Huntington Dede'nin kâbus senaryoları!

Başbakan Erdoğan'a naçizane bir tavsiye: AB ile ilgili her konuşmasında Huntington'a atıf yapmaktan artık vazgeçsin

Akbank Kurumsal Bankacılık çok iyi bir iş yaptı. Geçen yıl IMF'i yerden yere vuran Nobel ödüllü ünlü iktisatçı Prof. Dr. Joseph Stiglitz'i İstanbul'a davet ederek bizlerle buluşturmuştu. Önceki gün de medeniyetler çatışması tezinin sahibi ünlü siyaset bilimci Prof. Dr. Samuel Huntington'la saatler boyu birlikte olmamızı sağladı. Önce çoğunluğu kadın 8 - 10 meslektaşımla Swissotel'de öğle yemeğinde biraraya geldiğimiz Huntington'u soru yağmuruna tuttuk. Ardından Huntington'un Akbank Kurumsal'ın davetlilerine verdiği 1 saatlik konferansı dinledik. Ardından Prof. İlber Ortaylı'nın yönettiği 1 saatlik hayli eğlenceli soru - yanıt bölümü vardı. Sonra da kokteyl... Huntington'un görüşlerine tahammül etmekte zaman zaman hayli zorlandıysam da sonuçta şu noktaya geldim: Başbakan Erdoğan, özellikle Türkiye'nin AB üyeliğiyle ilgili hemen her konuşmasında Huntington'a atıfta bulunmaktan artık lütfen vazgeçsin, zira elinde bastonuyla 78'lik bu dede bir efsane isim falan değil. Medeniyetler çatışması diye ortaya attığı spekülatif tez, akademik dünya için tahrik edici olabilir, ama reel politikada ne Avrupalılar itibar ediyor, ne de kendi ülkesi ABD'nin başındaki Bush yönetiminin umurunda...Huntington'u Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu toplantılarında son 3 yılda 2 kez dinledim. Hatta bir seferinde yine aynı masada yemek yedik. Ermeni olduğunu önceki gün öğrendiğim eşi de yanındaydı. Diğer bazı oturumlar dolup taşarken, Huntington'a ilgi çok sınırlıydı. Swissotel'de kendisini dinlerken fark ettim ki, Davos'ta kendisine benim gösterdiğim ilgi, meğer Huntington isminin bizdeki abartılmış popülaritesinden dolayıymış! Davos'taki Huntington Huntington'u dinlerken defterime düştüğüm notlardan bazıları: " Türkiye'nin AB'ye giriş ihtimali sıfıra yakındır. Amerika'nın Türkiye'nin AB üyeliğini desteklemesinin nedeni Avrupa'yı zayıflatmaktır. Türkiye'nin AB'ye girip - girmemesi, diğer Müslüman ülkelerin umurunda değildir. 11 Eylül saldırısı, ABD'nin milli kimliğinin güçlendirilmesi için bir fırsat olmuş, insanların kendilerini kültür ve dinle tanımladıkları yeni bir çağ başlamıştır. Bugün ABD'nin gerçek ve potansiyel düşmanları, dinin yönlendirdiği militan İslam ve ideolojik olmaktan bütünüyle uzak Çin milliyetçiliğidir. Dindarlık, Amerika'yı diğer birçok Batı toplumundan ayırır. Amerikan toplumu, dindarlığı sayesinde dünyayı, "iyilik ve kötülük ekseninde" diğer toplumlardan daha belirgin ve geniş algılayabilmektedir. İslam dünyası, diğer medeniyetlerden daha fazla bölünmüş durumdadır. İslamın içinde lider bir ülke olması İslam için de, dünya için de yararlıdır. Bu rol Türkiye'ye yakışmaktadır. İslam dünyasında Türkiye'ye laik ve biraz da şeytani bir ülke olarak bakılıyor. Türkiye, fanatik laiklikten vazgeçmeli, Müslüman kimliğine daha çok önem vermeli ve Müslüman dünya ile daha iyi ilişkiler kurmalı. Huntington'dan inciler Türkiye için AB ve Müslümanların liderliği dışındaki 3. seçenek milliyetçiliktir. Türkiye'nin, gerçekten tehlikeli bir bölgede yer aldığından yola çıkan bu seçenek, sadece kendi güvenliğine odaklanmasını öngörür. Bölgede Arap olmayan 5 ülke (İsrail, Rusya, İran, Pakistan ve Hindistan), 10 yıl içinde nükleer silahlara sahip olacaktır. Suudi Arabistan, Mısır, Suriye, Libya ve Cezayir de arkadan gelebilir. Bu durumda Türkiye ister istemez ya kendisi de nükleer güç olacak ya da İsrail ve ABD ile yoğun güvenlik ilişkisi geliştirecektir. Milliyetçi Türkiye Teknolojik gelişme ve küreselleşme ABD'nin anglosakson - angloprotestan kimliğini tehdit etmektedir. Çoğu Amerikalının üstün tuttuğu milli kimlik karşısında "güç, servet ve bilgi"yi elinde tutan Amerikalılar arasında uçurum oluşmuştur. Uluslararası ekonomi seçkinlerinin küresel bağları, milli bir topluluğa ait olma duygularını erozyona uğratıyor. (...) Hiçbir toplum ölümsüz değildir. Amerikalılar da günün birinde, geçmiş yüzyıllardaki insan topluluklarının kaderini yaşayacaktır." mtamer@milliyet.com.tr ABD de yok olacak