İnternational Hospital'da bir doktor randevusu

İnternational Hospital'da bir doktor randevusu

Meral TAMER

Gazetemiz İcra Kurulu üyesi Dinç Üner'in geçtiğimiz cumartesi günü saat 11.00'de İnternational Hospital'in doktorlarından genel cerrah Ali Akyüz'le randevusu vardı. Sekreteri randevuyu bir hafta önce almış, bir gün önce de teyid için Akyüz'ün sekreterini aramıştı.
Üner randevu saatinde hastanedeydi. 8 milyon lira olan muayene parasını vezneye yatırıp beklemeye başladı. Ancak aradan yarım saat geçtiği halde Akyüz ortada yoktu. Birazdan geleceğini söylediler. Bu arada başka hastalar da Akyüz'ü bekliyordu. Hastanenin işleyişi gereği, onlar da paralarını yatırmışlar ve ellerinde makbuzları vardı.
Saat 12. 00'ye geldiğinde Üner, gazetede kendisini bekleyen randevuları düşünerek bir başka genel cerrah tarafından muayene edilmesini istedi. Zaten Ali Akyüz'ün eski hastası değildi. İlk kez o gün karşılaşacaklardı.
Ama bu önerisi reddedildi. Sonuçta bazı testleri kafadan yaptırıp 2 saati boşa harcadıktan sonra sinir içinde gazeteye geri döndü. Bu arada yapılmayan muayene için ödediği 8 milyon lirayı geri alabilmek için de bir süre kuyrukta beklemek zorunda kaldı.
Pazartesi sabahı konuyu köşemize aktardı. İnternational Hospital'in Genel Müdürü Yaşar Yıldırım ilk telefonumuzda, "bunlar bana inanılmaz geliyor. Ali Akyüz o gün zamanında gelmişti. Ayrıca bizde bir doktor gelmediği zaman, hemen bir başka doktor onun hastasını alır," dedi.
Eğer olayın kahramanı Dinç Üner gibi yakından tanıdığım ve sözüne son derecede güvenilir ciddi biri olmasaydı, Yıldırım'ın açıklamasına ben bile inanabilirdim. Bir başka deyişle hiç tanımadığımız bir tüketici bizi aynı nedenle aramış olsaydı, kimin doğru söylediği konusunda epey kafa patlatmamız gerekebilirdi. Çünkü Yıldırım'ın özellikle "bir doktor gelmemişse, hastayı aynı branştaki diğer bir doktor görür," sözleriyle özetlediği hastane prensibinin işletilmemiş olması akıl alır gibi değildi.
Konuyu araştırdıktan sonra bize geri dönen Yıldırım, bu kez şöyle bir açıklama getirdi: "Ali bey gelmeyince, Metin hocaya (Prof. Metin Özgür) söylemişler. O da, "Ali bey izin verirse, tabii bakarım," demiş. Ama sekreter kız Ali beyi bulamamış. Sonra da Metin beye geri dönmemiş. Tamamen sekreter hatası. Sekreter kız, Milliyet İcra Kurulu üyesinin beklediğini bana bildirmediği için de ayrıca hatalı. Eğer söyleseydi, mutlaka bir çözüm bulurdum!"
Hoppalaaaaa! Demek ki adamına göre muamele... Tüm suç da sekreter kızda. Ayrıca Dinç Üner de kesinlikle "benim titrim şudur, işimi halledin," diyecek tiplerden değil.
Ayrıca müdür beyin söylediği gibi bir hastanenin eğer "bir doktor gelmemişse, yerine başkası bakar," gibi bir ilkesi varsa, bu ilke otomatikman işletilir. "Sekreter kızın beceriksizliğinin" lafı bile olmaz.
Zaten böyle bir ilkenin bulunmadığı, kısa süre sonra Prof. Ali Akyüz'den gelen telefonla anlaşıldı. Akyüz net olarak "o günkü randevularımı tamamiyle unuttum. 2 günlük bir kongredeydim. Dolayısıyla gelmem de imkansızdı," dedikten sonra Dinç Üner'den özür diledi. Bu arada "kimse benim hastama bakamaz. Ne sekreter, ne de doktor arkadaşım böyle bir inisiyatif kullanamaz," diyerek Yaşar Yıldırım'ı yalanladı.
Yıldırım'la son görüşmemizde ise "Ali bey randevusunu unutmuş. Hastaneyi arayıp iptal etmediği için, her an gelebilir diye diğer doktorlar hastayı kabul etmemişler," dedi.
Yakın geçmişte de başka tüketici şikayetleri nedeniyle İnternational Hospital üst yönetimine muhatap olmuş biri olarak bana güven vermediklerini ve inandırıcı gelmediklerini söyleyebilirim.
Hastane müdürü Yıldırım, belki de görevi gereği hep "durumu idare etmek" için konuşuyor. Ya da hastanede öyle bir doktorlar diktası var ki, belli prensipler olduğu halde her doktor kendi düdüğünü öttürüp kendi koyduğu ilkelerle çalışıyor ve hastane yönetimi de gıkını çıkartamıyor.

