Kaçak kömürü nasıl sokuyorlar?

Meral Tamer

Kemerburgaz havzasında çıkarılan kömürün İstanbul'a girmesi yasak. Ama Anadolu'da satışı serbest. Bu kömürün İstanbul'a girişini önlemek için kamyonlarla Anadolu illerine gönderiliyor.
Ama bunların bir kısmı bir yolunu bulup, İstanbul'a geri dönmeyi başarıyorlar.
Sistemin işleyişi basit. Kemerburgaz'daki üretici elindeki standart dışı kömürü Anadolu'ya göndermek istediğini belirtiyor. Belediyeye de kendi deyimleriyle bu kamyonları "eskortlamak" düşüyor. Yani kamyonlar İstanbul'un dışına çıkana kadar belediye araçları eşlik ediyor. Önce kamyonların ruhsatları ve irsaliyeleri alınıp, ertesi sabaha kadar alıkonuluyor. Bu eşlik ediş Avrupa yakasında Silivri'ye kadar, Anadolu yakasında ise Kocaeli'ne kadar sürüyor.
Belediye yetkilileri, "bu önlem bazı kamyonların sabaha karşı 3'te, 4'te geri dönmelerine engel olmuyor. Gecenin karanlığından yararlanarak şehre giriyorlar," diyorlar. Sezon başından beri kamyonlara 35 milyar lira ceza kesilmiş.

Apartmanlara da kaçak kömür olduğunu nereden anlıyoruz? Apartmanın bacasından anlıyoruz. O apartmana giriyoruz. Ceza apartmansa yönetici üzerine yazılıyor. Müstakilse ev sahibi üzerine yazıyoruz. Bu cezalarla birlikte apartmanlardan kömürleri de alıyoruz.
Hem iyi kömür ve doğalgazın yaygınlaşmasıyla biz İstanbul'da 500 bin ton yılda çöpten kurtulduk. Çünkü kül miktarı azaldı. Ve İstanbul'a 2 milyon ton daha az nem atıyoruz artık.

İTÜ Makine Mühendisliği Fakültesi'nde yapılan bir araştırmaya göre, İstanbul'un iklim şartlarında standart bir sobanın saatte maksimum 2 kilo kömür yakması yeterli. Ancak genel ortalama 3.5 kilo.
İstanbul'da sadece sobaları ve kaloriferleri doğru yakmayı becerebilsek yakıt tüketimini yüzde 60 azaltmış olacağız. Bu aynı zamanda yüzde 60 daha az hava kirliliği demek.
İTÜ Maçka Makine Mühendisliği Fakültesi'nde yapılan bir araştırmaya göre, İstanbul'un iklim şartlarında 1 saatte maksimum 2 kilo kömür tüketmesi gerekiyor. Oysa genel ortalama 3.5 kilo. Aradaki fark yabana atılacak gibi değil.
Kaloriferli evlerde ise ne kadar ısınacağımıza biz değil kapıcılar karar veriyor. Onlar da genelde kazanı sonuna kadar doldurmayı tercih ediyorlar. Bunda apartmanların yalıtımsız olmasının da büyük payı var. Üst katlar ısınmadığı için kapıcılar çareyi aşırı kömür atmakta buluyorlar. Uzmanlar yakma kurslarının hemen hiç bir eğitici etkisi olmadığını, tek çözümün Batı'da olduğu gibi insanı devreden çıkaran yakma sistemlerine geçmek olduğunu belirtiyorlar.
Ama o zamana kadar biz de bir şeyler yapabiliriz. Örneğin apartmanımızın dışına asacağımız bir derece yakıt savurganlığının önüne geçmemizde yardımcı olabilir. Kapıcımız ezbere kömür atmak yerine bu dereceye bakarak kömür miktarını daha sağlıklı ayarlayabilir.
Soba yakanlar için de şu önerilerde bulunabiliriz:
* Sobanızı 3'te 2 oranından fazla kömürle doldurmayın.
* Yanmakta olan bir sobayı taze kömür koymayın. Üstten yanmayı engellersiniz. Kömürdeki uçucu maddeler yanmadan havaya karışacağı için hem siz ısınmazsınız hem de havayı zehirlersiniz.
* Yanma sırasında üst kapağı kapalı tutun. Böylece yararlı gazların yanmadan bacadan uçup gitmesini önlersiniz. Alt kapağı ise fazla açmayın. Kömürün çok hızlı yanmasına neden olursunuz.
* Odanızdaki ısıyı 22 yerine 18 derecede tutarsanız yüzde 20 daha az kömür kullanırsınız.
* Sobanıza lütfen atık yağ, motor yağ gibi maddeler atmayın. Çünkü bu sırada havaya yayılan maddeler kükürt dioksitten bile daha tehlikelidir.

Sobayla gelen ölüm her kış pek çok ailenin topyekun yokolmasına neden oluyor. Oysa insanlarımızı çoğu zaman uykuda yakalayan bu ölümü, bacaları 1 metre yüksekte kurmak ve piyasada 200 bin liraya satılan baca kapaklarından taktırarak önlemek mümkün.
Kış gelince gazetelerin 3. sayfaları sobadan zehirlenerek ölen ailelerin üzücü haberlerinden geçilmiyor. Özellikle geçtiğimiz kış bu olaylar iyice sıklaşmış ve suç ithal yada karışık kömürde bulunmuştu. Uzmanlarsa asıl suçlunun hiç bir zaman yakıt olamayacağını, bu tür olayların en önemli nedeninin sobaların yanlış kurulması olduğunu belirtiyorlar.
Zaten zehirleyen kömür değil odanın içine dolan karbonmonoksit gazı. Bir süre önce Kartal'da tüple ısınan bir aile odadaki oksijeninin bitmesi sonucu karbonmonoksitten zehirlenerek can vermişlerdi.

