Fazıl Say, Mercan Dede ve Milliyet TIR’ı

Fazıl Say, Mercan Dede ve Milliyet TIR’ı


Bir yanda Milliyet TIR’ını ziyaret eden işsiz, mutsuz, daha da önemlisi gelecekten umutsuz genç insanların aklımdan bir türlü çıkmayan çaresiz bakışları, yüz ifadeleri...
Diğer yanda İstanbul’a döndükten 48 saat sonra Yedikule Zindanları’nda Fazıl Say’ın Mercan Dede ile birlikte bizlere armağan ettiği tadına doyulmaz, özgün müzik ziyafeti...
Türkiye çelişkiler ülkesi tamam!
Gazeteci olarak ben de yıllardır aynı gün önce çamurlu sokaklarda, ardından ayakkabılarımı silip kırmızı halıların serildiği 5 yıldızlı otellerde haber kovalamaya alışık olmalıyım. Bu da tamam! Ama önceki gece olduğu gibi bu denli büyük çelişkiyi kaldıramadığım zamanlar yine de oluyor.

Bir yanda peş peşe ekonomik krizlerle küme düşen bir Türkiye, diğer yanda peş peşe bilinçli başarılarla dünya klasmanında zirveye tırmanmış genç bir sanatçımız...
İkisi de tesadüf değil. Son 35 yılda Türk siyasetine damgasını vurmuş Süleyman Demirel ve benzeri popülist politikacılar yüzünden Türk halkı bu hallere düştü. Fazıl Say örneğinde ise her türlü eğitim, teknik bilgi ve donanıma sahip olduktan (yani dersini iyice çalıştıktan) sonra kendisini benzerlerinden farklı kılacak adımları başarıyla ve zamanında atan, ne yaptığını gayet iyi bilen yaratıcı bir sanatçı var karşımızda.
Fazıl geçenlerde televizyonlardan birinde şöyle diyordu:
"Klasik müzik seyircisi tok artık her şeye. Dünyada çok fazla piyanist var. Müzikalite, teknik üstünlük, yorum gücü... Her bakımdan kusursuz olsanız bile yeterli değil artık. Seyirciye unutamayacağı farklı bir şey vermeniz, özel bir şeyler hissettirmeniz lazım ki fark yaratabilesiniz."
Yüzde 100 doğru bir tespit. New York ve Londra gibi klasik müzikte dünyanın en önde gelen merkezlerinde bile, ünlü orkestralar dinleyici bulmakta, dolayısıyla masraflarını karşılamakta zorlanıyorlar. Dinleyici gözü kapalı gitmiyor artık konsere. En gözde virtiözlerin solist oldukları konserlere gittiğinizde bile, salondaki yaş ortalamasının 60’ın üzerinde olduğu dikkati çekiyor.

Klasik müzik konserlerinin izleyicisi yaşlanıyor. Daha genç ve yeni klasik müzik izleyicisi kazanmanın yolu ise, Fazıl Say’ın yaptığına benzer yaratıcılıklardan geçiyor. Örneğin geçen ay İstanbul Caz Festivali’nde Almanya’dan getirtilen bilgisayara endeksli Bösendörfer marka bir piyanoya önceden yaptığı kaydın üzerine (4 el olarak) çaldığı Stravinski’nin Bahar Ayini, klasik müzikte dünya çapında dudak ısırtacak bir sanat olayıydı. Lütfü Kırdar’ı dolduranların tümü ağızları açık izledi. New York ya da Londra’da çaldığında, oradaki klasik müzik izleyicisi de aynen bizimkiler gibi ağzı açık dinleyecektir.

Mercan Dede ile önceki akşam verdikleri konser de müthişti. Çok özel bir gece yaşattı bize Fazıl. Genco Erkal’lı Nazım’ı da öyleydi, Kudsi Erguner’le birlikte verdikleri konser de...
Fazıl bugün eriştiği birikimle peş peşe, çok sayıda proje üretebiliyor. İzleyicinin nabzını tutmayı da kesinlikle ihmal etmiyor. "Ben istediğimi çalar, onlara da dinletirim" havasında değil hiç. Dolayısıyla önüme ne koyarsa beğeneceğim garantisiyle gidiyorum onu izlemeye.
Mercan Dede’de de farklı olmadı. Müziğini de, konuşma üslubunu da, alçak gönüllülüğünü de sevdim. Söylediklerinden aklımda kalan şu cümle, Fazıl’a verdiği değeri de çok incelikli dile getiriyor:
"Hayatımda ikinci kez yakalı beyaz gömlek giyiyorum. İlkini evlenirken giymiştim. Umarım bu konserin sonu, ilk beyaz gömlek giyişimin sonuna benzemez!"