Koç’un CEO’su hükümetten ne istiyor?

Koç’un CEO’su hükümetten ne istiyor?


     Son 2 hafta içinde yolumuz 3 kez Nakkaştepe’ye düştü. Önce Koç Holding’in Rahmi Koç’tan Mustafa Koç’a devir-teslimli genel kurulu. Ardından yeni Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç ve CEO Bülend Özaydınlı’nın gazete yöneticileri ve birkaç köşe yazarıyle sohbet toplantısı... Son olarak da Koç Topluluğu’nun 2002 faaliyetlerinin sonuçlarıyla 2003 yılı beklentilerinin açıklandığı dünkü bilgilendirme toplantısı.
     Ve dünkü toplantıda Özaydınlı’nın ilk cümleleri:
     "Bir önceki buluşmamızda, Koç Topluluğu’nun medyayı ve kamuoyunu bilgilendirme toplantılarının Türkiye açısından hep olağanüstü dönemlerde gerçekleştiğinden bahsetmiştim. Yine böyle bir dönemden geçerken, savaşın gölgesinde sizlerle birlikte bu toplantıların dokuzuncusunu gerçekleştiriyoruz.
     
     Stratejik planlama
     (...)Bugün de önemli değişimler ve belirsizliklerle karşı karşıyayız. Ancak bu kez durum biraz farklı. Belirsizlik sadece Türkiye’nin değil, aynı zamanda dünyanın da bir gerçeği olarak karşımıza çıkıyor. Yeni bir dünya düzeninin kurulması veya en azından bu yolda, geçtiğimiz yüzyılı şekillendiren dengelerin değişmesi söz konusu.
     Bu durumda Türkiye’nin sadece kendi belirsizliklerini aşması değil, aynı zamanda dünyadaki belirsizliklere göre de doğru değerlendirmeleri zamanında yaparak, uygun pozisyonları kararlı bir şekilde alması gerekiyor.
     (...)Biz özel sektör olarak nasıl stratejik planımızı kararlı bir şekilde uygulamaya çalışıyorsak, Türkiyemizin de kamuoyu ile paylaşılmış ve gerçekleştirilebilir bir stratejik plan çerçevesinde yönetilmesi gerekmektedir."
     
     Belirsizliği yönetmek
     Hiç kuşkum yok ki Koç’un bundan sonraki medyayı bilgilendirme toplantıları da yine "belirsizliğin had safhada olduğu, olağanüstü bir döneme" denk gelecek. Hatta dünyadaki belirsizlik, belki Türkiye’dekinden de fazla olacak. Özaydınlı ile 6 ay sonra Nakkaştepe’de biraraya geldiğimizde "komşumuz" Amerika, kim bilir belki de Irak’tan sonra Suriye’deki rejimin de icabına bakmış ve kimyasal silahların İran’a kaçırıldığını iddia ediyor olacak! Dolayısıyla Özaydınlı’nın hükümetten ısrarla istediği stratejik planlama neye göre yapılacak?
     Bana göre bundan sonra gerek ülkeler, gerekse şirketler için aslolan belirsizliği yönetmek. Şirketler için bu nisbeten daha kolay. Ama "kara delikler", yoksullaşan işsiz halk yığınları, borca borç ekleyerek borcu çevirme kısır döngüsü gibi geçmiş iktidarlardan miras devasa sorunlara bir de 365 kişilik "ezici çoğunluğu" elde - avuçta tutabilmenin zorluğunu ve iktidardan nemalanma ya da menfaatleri kendi yandaşlarına pas etme telaşını eklediğinizde AKP hükümeti için bu hiç de kolay değil.
     
     Her gün olağanüstü
     Özaydınlı’yı dinlerken "Artık hep olağanüstü durumların içinde olacağız" diye düşündüm. Birinden çıkarken diğerine gireceğiz. Bu ortamda bence önemli olan, gerek şirketlerin, gerekse ülkelerin kendi ayakları üzerinde durur hale gelebilmeleri. Söylemesi kolay, yapması zor. Hele Türkiye söz konusuysa bu çok zor. Ama bir yerden de başlanması lazım.
     Bu hükümet, -istemeden de olsa- ABD’ye göbek bağımızı daha da güçlendirecek adımların atılmasını engelleyerek, Türkiye’nin kendi ayakları üzerinde durabilmesi yolunda ilk adımı atmıştır.
     Ve ABD’den bol paralar gelmediği için -yine hiç istemeyerek de olsa- kara delikleri daha fazla büyütecek maceralara yelken açamayacaktır. Hatta tam tersine yoksul seçmen tabanını elinde tutmak istiyorsa tek hareket alanı, kara delikleri küçülterek sağlayacağı fonlar olacaktır.