Hayırseverliği bırak, sosyal girişimci ol!

Hayırseverlik bir tür bencillik değil mi? Kendi vicdanınızı rahatlatıyorsunuz, ama topluma kalıcı bir yarar sağladığını, herhalde kimse iddia edemez

Türkiye’yi zor günler bekliyor. Başbakan Erdoğan, krizi hafife almak için “Bu bizim krizimiz değil” dese de aslında zaten sorun, bu krizin bizim krizimiz olmamasında!
2001’deki gibi kriz sadece “bizim krizimizken” dış pazarlar açıktı, ihracata yükleniyorduk; işletmeler büyük çapta işçi çıkartmadan işlerini çevirebiliyorlardı. Ancak kriz bütün dünyanın krizi olunca, bizim ekonomimiz de adım adım büyük daralmaya doğru gidiyor.
Geçen hafta Milliyet ve Ernst&Young’ın birlikte düzenledikleri “Yılın Sosyal Girişimcisi” ödülü için Adana’daydık. Adanalı girişimcilere hitap ederken düşündüm ki, günümüz dünyasında hayırseverlik, artık demode kalıyor.

Vicdan rahatlatma
Hayırseverler, bağışta bulundukları yoksul ailelerde kuşkusuz geçici bir soluklanma sağlarlar; karşılığında da hayır dualarını alırlar, kendileri de vicdanlarını rahatlatırlar. Bir kuruma bağışta bulunduklarında, mesela bir okul yaptırdıklarında da kuşkusuz toplumun bir ihtiyacını giderirler, ama karşılığında da genellikle adlarını yazdırarak “ölümsüzleşirler”; kendilerini de tatmin etmiş olurlar.
Bugün geldiğimiz noktada, kendi ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra kalan paranın bir bölümünü ihtiyacı olanlara bağışlayan hayırseverlerin de durup düşünmeleri gerektiği kanısındayım. Her şeyin baş döndürücü hızla değiştiği günümüz dünyasında, bağış yapmanın ötesinde daha kalıcı yararlar sağlamanın yeni yolları var. Mesela sadece Türkiye’de değil, dünyada da yeni sayılabilecek bir kavram olan sosyal girişimcilik.
Hayırsever, mevcut yapıyı kırmaya teşebbüs etmez; toplumun yoksul ve dışlanmış kesimine kalıcı yarar sağlaması da genelde söz konusu değildir. Piyasalar kullanılmadığı için, hayırseverliğin ekonomik mantığı da yoktur.

Sosyal girişimci kimdir?
Sosyal girişimci, bol bağış yapan girişimci değildir! Kimilerinin sandığının aksine kokteyllere, davetlere katılan girişimci hiç değildir!
Sosyal girişimciliğin, sosyal sorumluluktan da çok temel bir farkı vardır. Kurumsal sosyal sorumluluk projelerinde şirketlerin birinci hedefi topluma yarar sağlamak değil, toplumun bir ihtiyacına cevap vererek imajlarını düzeltmek, satışlarını arttırmaktır. Yani işin ağır basan yönü reklamdır.
Sosyal girişimcilikte ise yoksulluğun yaygın olduğu bir yörede, en çok sosyal fayda nerede sağlanabilirse, küçük bir sermayeyle o potansiyeli ortaya çıkararak yoksul kesime iş, aş ve/veya sosyal fayda sağlamak esastır.
Hayırseverliğin aksine sosyal girişimcilikte para, en önemli kaldıraç da değildir. Önemli olan yüreğinizi, o güne kadarki deneyiminizi ve becerilerinizi ortaya koyarak yoksul kesime, çevreye, topluma kalıcı bir yarar sağlamaktır.
Örnek istiyorsanız, Van 100. Yıl Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mustafa Sarı, dünyada sadece Van Gölü’nün sodalı suyunda yaşayabilen ve yanlış avlanma nedeniyle nesli tükenmekte olan İnci Kefali’ni hayata döndürmek suretiyle sadece doğaya ve çevreye fayda sağlamakla kalmamış, Vanlı balıkçılara da iş imkânı yaratmıştır.