Uykuda sobadan zehirlenmelere en çok baca kapakçığının olmaması neden oluyor. Oysa piyasada sadece 200 bin liraya satılan bu kapaklar tepmeyi ve eksik yanmayı önleyerek karbonmonoksit oluşumunu engelliyor. Kısaca hayatınızı kurtarabilir. Eğer bacanız uygun yükseklikte değil ve baca kapağınız da yoksa, yatarken sobanızı kapatmayı unutmayın.
Hem randımanlı hem de sağlıklı ısınmak için sobaların aşağıdaki gibi kurulması gerekiyor:
* Havayı değil de odanızı ısıtmak için sobanızı duvardan itibaren en az yarım metre uzakta kurmalısınız.
* Ama bu mesafe 1.5 metreden de fazla olmamalıdır. Yoksa yanma sırasında boru ve bacada katran meydana gelebilir.
* Yatay borulara mutlaka bacaya doğru 10 derecelik hafif bir eğim verin.
* Soba borusunu baca içine fazla sokmayın. Böyle yaparsanız gaz çıkacak yol bulamadığı için odanın içine dolar. İşte zehirlenme için bir neden daha.
* Zorunlu olmadıkça 2'den fazla dirsek kullanmayın.
* Yatarken sobanızı açık tutmak istiyorsanız, üst kapağı mutlaka kapalı tutun, alt kapağı ise istediğiniz sıcaklığa göre aralık bırakın.

Büyükşehir Belediyesi çevre koruma müdürü Mustafa Öztürk İstanbulluları özellikle Şile dolaylarında çıkarılan kömür konusunda uyarıyor. "Bu kömürü yakmak uyuşturucu kullanmaktan daha beter," diyen Öztürk, kirliliğin en yoğun olduğu saatte 6 dakika solumanın, ölümlere neden olabileceğini belirtiyor.
İstanbul'a hala kaçak kömür giriyor. Çünkü hala alıcısı var. İstanbul'da son 1.5 aydır 12 bin ton kaçak kömüre el konuldu. Geçen yıl belge alan 60 firmanın yüzde 10'u kapatıldı. Ancak bu durum kaçak kömürcülerin ne alıcısını ne satıcısını ne de üreticisini durdurmadı.
İstanbulluları bütün sakıncalarına rağmen kaçak kömüre yönelten en önemli etken bilinç eksikliği. Bilinç eksikliği kendini 2 şekilde belli ediyor. Birincisi kaçak kömürün torbalı kömüre göre daha ucuz olması. Daha doğrusu öyle olduğunun sanılması. İkincisi, özellikle geçen yıl pek çok ailenin ocağını söndüren soba zehirlenmelerinde faturanın ithal ya da karışık kömüre çıkarılması.
Kaçak kömür alanların aldandıkları en önemli nokta kömürü kalorisiyle değil, kütlesiyle tartmaları. "Şu kadar para verdim, bu kadar çok kömür aldım," hesabı yapanlar aslında düşük kalorili kömür kullandıkları için çok daha fazla kömür yaktıklarının farkında değiller.
Kaçak kömürün 1000 kalorisi, 3 milyon liraya maloluyor. Üretim belgeli, sağlıklı kömürün 1000 kalorisi ise 2 milyon liraya geliyor.

İstanbul Belediyesi çevre koruma müdürü Mustafa Öztürk, kaçak kömür için "eroinden bile daha zararlı," tanımlamasını yapıyor. Ve şöyle diyor:
"Bu kadar net konuşuyorum. Eroini alan alışır ama sürünerek de olsa yaşamaya devam eder. Ama kaçak kömürün neden olduğu zehirli havayı kirliliğin en yoğun olduğu zaman 1.5 dakika teneffüs etmek 6 dakika içinde ölümünüze neden olabilir. O kadar tehlikeli bir şey bu."
İstanbul'a gelen kaçak kömürün en tehlikelisi ise Şile havzasından çıkarılan kömür. Bu kömür İstanbul'daki hava kirliliğinin bir numaralı sorumlusu olarak gösteriliyor:
"Şile'den kömür alan vatandaşımız şunu bilsin ki, bu kömür yüzde 7 kükürt ihtiva ediyor. Böyle bir oran dünyada yok. Üzerimize asit yağıyor. Üstelik de ucuz olsa. Hem cebimizi, hem havamızı hem sağlığımızı yakıyor. Bütün İstanbullulara sesleniyorum. Sizi aldatmasınlar. Bu kömürü almayın," diyor.
Peki İstanbullular Şile kömürü nasıl tanıyacaklar?
Öztürk, "gelen irsaliyeye bakın. Şile bölgesindeki taşocağının irsaliyesi vardır mutlaka. Şile'yi gördünüz mü, anlayın ki bu kömür değil. Bu çöpten de kötü bir madde," diyor.