Cep telefonunu 5 ay önce aldığında sabit ücret 500 bin liraydı. 2 ay sonra 1,5 milyon lira oldu. Geçen ay da 8 yıllık eğitime katkıyla birlikte 3 milyona çıktı.
Siz de 5 ay önce cep telefonu satın alan bilgisayar mühendisi okurumuz Burak Bestel'in yerinde olsaydınız, üstteki tabloyu hazırlayıp aşağıdaki mesajla birlikte bize gönderebilirdiniz.
"İlk ay sadece 900 bin lira ödedim.
Bundan sonraki 2 ay boyunca ilk hevesle çok konuşma yaptığım halde faturalarım sadece 2 milyon gelmekteydi. Bu miktarın 500 bin liralık bölümü de sabit ücretti.
Daha sonra tüm telefon ücretlerine zam geldi. Bu arada cep telefonlarında sabit ücret de yüzde 200 artarak 1,5 milyon liraya yükseltildi.
Tam buna alışmaya çalışırken 8 yıllık eğitime katkı payı ortaya çıktı. İlk anda olumlu yaklaştığımız bu uygulama, son ayki faturaya 1,5 milyon liralık sabit ücretle birlikte 3 milyon lira gibi hatırı sayılır bir yük yükleyince işin rengi değişti.
Ayrıca ilk aylarda 2 milyon lira gelen fatura, eskisine oranla daha az konuşmama rağmen önce 5 milyona, son olarak da 9 milyon liraya fırlayıverdi.
Zaten konuşma ücretlerinin bu kadar hızlı artması akıllara durgunluk veriyorken, bu artışı hiçbir yetkilinin önceden anlaşılır şekilde belirtmemiş olması da bizi ayrıca üzdü.
Zira geçen ay anneme de bir cep telefonu aldık ve beraberinde aylık en az 3 milyonluk bir masraf kapısı açtığımızı bilemedik.
Halen kullanımda olan telefonların hepsi iş yerlerine kayıtlı değil, yani hepsi masraf gösterilemiyor. Telefon kullananların hepsi zengin de değil.
Serbest ve sokakta çalışan, çok da para kazanmayan kimselerde de telefon var."
Cep telefonu konusunda ben okurumuzla aynı fikirde değilim. Kuşkusuz serbest ve sokakta çalışanlar için hayat kurtarıcı. Ama cep telefonu sahiplerinin büyük çoğunluğunun bu aleti gerekli yere kullandığından da eminim. Cebinde parası çok ama görgüsü az olan ailelerde çoluk çocuğun elinde oyuncak olduğunu düşünüyorum.
Sanmayın ki benim cep telefonum yok. Var, ama hep kapalı durur. Çok gerektiğinde ben açıp konuşurum, sonra da kapatırım. İlk telefonum mayısta çalındı. Tam 4 ay cepsiz gezdim, hiçbir işim de aksamadı. Sadece evimizdeki her an bozulacakmış gibi duran asansörle 7. kattaki daireme çıkarken, yolda kalırsam telefonsuz ne yaparım diye biraz heyecan çektim, o kadar!.
Burak beyin cep'inin faturası son 5 ayda nasıl fırladı?
----------------------------------------------------------------
Dönem Sabit ücret Eğitime katkı Toplam ücret
------------------------------------------------------------
Mayıs - 930 000
Haziran 500 000 - 1 890 000
Temmuz 500 000 - 1 960 000
Ağustos 1 500 000 - 5 060 000
Eylül 1 575 000 1 369 565 9 310 000


İstanbullu genç okurumuz Murat Necioğlu, internet aracılığıyla gönderdiği mesajında, "sinemaların ya da dağıtıcı şirketlerin verdikleri ilanlara güvenemezsem neye güvenebilirim?" diye soruyor. Ve başından geçen bir olayı şöyle anlatıyor:
"Kadıköy'deki Broadway, beğendiğim sinemalardandı. 11 ekim cumartesi gününden beri bu fikrimi değiştirmiş bulunuyorum. O gün sinemaya gitmek isteyen herkes gibi gazeteye baktım ve "Smilla ve Karlar" filminin 13:30 seansına gitmeye karar verdim.
Ancak içeri girdiğimde aynı saatte başka bir film gösterimdeydi. Neden böyle olduğunu sorduğumda, gişedeki hanım, "ben nereden bileyim?" diye bağırdı. Müdür ortada yoktu. Bu arada başka bir görevli, "kusura bakmayın bu değişikliği bugün yaptık. O ilan dün verilmiş," dedi. Cumartesi günüm böylece rezil oldu."
Arkadaşımız İlkay Özcan'ın sorularını yanıtlayan Brodway sinemasının müdürü Selma Tiryaki ise izleyicilerden gelen yoğun istek üzerine kimi zaman seanslarda değişiklik yapılabildiğini söyledi. O gün aynı şey Köstebek filmi için olmuş. Tiryaki bu durumdan şikayetçi olanlara istedikleri filmi ücretsiz izleme hakkı tanıdıklarını ifade ediyor.
Özen Film basın halkla ilişkiler müdürü Nizam Eren, hiçbir sinema müdürünün seaslarda değişiklik yapmaya hakkı olmadığını söyledi. Sinema salonlarına film satan kuruluş olarak salonlara yaptırımları bulunmadığını belirten Eren, "ama Broadway sinemasına yüzde 50 ortağız. Sinema müdürünü seasları değiştirmemesi konusunda uyaracağız," dedi.

Yazara EmailM.Tamer@milliyet.com.tr