Fazıl Say, her zamanki gibi çırılçıplak

Fazıl Say’ın her konserinde aynı şeyi düşünürüm: Bu çocuk piyanoyu parmaklarıyla değil, yüreğiyle çalıyor! Ve yüreğiyle çaldığı için de her seferinde daha tuşlara dokunur dokunmaz, izleyicileri avucunun içine alıp peşinden sürüklüyor. Git gidebildiğin kadar...
Fazıl’ın Doğan Kitap’tan yeni çıkan kitabı Yalnızlık Kederi’ni bir solukta okudum. Coşkuları, öfkeleri, tutkuları, müziğe olan aşkı/sadakati/sabrı, hayalleri, rüyaları, siyasi duruşu, kırgınlıklarıyla çırılçıplak bir Fazıl Say var karşımızda. Piyanoyu nasıl yüreğiyle çalıyorsa, kitapta da açmış yüreğini sonuna kadar. O yüzden gereksiz bazı şeyleri niye bu kadar dert ediyor diye kızabilir, hatta kişisel kızgınlıklarını okurla nasıl bu denli rahat paylaşabiliyor diye şaşırabilirsiniz. 

39 yaşındaki FazılFazıl Say, her zamanki gibi çırılçıplak
Ama Fazıl bu işte ve bence dehasında da, pırıltısında da yüreğine gem vurmadan yaşayabilmesinin büyük payı var. Evet, dünyaca ünlü virtüöz piyanistimiz ve bestecimiz, 40 yaşına 1 kala -kadınlar hariç- her konuda ne düşünüyorsa kendini hiç sakınmadan yazmış. Sonunda da “Bu, benim sanatla, sanatçıyla, dünyayla, Türkiye ile ilgili şu anki düşüncelerimi yansıtan bir kitap. 10 yıl sonra başka bir şey söylüyor olabilirim, fikirlerim değişebilir. Beethoven’i yanlış anlamışım, Deniz Baykal’a haksızlık etmişim diyebilirim. Değişim doğal bir süreç,” diyor zaten.
Fazıl, bu kitapta bir yandan içini döküp dertleşirken ve kendisini doğru anlamamızı isterken, diğer yandan da yaratıcılığın doruklarında dolaşan bir klasik müzik sanatçısının evreninin taa derinliklerine, yalnızlığına götürüyor bizi. 11 yıl konservatuvara gitmiş ve klasik müziğin çileli yolculuğunu ucundan-kenarından da olsa tanımış biri olarak beni kitapta en çarpan bölüm, Fazıl’ın rüyalarındaki müzikli kâbuslar oldu. 

Zeynep Altıok’un Fazıl’ı
Kitabın kapağındaki fotoğraf, Fazıl’ın ruh halini bir çırpıda anlatıyor aslında. Virtüöz olmanın ardında akıl almaz bir emek, özveri, sevgi, yıllar süren sadakat, sabırla beklemek, bir hayat konsantrasyonu var. Bir de Fazıl’ın içine doğduğu aile ortamı var ki, onu da Madımak Oteli’nde yobazların katliamında hayatını kaybeden şair Metin Altıok’un kızı Zeynep Altıok, kitapta öyle güzel anlatmış ki... Tek kelime eklemeye gerek yok:
“Fazıl benim en eski arkadaşım. Ahmet Say, babamın en yakın dostlarından biriydi. Kâh evlerde buluşulur, uzun soluklu rakı sofraları kurulur; kâh tavukçudaki öğlen rakısı sofraları akşamlara kadar sarkar, ama söz bitmezdi. O zamanlar ben babamı hokkabaz, Fazıl’ı da deli fişek, yaramaz bir oğlan zannederdim. O kadar kabına sığmaz ve haşarıydı ki... Meğer babam şair, Fazıl da az bulunur bir dehaymış. Biz Fazıl’la, ancak doğum tarihlerimizle yakınına düştüğümüz 68 kuşağının ruhuyla yetiştirildik. Şiirle, müzikle, sözle eğitildik. Doğru bildiğimiz uğruna savaşmayı, bencil değil paylaşan olmayı, kendi için değil toplum için var olmayı özümsedik.”