Kansere var da şizofreniye neden yok?

Kanserin gerek teşhisinde, gerekse tedavisinde son yıllarda büyük aşamalar gerçekleşti. Peşpeşe yeni ilaçlar geliştiriliyor; en tehlikeli kanser türlerinden pankreas kanserinde bile ömür 4 yıla kadar uzatılabiliyor artık.
Buna karşılık psikiyatride şizofreni, depresyon ve ruhsal acılara karşı 40 yıla yakın zamandır kayda değer yeni bir ilaç bulunamadı.
82 yaşındaki Nobel ödüllü Amerikalı sinir-bilimci Prof. Eric Kandel’in de altını çizdiği gibi ilaç devleri psikiyatrik araştırmalara sırt çevirdi.

Antibiyotiğe Ar-Ge
GlaxoSmithKline ve AstraZeneca’nın, “Araştırmalar çok uzun sürüyor ve en son aşamada ilacın işe yaramayacağı ortaya çıkıyor” diyerek bir süre önce bu alandan çekileceklerini açıklamaları da ciddi bir darbe oldu. Bu 2 ilaç devi, son olarak güçlerini birleştirerek 180 milyon dolarlık yatırımla, mevcut antibiyotiklere direnç gösteren yeni virüslere karşı bir antibiyotik geliştirmek üzere Ar-Ge çalışmalarına başlayacaklarını duyurdular. Evet kansere de var, antibiyotiğe de Ar-Ge var, ancak şizofreniye yok!

Düşünenlerin Düşüncesi
Çarşamba günkü gazetemizde, “Düşünenlerin Düşüncesi” köşesi şizofreniye ayrılmıştı. Hacettepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Sedat Topçu’nun kaleme aldığı “Şizofrenlerin sonsuz çilesi” başlıklı makale, Davos’ta kafamı kurcalayan bu konunun, yeniden canlanmasına vesile oldu. Şizofreninin tıbbı bir gerçek olmadığına işaret eden ve şizofrenlerin günah keçisi muamelesi gördüğünden yakınan Prof. Topçu diyor ki:
“Psikiyatrinin bir tıp dalı ve şizofren olarak teşhis konulan insanların tıbbi anlamda hasta olup olmadıkları tartışmaya açıktır. Bu konular bilimsel olarak açıklığa kavuşturulmadığı sürece, insanların şizofren ya da ruh hastası denilerek aşağılanma-larının ve ziyan edilmelerinin sonu gelmeyecektir.”
Sinir-bilim üzerine çok sayıda kitabı olan, geçtiğimiz yıllarda Türkiye’ye de gelen Prof. Kandel ise uluslararası ilaç devlerinin kârlı olmayacağı için psikiyatri alanına sırt çevirmelerini çok büyük bir problem olarak görüyor.
“Şizofreniyi tedavi konusunda maalesef son 40 yılda hiçbir ilaç geliştirilmedi, şizofrenlileri anlama konusunda ise çok küçük bazı adımlar atıldı. Bu konuda ilk ilaç 1950’lerde geliştirilmişti; piyasaya çıkan son ilacın üzerinden ise 30 yılı aşkın zaman geçti.”

Şizofren fare olmayınca
Şizofrenlerin kendi kaderlerine terk edilmesinin, tıp dünyasının ve ilaç devlerinin izlediği yanlış stratejinin sonucu olduğuna işaret eden Prof. Kandel’in farelerle ilgili sözleri ise Prof. Topçu’nun görüşlerini haklı çıkartır nitelikte:
“Örneğin post travmatik sendromunu, insanlarda olduğu gibi farelerde de tespit edebiliyoruz. Bir bardak su içerken biraz ötede bomba patladığında insan beyninde salgılananlara benzer reaksiyon, farelerde de oluyor. Onların önlerine su koyuyoruz; içerlerken de bomba etkisi yapacak bir patlama yaratıyoruz ve benzeri salgıları tespit edebiliyoruz. Ancak kimse bir farenin şizofren olduğunu iddia edemez.” Dolayısıyla o noktada yol alınamıyor anlaşılan...
Davos’a kadar gidip, Dünya Ekonomik Forumu’ndaki oturumları mümkün olduğunca çok izleyebilmenin en hoş yanı da bu zaten. Türkiye’deki gündemin hayli dışına çıkabiliyorsunuz ve sonra da yıl boyunca orada dikkatinizi çeken konuları takip ediyorsunuz.
Nitekim bu yazı da Davos’un son günü Neue Zürcher Zeitung’da okuduğum Prof. Kandel’le ilgili geniş bir söyleşiden bende kalan izlerin, Prof. Topçu’nun Milliyet’teki makalesiyle canlanması sonucu yazılmıştır.