İhracatçı firmaların röntgeni, 2023 için S.O.S veriyor

Çarşamba günkü yazımda Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi BETAM’ın “İnovasyonda nicelik çok, nitelik yok” başlıklı araştırmasına yer vermiştim.
Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın daveti üzerine dün katıldığım toplantıda ise Türkiye’de ihracat yapan 115 bin firmanın tüm verilerinin analiz edildiği kapsamlı çalışma önümüze kondu.
Ekonomi Bakanlığı’nın patronajında, Ekonomi ve Maliye Bakanlığı’nın verileri, TÜBİTAK-Teknoloji Geliştirme Vakfı’nın işbirliğiyle gerçekleştirilen çalışmanın amacı; teknoloji, Ar-Ge, kamu Ar-Ge destekleri, patent, tasarım ve markanın; firmalarımızın ihracat birim fiyatı ve büyümesi üzerindeki etkilerini ortaya koymak.

Ar-Ge, patent, tasarım
Örneğin Ar-Ge indiriminin, firma performansı üzerindeki etkisi nedir? Ar-Ge, patent ve tasarımdan hangisi Türkiye ihracatı açısından daha kritik öneme sahiptir?
Çağlayan’ın dediği gibi bu çalışmada gerçekten de makrodan mikroya inilmiş. Son 10 yılda ihracat yapan firmaların tümü (ki sayıları 114 bin 443) mercek altına alınmış ve mesela görülmüş ki bunlardan % 72’sinin, ya da başka bir deyişle 82 bin 400 ihracatçı firmanın bugüne kadar ne Ar-Ge, ne patent ne de tasarımla en ufak bir alakası olmamış.

Sanayiciye sitem
Çok gerekli ve yararlı bir çalışma; ancak sonuç maalesef, durumun ne kadar vahim olduğunu ortaya koyuyor. Ar-Ge harcamaları da, patent başvuruları da son 10 yılda gözle görülür biçimde artmış; ancak yüksek teknolojili ürün ihracatında bir arpa boyu yol alabilmiş değiliz. Hatta geçen yıl kilo fiyatı 1.58 cent olan ihracatımızın birim fiyatı, 2013’ün ilk yarısında altın ihracatı gerilediği için 1.53 cente düşmüş.
Çağlayan, “Mevlana’nın dediği gibi dün dünde kaldı cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek lazım” diyor. Bir makas değişikliğine, yeni bir güzergâha ihtiyacımız olduğunu vurguluyor. Fiyat bazlı rekabet sisteminden, kalite bazlı rekabet sistemine geçilmesini zorunlu görüyor. Sanayinin GSYH’daki payının mutlaka artması gereğine işaret ederken, “yatırımlarını hizmet sektöründe yoğunlaştırdığı için” sanayiciye sitem ediyor.

Fasit daire gibi...
Çağlayan tespitlerinde yerden göğe haklı, ancak tedaviyi sanayi odaları, sektör temsilcileri, teknoparklar, ihracatçı birlikleri ve sivil toplum kuruluşlarıyla görüşmekte arıyor ki bu pek gerçekçi değil. Çünkü sanayici yatırımını kâr-zarar hesabına göre yapar. Değerli TL ile ürettiği maldan kâr edemediği için de hizmet sektörüne kayıyor.
Bir başka husus da şu:
Ar-Ge, patent ve tasarımla ilgilenen firmaların % 45’i, cirosu 10 milyon dolardan fazla olan büyük firmalarmış. Ancak Maliye Bakanlığı, firmaların büyümesini adeta cezalandırarak “sen küçük kal, işini büyüteceksen 2. bir firma kur ya da taşerona ver” diyor.
Prof. Mehmet Altan’ın dediği gibi “Ekonomi Bakanlığı mükemmel bir fotoğraf çekmiş; ama araştırmanın çaresiz kaldığı yer şu: Piyasa bunu neden yapmıyor?” Ve kapsamlı bir ekonomik reform projesi uygulamaya konmadan, sanayimizin makas değiştirmesi mümkün görünmüyor.