için...

Frontera'ların ağırlığı, ruhsata göre 1561 kilo. Ancak vergi dairesi 1601 kiloda ısrar edince, taşıt pulu vergisi 19 milyondan 57 milyon liraya fırlıyor. Vergi dairesinin fazladan aldığı parayı Türkiye - Opel, araba sahiplerine geri ödüyor.
Opel Frontera sahiplerinin taşıt pulu yüzünden başları dertte. Çünkü üretici firma Opel'le, vergi dairelerinin ağırlık hesabı birbirini tutmuyor.
1995 model bir Frontera Jeep'i olan Mustafa Emrence, bu yüzden 38 milyon lira fazladan taşıt vergisi ödemek zorunda kaldı. Diğer Frontera sahipleri de okurumuzla aynı durumda.
Emrence bu yıl vergi dairesinde arabasının 1601 kg. üzerinden vergilendirildiğini öğrendi. Oysa ruhsatta 1561 kg. olarak belirtilmekteydi. Ancak vergi dairesi ruhsatı değil kendisindeki listeyi esas alıyordu. Araba 40 kiloluk farkla bir üst kademeye çıkıyor ve vergisi de 18 milyon 950 bin liradan 57 milyon liraya fırlıyordu.
Mustafa Emrence bu parayı ödedi. Bu da yetmezmiş gibi Emrence'den arabanın ilk sahibinin alım - satım vergisini eksik ödediğini söyleyerek hem fark hem de faiz aldılar. Okurumuz vergi dairesinden çıktığında 130 milyon lira kadar hafiflemişti.
Yeni ruhsatta da ağırlığın 1561 kilo belirtildiğine dikkat çeken Emrence köşemize başvurduğunda, "elimde Almanca'dan çevrilmiş bir kitap var, onda da 1561 kilo görünüyor. Acaba Türkiye'ye gönderilen modeller daha mı ağır? Gerçekte ne ödemem gerekiyordu, doğrusu çok merak ediyorum," diyordu.
Gelirler Genel Müdürlüğü yetkilileri konuyu araştıran arkadaşımız Nuray Köroğlu'na bu konuda net bir bilgi veremedi. Sadece okurumuzun şikayetini yazılı olarak bildirmesini ve sonuç alamazsa bakanlığa bir mektup yazmasını önerdiler.
Ancak Türkiye Opel'in bu konudaki tavrı açık. Hatalı olanın kesinlikle vergi dairesi olduğunu, gerçek ağırlığın 1561 kilo olduğunu belirtiyorlar. Bu yanlışlığın kaynağı da Avrupa'da yayınlanan bir otomobil dergisiymiş. "Dergide yer alan yanlış bir bilgi yüzünden iş bu noktaya kadar geldi," diyen Opel'ciler, Frontera sahiplerinin fazladan ödedikleri paraları başvurdukları takdirde kendilerinden geri alabileceklerini söylediler.
Bu arada konuyu yasal yollardan sonuca bağlamak için de araba sahiplerinden vekaletname istiyorlarmış.




Yazara Emailtamer@milliyet.com.tr