Herhalde ben geri zekalıyım!

Herhalde ben geri zekalıyım!


     Avrupa ve ABD, daha güvenli, daha temiz ve daha ucuz yeni jenerasyon nükleer santral teknolojisi üzerinde çalışırken, bizim neden eski tip riskli santrallere evet dediğimizi bir türlü anlayamıyorum

       "Enerjide DSP ve MHP tam bir cehalet içinde. Koalisyonun küçük ortağı ANAP ise menfaat peşinde!"
       Botaş eski Genel Müdürü Hayrettin Uzun, hükümet ortaklarının nükleer santral kurma kararını, 6 aralık günkü Cumhuriyet'te bu sözlerle yorumluyor. Ben de bu görüşe aynen katılıyorum.
       Ulaştırma Bakanımız Enis Öksüz'e göre ise nükleer santrallere karşı çıkmak geri zekalılık. Bu durumda ülkemizde son günlerde geri zekalılar safına katılmakta olanların sayısı hızla artıyor. Bunlardan biri de bendenizim.
       Bir türlü anlayamadığım nokta ise yaşam standartlarını yakalamaya çalıştığımız Avrupa ülkelerinin tümü, mevcut nükleer santrallerden nasıl kurtulacaklarının hesabını yaparken, bizim nasıl olup da "ömrü tükenmiş," demode ve riskli bir teknolojide karar kılmamız. Üstelik kuruluş amacı nükleer sektörü teşvik olan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın Başkanı Muhammed El B... bile nükleer ektörün ömrünün tükenmekte olduğunu açıkça telaffuz ederken...
       Günümüzde teknoloji başdöndürücü hızla ilerliyor. Televizyondan otomobile, tekstilden beyaz eşyaya herhangi bir sektörde 30 yıl öncesinin teknolojisinden eser kalmadı. 30 yıl önceki otomobilleri, 30 yıl önceki çamaşır makinelerini anımsayın. Bugünkülere göre ne kadar az becerikli.
       Diğer ürünlerde olduğu gibi nükleer santral teknolojisinde de gerek Avrupa gerekse ABD'de önemli araştırmalar, çalışmalar var. Nitekim 1990'ların başında kurulan Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi'nde (CERN) yeni tip nükleer enerji santrali geliştirildi. Deneme reaktörünün 2005 yılında devreye girmesi bekleniyor. Deneme aşamasında olan yeni tip santralin en önemli avantajı, mevcut santrallere göre çok daha az atık üretmesi.
       Tüm dünyadaki nükleer santrallerin dörtte birinin (104 adet) bulunduğu, buna karşılık yeni nükleer santral yapımından taa 21 yıl önce vazgeçen Amerika da bu konuda kolları sıvamış durumda. Dünyada tek süpergüç olarak kalmanın belli sorumlulukları var tabii.
       Başkan Clinton'a sunulan bir raporda, nükleer santrallerin bugünkü haliyle kabul edilemez olduğu görüşü tekrarlandıktan sonra, 21. yüzyıl için "daha güvenli ve daha ekonomik" santrallerin geliştirilmesi gerektiğinin altı çizilmiş. Ve bu raporun kabul görmesinden sonra ABD, 21. yüzyılın nükleer santralleri için kesenin ağzını açarak daha güvenli, daha az atık üreten, daha ucuz nükleer enerji için büyük çaplı ar - ge faaliyetlerine başlamış. Bu kararda kuşkusuz petrol ve doğalgaz kaynaklarına sahip ülkelere karşı elinde güçlü bir koz bulundurma hesabı da var.
       Türkiye'ye gelince... Nükleer enerjiye geçme kararını aldığımız 70'li yıllardan bu yana dengeler o denli değişti, Türkiye'nin enerji seçenekleri o denli çeşitlendi ki, konunun uzmanı Prof. Tolga Yarman'ın da dediği gibi artık ülkemiz için nükleer eneji bir zorunluluk değil, olsa olsa bir tercih.
       Türkiye 30 yıl bekledikten sonra neden tam da Avrupa ülkelerinin mevcut nükleer santrallerinden hızla vazgeçmeye başladıkları bir dönemde bu işe kalkışıyor?
       İlle de nükleer enerjiye geçilecekse, ABD ve Avrupa'da geliştirilme aşamasında olan ve çok daha az riskli ve ekonomik olacağı öngörülen yeni tip nükleer santraller neden beklenmiyor?
       Herhalde ben geri zekalı olduğum için bu durumu bir türlü anlayamıyorum.
       Yoksa bekleyemeyen Türkiye değil de, 10 yıldır dişe dokunur nükleer santral siparişi almadıkları için havlu atma noktasına gelen santral üreticisi firmalar mı?

Nükleer santralden korkuyorum

       Trafikte sürekli kural çiğneyen, ya cinayet işleme ya da intihar etme psikolojisi içinde araba kullanan bir milletten, nükleer santrale karşı da farklı davranmasını beklemiyorum.
       Çalışanının çok iyi eğitimli ve disiplinli olduğu Japonya'da bile son kazada olduğu gibi işçiler kazana 2.4 kilo uranyum yerine 16 kilo uranyum atabiliyor.
       Kanada'nın nükleer santral inşa ettiği yıllarda işçiler, içtikleri biraların kutularını inşa halindeki ana reaktörün borularına atabiliyor ve bu durum anlaşılınca projenin pekçok bölümü yeniden yapılması gerekebiliyor.
       Almanya'daki nükleer santrallerde çalışan Türk işçiler, santral içinde sağlık açısından insanın çok az girip çıkması gereken bölümlerde kıvrılıp uyurken yakalanabiliyorlar.
       Bizim ülkemize yapılacak nükleer santralin Bulgaristan'dakine ya da Çernobil'e benzemediğini biliyorum. Onlar dünyanın en tehlikeli 7 santralinden 2'si. Bizim santral, sanırım Avrupa'daki mevcut santrallerin bir benzeri, belki biraz gelişmişi olacak.
       Ama kafamı hep şu soru kurcalıyor: Bu santrallar son derecede güvenli ise, atıklar sorun yaratmıyorsa, neden Avrupa ülkeleri yenilerini yapmıyor ve hatta tam tersine mevcutlardan kurtulmaya çalışıyor? Bugünlerde deneme aşamasında olan yeni tip nükleer santral teknolojisi ticari ürüne dönüştürülme noktasına geldiğinde belki onlar da yeniden nükleer enerjiye dönebilirler.
       Bu kadar yıl bekledik. Biraz daha bekleyemez miyiz?

Dünyanın en tehlikeli nükleer santralları

       * Kola - Rusya
       * Ignalina - Litvanya
       * Bohonice - Slovakya
       * Çernobil 1 ve 2 - Ukrayna
       * Metsamor - Ermenistan
       * Kozloduy - Bulgaristan



Yazara E-Posta: mtamer@milliyet.com.tr