İstanbul’da sanat sarhoşu bir gazeteci


Türkiye’de siyaseten olan-biten ruhumu ne ölçüde karartıyorsa, İstanbul’da her türlü sanatın dünya çapındaki en seçkin örnekleriyle buluşmak, o ölçüde içimi açıyor. (Doğadaki muhteşem dengeyi, insan kendi dünyasında da bir biçimde kuruyor.)
Bu haftaya pazartesi akşamı Moskova Virtüözleri ve ünlü Rus kemancı/orkestra şefi Vladimir Spivakov’un İş Sanat’ta verdiği enfes konserle başladık. Vivaldi, Albinoni, Çaykovski, Şostokoviç... Müthiş bir icraydı; dakikalarca ayakta alkışladık.

Van Gogh’la içiçe...
Salı sabahı, açılış davetine katılamadığım Van Gogh sergisindeydim. İlaç sektörünün en büyüğü Abdi İbrahim, 100. kuruluş yıldönümünü müthiş çarpıcı bir etkinlikle kamuoyu ile paylaşıyor. Teşekkür ederiz. Antrepo 3’deki sergiyi mutlaka görmelisiniz.
İlk olarak Singapur’da sergilendikten sonra İstanbul’a gelen Van Gogh, çok sıra dışı bir sergi. “Çerçeve yok, resmin içindesiniz” diye özetleniyor. Van Gogh’un dünyanın hiç bir yerinde toplu olarak göremeyeceğiniz birbirinden ünlü eserleri, 3 binin üzerinde dijital fotoğrafla, bir hikâye çerçevesinde renk, müzik ve ışık gösterisi olarak 40 projektörle yansıtılıyor mekâna. Duvarlar, ekranlar, kolonlar, zemin, tavan, her yerde Van Gogh’un tabloları... Müthiş bir görsel şölen! Yapacağınız tek şey, o büyük mekânda bir köşe beğenip oturmak ve hızla akan rengârenk görüntüleri içinize sindirmek...

Perküsyonun sihirbazı
Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası BİFO’nun bu ayki konseri de en az Van Gogh sergisi kadar sıra dışıydı. Biz klasik müzikseverler, bazen fazla muhafazakâr olabiliyoruz. Bir perküsyoncunun solist olduğu konsere, örneğin bir Martha Argerich kadar istekle gitmeyebiliriz. Ancak perşembe akşamı Lütfi Kırdar’da Avusturyalı perküsyon sihirbazı Martin Grubinger’i dinledikten sonra bu önyargımı tümüyle geride bıraktım.
BİFO eşliğinde seslendirdiği ve 34 yaşındaki İsrailli besteci Avner Dorman’ın perküsyon konçertosunun dünya prömiyerinin yapıldığı konserde bütün salon alkıştan yıkıldı. 29 yaşındaki atletik yapılı, çok mütevazı genç sanatçı, o aletlerden ne biçim melodik sesler çıkardı; hepimiz hayret ettik. Hele 2 bis parçasında salon zıvanadan çıkmış gibiydi. Ben klasik müzik seyircisinin bu şekilde coşabileceğini tahayyül edemezdim; zaten daha önce de hiç tanık olmadım.
Van Gogh sergisinde olduğu gibi ilk kez gördüğüm yepyeni etkinlikler, beni çok heyecanlandırır, hatta büyüler. BİFO konseri, benim için bu haftanın zirvesiydi.

Film Festivali’ni kaçırmayın
Ve cuma akşamı, önümüzdeki 2 haftamı tıka basa dolduracak olan Uluslararası Film Festivali’nin açılışı vardı. İstanbul Kültür Sanat Vakfı İKSV’nin bu yıl 31’incisini düzenlediği festivalin yıllardır sadık bir izleyicisi olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, önümüzdeki bir yılda görmeye değer olacak ve çok sözü edilecek ne kadar film varsa hepsi şu anda İstanbul’da ayağımıza kadar gelmiş durumda. Geçmiş yıllarda bizim festivalde gördüğümüz filmler, ancak 7-8 ay sonra Londra’da ya da Paris’te vizyona girebilmişti. Çok zengin bir festival bizimki. Zaman ayırın ve keyfini çıkarın.
Cem Yılmaz-Ferzan Özpetek
Bugün ne yapacağımı duyunca eminim çok kıskanacaksınız. Cem Yılmaz ve Ferzan Özpetek’le birlikte, İtalya’da çektikleri Şahane Misafir’i gala gösteriminden önce izleyeceğiz. Bir filmi, o filme hayat verenlerle birlikte izlemek, öncesinde ve sonrasında film üzerine sohbet etmek benim için çok özel dakikalardır. Hele karşımda Cem Yılmaz ve Ferzan Özpetek varsa... Bu gösterimin festivalle bir ilgisi yok; ancak hemen ardından Beyoğlu’na giderek 19.00 ve 21.30 seanslarında, İKSV’nin bizlere sunduğu geniş yelpazeden seçtiğim 2 filmi izleyeceğim.